>
ATLAS LOGO

Mayıs 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Yazarlar 
James Bond Gerçeği…

Hayal endüstrisinin en basmakalıp kahramanlarından biridir James Bond. Yeni yaratılmış bir karakter olsaydı 007 kod adlı macera adamını muhtemelen beğenmeyecektik. Onu aşırı 'klişe' bulacak ve ilgi göstermeyecektik.

Bunda da epeyce haklı olacaktık. Karşımızdaki kişi günümüzdeki başarısını 1950'lerden kalmasının getirdiği sevimliliğe, adının eskiliğine ve bunun yarattığı olumlu etkiye borçludur. Bond artık bir nostaljidir.

Şaşırtıcı olan (belki de 'normal olan' demeliyiz) şudur ki James Bond çekiciliğini ta en başından beri bundan alıyordu. Ian Fleming'in bir roman kahramanı olarak yarattığı Bond her zaman yakışıklı, güçlü, tehlikeli görevlere atılan, 'ilkelerinin' peşinden giden, güzel kadınlarla birlikte olan, pahalı arabaları çatır çutur parçalayan biriydi. Günümüzün roman ve beyazperde yıldızları için bu meziyetler o kadar da ayırıcı ya da 'kahramanlığa' yetecek derinlikte değil, hatta biraz demode. Bunlar bir yana James Bond'un 20. yüzyılın ortasında gelişen ve bir şekilde süren popülerliği onun bu köşesizliğine, tahmin edilebilirliğine, basit bir kalıp oluşuna yaslanır.

James Bond 1953'te, Fleming'in Casino Royale adlı romanında arzı endam etti. Bu görkemli açılış okuyucudan büyük ilgi görünce Fleming'in romanları da peş peşe gelmeye başladı. (Fleming 1963'teki ölümüne dek her yıl bir Bond romanı yazdı.) Televizyon dizileri, çizgi romanları derken 1963'te Bond'un ilk sinema filmi gösterime girdi: 'Dr. No.' İngiltere kökenli bir karakterdi James Bond ama Amerika'da da büyük kabul gördü, hatta küresel şöhretini Yeni Dünya'nın yatırımcılarının ilgisine mazhar olduktan sonra kazandı. Sean Connery, 007 kodunu alan ilk aktördü ve Bond filmleri serisinde toplam altı kez boy gösterdi, Ajan Bond'un görünümü de bu başarılı aktörünkiyle özdeşleşti.

Kabul etmemiz gerekir, gıpta uyandıran biridir James Bond. Olgun yaşta, olgun işlere el atan, pahalı zevklere sahip, karizmatik ve cazibeli bir adamdır. Sadece genç okuyucu ve izleyici için değil, her yaş grubu için uygun bir hedeftir, erkekler için rol-model, kadınlar için koca-modeli olabilir. Bir yandan da ulaşılmazdır, hepimiz için orada duran ama hiçbirimizin ulaşamayacağı bir yerlerdedir. Endüstriyel koşullarda üretilip kitle tüketimine sunulmuş bir hayal ürününün bu model durumuna muhalefette bulunmak bizi çok da yeni bir noktaya götürmeyebilir. Ama James Bond için farklı olan şey, kahramanımızın ideolojik altyapısının diğer birçok örneğe göre fazla billurlaşmış olmasındadır. Çünkü Bond epeyce gericidir.

Umberto Eco, James Bond'un nasıl bir öyküsel tasarıma sahip olduğunu incelediği çalışmasında ajanımızın ileride izleyeceği yolun işaretlerinin daha ilk romanda verildiğini söylüyor. Romanda Fransız meslektaşı Mathis, 007'ye bazı nasihatler verir. Artık kötülerin dünyasını gördüğünü, ülkesini nasıl yıkmaya çalıştıklarına şahit olduğunu, kendisini ve sevdiklerini korumak için onlarla mücadele etmesi gerektiğini söyler. Ve şöyle devam eder Mathis: 'Ama insan olup beni düş kırıklığına uğratmayın. Harikulade bir makineyi kaybederiz.' Bond bu öneriye gerçekten de uyacaktır, insan olmayı bırakıp makineleşecektir. Ruh hekimleri için bir konu olmayı bırakacak ve yazarla okuyucunun istediği şekilde harikulade bir makine olacaktır. Eco'ya göre 007 efsanesinin başarısının kaynağı da budur: Kazanacağına duyulan güven ve kazanırken kullandığı metotların tutarlılığı.

James Bond roman ve filmlerinde kişisel sapmalar yaşamaz. Gizemli patronu M ona gerçekten de altından kalkılması zor görevler verir, Bond da derhal harekete geçer; görev, vatan (İngiltere) ve kraliçe adına kötülerle savaşır. İşini yapan bir makine gibidir Bond, kendisine yer yoktur (daha doğrusu buna gerek yoktur), 'görevi' içinde kaybolmuş biridir. Kraliçeye olan sadakatine uygun açıdan baktığımızda karşımıza mükemmel bir mutlak itaat manzarası çıkar ki buna da hiç şaşmamak gerekir.

Öykülerin akışı da yine bu şekilde mekaniktir, 'iyilerle' 'kötüler' arasındaki ezeli savaşa dair yeni bir şey söylenmez. Eco, klasik bir James Bond serüveninin basit bir şemaya dayandığını belirtiyor. Akış kısaca şöyle: M, Bond'a bir görev verir. Kötü adam, Bond'un karşısına çıkar; ilk raund yaşanır. Kadın, Bond'un karşısına çıkar; Bond, onu elde eder ya da etmeye çalışır. Kötü adam, Bond'u yakalar. Bond, kötü adamı yener. Bond, kadınla görüşür; sonra ayrılır.

Fleming'in romanlarda bağlı olduğu bu şema 007 filmlerinde de kısmen kendini gösterir. Umberto Eco bu noktada lafını esirgemiyor: 'Fleming, şemasının ‘kötü' hanesini bir Rus ya da bir Yahudi ile doldurduğu için gerici değildir; gericidir, çünkü şema ile hareket etmektedir.' Bond'un yaratıcısına 'ırkçı' demek biraz abartılı bir suçlama olur, kendisi en fazla sokaktaki beyaz adamın bilinçaltındaki kadar ırkçıdır. Ama dogmatik ve hoşgörüsüz bir şema izleyerek tıpkı masallarda olduğu gibi tartışılmaz görüntülerle eleştiriye izin vermeyen bir yapı kurar. Bond da bütün bunlar içinde bir birey değil, bir çark olarak yer alır.

Bond, özgür dünyayı tehdit eden Sovyetlere ve onların işbirlikçilerine yıllar boyunca aman vermedi. Ve nihayet 1990'ların başında komünistler yenildi. Peki şimdi ne olacaktı, Bond işsiz mi kalacaktı? Birçok kişi öyle olacağını düşündü, artık 007'nin yaşamasına gerek yoktu. Ama 1995'te James Bond, 'Golden Eye' adlı filmle Pierce Brosnan'ın suretinde geri geldi, üstelik yine hayranlık dolu bakışları üzerinde toplamayı başardı. Seri, sonraki yıllarda da devam etti ve hatırı sayılır gişe başarılarına imza attı. Bu kez karşısında bir devlet ya da bir devletle bağlantılı güçler yoktu Bond'un, kitlelerin değişen tedirginliklerini değişik yöntemlerle teskin etmesi gerekiyordu. Bunu başardı da; aşırı teknolojilere sahip, siyasi duruşları daha belirsiz ama özgür dünyayı yıkma hevesleri yerli yerinde, amaçlarına çevrelerini, hatta bütün dünyayı terörize ederek ulaşmaya çalışan kötü adamları dizginledi. Bu noktada sinema endüstrisinin gelişen teknik imkanlarını da hesaba katmalı. Bond filmleri casusluk temasından aksiyona kaydı. Bu da daha fazla arabanın parçalanacağı anlamına geliyordu.

Bir 'kaçış eğlencesi' olarak James Bond'u kariyerinin en başından beri incelemeye devam edersek kendisinin 'mükemmel iyi' oluşuna karşılık düşmanının 'mükemmel kötü' olduğunu görürüz. Kötü adam komünist, Nazi artığı ya da özgür (ve beyaz) dünyanın başka bir düşmanıdır; alabildiğine çirkindir (genellikle beyaz değildir); ve neredeyse cinsiyetsizlik derecesinde erkeklikten uzaktır. Bond'un ise iyiliğinin yanı sıra yakışıklılığına ve erkekliğine de vurgu yapılır. (Beyaz) Erkeğe yapılan bu övgüye aslında kitle kültürü mamullerinin çoğunda rastlanır. Bizdeki karşılığını 'at, avrat, silah' ifadesinde bulabileceğimiz bu erkeklik tanımı bir yandan geleneğe gönderme yapar, bir yandan da gerçekten çok 'moderndir'. Ele verdiği şey ise şudur: Eşitsizlik. Kadın ve erkek arasında, kahraman olan ve sıradan olan arasında, 'güçlü' ve 'güçsüz' arasında...

İletişim bilimci Prof. Dr. Ünsal Oskay, fantazya endüstrisinde yaratılan 'çağdaş kitle toplumu erkeğine', kahramana merceğini tutuyor: 'Ergilci bir siyasal kültür içinde toplumsallaştırılmış bulunan; astları karşısında ergil, üstleri karşısında efemineleşmiş bir insandır bu tarihi yaratması beklenen kahraman...' (Bu arada Bond'un kendisini göreve koşan M ile arasındaki emreden-emir alan ilişkisini hatırlayalım.) Bu türden bir kahraman erkek, direnmeyi, tarih yaratmayı sadece kahramanların başarabileceği mesajını verir ve eşitsizliği yeniden yaratır.

Bond'un kadınlara yaklaşımı da bu çerçevede çetrefillidir. Etrafındaki kadınlar çekicidir, kimi iyidir, kimi kötüdür, iyi zannedilenlerin bir kısmının sonradan kötülerin safında olduğu anlaşılır ve Bond bütün bunlarla bir aşk-nefret ilişkisi yürütür. Kadınlar kadın olmaktan ziyade bir fetih malzemesi gibidir, zaten Bond da onları er geç fetheder ama bağlanmaz, sadece hoşça vakit geçirir. 007'nin not defterinde batılı olmayan, egzotik kadınların numarası da bolca vardır. Beyaz erkek, batılı olmayan dünyanın erkeklerini yenmekle kalmaz, kadınlarını da cezbeder. Batılı izleyicinin içini gıcıklayacak her şeyi yapar kısacası Bond.

Fleming'in projesi tuttu, romancı başarmak istediği şeyi başardı. Bir kaçış eğlencesi yaratmak istiyordu ve bunu nasıl yapacağını biliyordu; bu noktada hakkını teslim etmek zorundayız. Dünyanın en ünlü ajanı yaratıldığı günden beri epeyce değişiklik geçirdi ama temel unsurların her zaman yerli yerinde duracağını kestirmek zor değil: İyilik, güzellik, 007.

Mustafa Türker Erşen / Şubat 2007

EDİTÖRÜN NOTU
Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
... izliyoruz : 17.05.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Annelik
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.