>
ATLAS LOGO

Mayıs 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Yazarlar 
Biz Dağlarda Ne Yerdik?

Çanakkale'de saha çalışmasındayız. Lahar denen bir volkanik oluşumun başında öğrencilere Lahar'ın nasıl meydana geldiğini anlatırken gözlerim biraz ileride bulunan dikenli bir bitkiye takıldı.

Yemlik
Sözlerimi bitirir bitirmez bitkiye doğru ilerledim, dikenlerinden sakınarak tam dibinden kopardım ve soymaya başladım. Kısa bir süre sonra elimde kurşun kalem uzunluğunda ve yarım cm kalınlığında bir bitki olmuştu.. Öğrencilere dönerek anlatmaya başladım.

- 'Bir jeolog doğada sadece kayalarla ilgilenmez. Acıktığı zaman hangi tür bitkileri de yiyeceğini bilmeli. İşte bu bitki de onlardan biri. Biz buna boğa dikeni deriz. Tadı havuca benzer. Hem susuzluğunuzu hem de açlığımızı giderir. Yemek isteyen var mı ?

Kenger
Hiç kimseden ses çıkmadı. Ben de bitkinin ucundan kopararak yemeğe başladım. Öğrenciler hemen tepki gösterdiler. Zehirlememden korkuyorlardı. Sadece birkaç öğrenci bana eşlik etti. Bize biraz ötemizde koyunları güden Mehmet amca da katıldı. O da bir boğa dikeni kopararak soydu ve edi.

- Tadı nasıl iyi mi ?
- Çok güzel. Gerçekten de havuç tadında.
- Peki bunun yendiğini biliyor muydunuz ?
- Hayır. Biz de bazı otları yeriz ama bunun hiç yemezdik. İnsanın her yaşta öğreneceği bir şey var demek ki .

Çocukluğum Muş'un Bulanık, ilk gençliğim ise Malazgirt ilçelerinde geçti. Bu dönemde en çok yaptığımız şey dağlarda keşiflere çıkmaktı. Sabah erken evden çıkar gelinciklerle bezenmiş buğday tarlalarını arasından geçerek kendimizi dağlara vururduk. Gongilik tepe ve Taşlı tepe civarında dolaşır dururduk. Bu keşif gezilerimizden birinde bir tepenin zirvesinde bulduğumuz bir midye fosili benim Jeoloji mesleğini seçmemi sağladı. Denizden bu kadar yüksekte bir deniz canlısının ne işi vardı? Üstelik de taşlaşmıştı. İlk zamanlar Nuh'un gemisinin Taşlı tepe dediğimiz tepenin üzeriden olabileceğini düşünmüştük. Bu taşlaşmış deniz canlıları da tufanın izleri olabilirdi. Bu benin doğada ilk keşif heyecanımdır. Daha sonra ilçe kütüphanesinde yaptığım araştırmalar fosilleşme kavramını öğrenmemi sağladı. Oradan da jeolojiye merakım başladı.

Gelincik Tarlası

Doğal olarak ailelerimizin de en çok sevmediği şey de bizim dağlara gitmemizdi. Bir gezimizde eski bir kilise kalıntısının kiler bölümüne küçük bir delikten girmiş ama çıkmak için epey uğraşmıştık. Çünkü içeride girdiğimiz deliğe ulaşacak hiçbir şey yoktu. En sonunda bir kilerin köşesindeki uzun kütüğü deliğe kadar uzatmış ve kütüğe tırmanarak deliğe ulaşmayı başarmıştık. Tabi ki eve varmamız gece yarısını bulmuştu. Bu olaydan sonra dağlara gitmemiz kesin bir dille yasaklanmıştı.

Bu yüzden yazları dağlara artık izinsiz gidiyorduk. Hal böyle olunca da evden yiyecek almamız da zorlaşmıştı. Bunu pek dert etmiyorduk. Çünkü doğaya gitme isteği kendi çözümümüzü de üretmemize neden olmuştu: Doğadan beslenmeye başladık. İlkbaharın ilk günlerinde doğa tüm nimetlerini sunuyordu. Menümüz altı ana bitkiden oluşuyordu. Uşgın, Kenger, Boğa dikeni, Yemlik, Mantar ve Gelincik. Hangisini bulursak onu yiyorduk. Bir gezi sırasında da en az ikisine rastlıyorduk

Uşgın
Uşgın ilkbaharın ilk ürünlerindendi. Ekşi tadı ve bol su içeriği ile hem zinde tutuyor hem de susuzluğumuzu gideriyordu. Çok kart olanları lifsi bir yapıya bürünerek ağaçlaşmaya başladığı için daha körpe olanları seçiyorduk. Yaptığımız tek şey ana gövdeden genç sürgünleri koparmaktı. Sürgünün üzerindeki ince kabuğu soyduk mu menümüz hazırdı. Birkaç tanesi bir öğle yemeğine bedeldi. Doğudan getirerek satanlar olduğu için bu bitkiyi Zeyrek'deki kadınlar pazarında ilkbahar aylarında bulabiliyorum hâla.

Kengeri bulmak biraz daha zordu. Sadece düzlük ve az suyun olduğu yerlere yetişiyordu. Çıkarmak da zahmetliydi. Çünkü yenen 10-15 cm lik kökünü topraktan çıkarmamız gerekiyordu. Bu da bazen çok zorlanmamıza neden oluyordu. Çünkü kengeri kolay çıkarmak için bir metal aparata ihtiyaç vardı. Elimizdeki ağaç çubuklarla çıkarmak çok zaman alıyordu. Kengeri çıkardıktan sonra üstteki dikenli kısmını atıyor, soyduktan sonra beyaz kök kısmını yiyorduk. Kendine haz çok hoş bir lezzeti vardı. Kenger turşusu ise muhteşem olurdu.

Boğa dikeni tadı hâla aklımda olan bir bitki. Çünkü hala yiyorum. Türkiye'de bu bitkiye rastlamadığım bölge yok neredeyse. Doğada da en kolay bulduğumuz ve en lezzetli olan bitkiydi. Bunda da en büyük sorun kartlaşmasıydı. Kartlaşınca sert bir ağaç dalı haline geliyor ve yenmesi olanaksız oluyordu. En dibinde dikenli beş-altı yaprağı olan bitkinin ortasından çıkan tek dal 15-20 cm boyutunda iken yenmesi gerekiyor. Dal uzamaya başladı mı içindeki yenen kısım da kartlaşmaya başlıyor. İkinci sorun ise yediğimiz bitkiler arasında en dikenli bitki olmasıydı. Ne kadar dikkat edersek edelim hem dalı koparırken hem de soyarken elimize diken batmasına engel olamıyorduk. Yine de gördüğümüz anda topluyor dikenlerden arındırarak kumanya niyetine yanımızda taşıyorduk. Havuca benzeyen tadıyla ve susuzluğumu gidermesi nedeniyle en favori yiyeceğimizdi.

Yemlik buğday tarlalarının kenarlarında bulunurdu. O kadar sevilirdi ki bazen insanlar evlerinde yemek için yemlik toplamaya çıkarlardı. Yemliğin de kenger gibi kökü yeniyordu ama kenger gibi kalın değildi. Daha inceydi. Yaprakları yukarı doğru yükselmez yere yayılırdı. Topraktan çıkarır, sallayarak üzerindeki toprakları döker, birkaç dalını soyduktan sonra geri kalanını yerdik. On- on beş adet yemlik karnımız kolaylıkla doyururdu.

Mantar bulduğumuzda piyango vurmuş gibi oluyordu Ancak birçoğumuz iyi tanımadığı için grupta mantar uzmanı arkadaşlarımız olduğu zaman yiyorduk. Yaktığımız ateşin közüne mantarı koyup, üzerine de biraz tuz attık mı değmeyin keyfimize. Kısa sürede mantarın suyu ortada birikiyordu. Önce törenle o içilirdi. Ben hâlâ közde pişen mantarın üzerinde biriken su kadar lezzetli başka bir sıvıyla karşılaşmadım. Dağa her gittiğimde bu bitkilerden bulduğumda çıkarır yerim. Hatta her bölgenin yenebilecek farklı bitkilerini de öğrenmeye başladım. Doğayı tanımaya başladıkça onu korumak için o kadar ne kadar çok neden olduğunu anlıyor insan. Bu aşamadan sonra da daha çok anlamaya ve öğrenmeye çalışıyor.

Doğada yenebilen bir çok bitki olmasına rağmen siz siz olun yanınıza bu bitkileri iyi tanıyan biri olmadan yemeye kalkışmayın. Çünkü bu bitkilerin bir çoğunun benzeri de var ve tatları hiç de iyi değil.

Yazı ve Fotoğraflar: Yıldırım Güngör

EDİTÖRÜN NOTU
Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
... izliyoruz : 12.05.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Annelik
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.