|
Yerdeki ahali, havada uçan pelerinli adamı bu şekilde tespit eder. Ardından kahramanımız yere iner, kötü adamların hakkından gelir ve tekrar göğe yükselir. Superman'in bir hayal kahramanı olarak kanıtladığı başlıca şey budur. İyiler daima kazanır. Superman sadece bir çizgi roman yıldızı değil; filmleri, çizgi filmleri, televizyon dizileri, üzerine o ünlü 'S' logosu basılmış bin bir çeşit eşyasıyla popüler kültür zirvelerinden biri. Çağdaş bir mit. Modern bir ikon. Kahramanımızın doğumu ve gelişimi onu basit bir 'ürün' değil, bir kültürel mesele olarak ele almamıza imkan veriyor. Superman bir 'kahraman', 'adalet savunucusu', 'cezalandırıcı', 'iyi vatandaş', 'süper insan' olarak (aslında Batıda doğan ama günümüzde etkileri tüm dünyayı sarmaya çalışan) duyarlılıklarımızı gösteriyor, tanımları nasıl yaptığımızı örnekliyor. Superman ilk olarak 1938'de, çizgi roman dergisi Action Comics'te göründü. Joe Shuster ve Jerry Siegel'ın yarattığı kahraman, okuyucularca çok sevildi ve bir yıl sonra kendi dergisine kavuştu. Superman, süper kahramanların ilkiydi, insanüstü güçlere sahipti, uzaydan gelmişti, uçabiliyordu, lokomotiften hızlı koşuyordu, demiri bükebiliyordu. O ve ardından gelen diğer süper kahramanlar çok geçmeden Amerikan çizgi romanının temel unsurları oldular ve 'hayal gücü' dediğimiz şeyi büyük ölçüde değiştirdiler.
Umberto Eco da Superman'i 'kaçış eğlenceleri' arasında sayar. 'Superman Miti' başlıklı çalışmasında süper kahraman öykülerini 'düzen kavramına uyum' açısından değerlendirir. Gerçekten de süper kahramanlar kentli okur için bir avuntu oldu, kötülerin cezalandırılacağı güvencesini verdi, düzenin devam ettiğini ve işlerin yoluna gireceğini gösterdi. Eco'ya göre Superman öykülerinde gerçek öğeler daha türdeş bir özelliğe sahiptir, o bir tip olarak en özenli tasarlanandır ve benzerlerinin temsilcisi sayılabilir. Sonuçta Superman uzun süre okuyucunun (hayali) arkadaşı olmakla kalmamış, onu tamamlamıştır; Amerikan tarzı yaşam biçiminin simgesi haline gelmiştir. Modern dönem kahramanın mesajı açıktır: 'Dünya böyle kalmaya devam edecek. Çünkü onu ben koruyorum.' Okur için çok büyük bir sığınaktır bu gerçekten de. Superman'in ünü yıllar içinde büyüdü, çizgi romanının öyküleme ve çizim kalitesi arttı, yayıncısı DC Comics yeni dergilerle Superman evrenini genişletti. Bu arada 'kırmızı pelerinli adam' diğer çizgi karakterler içinde kendi farkını daha çok ortaya koydu. En çok karşılaştırıldığı tip yine DC'ye ait Batman'di. Superman uzaylıydı, iyimserdi, hoşgörülüydü, üstün-insandı. Batman ise dünyalı, kötümser, acımasızdı. Ve de normaldi... Süper kahramanlar ölçeği şaşmış bir dünyada kendini yalnız hisseden kitle kültürü insanı tarafından büyük kabul gördü. Attıkları yumruklar okuyucunun içine su serpti, doyum ihtiyacını karşıladı. Döneme göre bunu farklı farklı şekillerde yaptı çizgi kahramanlar; sokakta suç yükseldiğinde suçla mücadele ettiler, savaş sırasında askere yazıldılar. Bu tür ilişkilerin (en azından İkinci Dünya Savaşı ya da soğuk savaş yıllarına göre) artık zayıflamış oyduğu söylenebilir. Süper kahraman çizgi romanlarının (ve belki pop aleminin diğer kollarının da) bu tür hassasiyetleri gözetmesi artık biraz demode kaçabilir. Bir iletişim biçimi olarak popüler çizgi romanların işlevleri değişmiştir, 2000'li yıllara doğru ideolojinin aleyhine, estetiğin lehine bir değişim olmuştur. Ama o kadar da değil... Bir diğer Amerikan çizgi roman firması Marvel Comics'in 'Uncanny X-Men' serisinin okuyucu mektupları sayfasındaki bir örnek çok çarpıcı. Kasım 2005 tarihi 464. sayıda bir okur, editörleri fazla 'geyik muhabbeti' yapmakla eleştirip devam ediyor: 'Eski sayılardaki okuyucu mektuplarını özlemiyor musunuz? Eskiden Kaptan Amerika'nın Vietnam'a gidip gitmeyeceği tartışılırdı. Bizim de şimdi Afganistan'da El Kaide'yi aramamız gerekmiyor mu?' Neyse ki editörlerin bu mektuba yine 'geyik muhabbetiyle' yanıt verdiği görülüyor... Çizgi romanda, sinemada, televizyonda süper kahramanların (bizim örneğimizde Superman'in) yüklendiği anlam zaman zaman değişebilir ama temel nokta hep aynıdır: Bu dünyada başıbozukluğa izin verilmez. Doğrusu bunda ilk bakışta itiraz edecek bir yan da görülmeyebilir. Yine Umberto Eco'ya göre süper kahramanların insani ve doğal yasalara son derece saygılı ve sadık oldukları açıktır, güçlerini iyi amaçlar için kullanmaları doğrudur. Ama 'iyi nedir?' sorusuyla bir muğlaklık ortaya çıkar. Eco, Superman'in gezegenleri yerinden oynatabilecek gücüne rağmen yerel düzeyde etkinlik göstermesine dikkat çeker. Kahramanımız uyuşturucu karaborsasına, rüşvet yiyen siyasetçilere karşı değil, kentteki banka soyguncularına karşı mücadele eder. Onun dünyasında görünürdeki tek kötülük özel mülkiyete karşı olan gibidir. Eco, sağlıklı ve zorunlu rahatlama anlarında bu tür ürünlere yönelmenin doğallığının hakkını teslim ediyor, kaçış eğlencelerine hoşgörü gösterilebileceğini söylüyor. Asıl sorunu medeni bilinç-siyasal bilinç ilişkisinde görüyor Eco ve Superman'de sadece medeni bilincin kusursuz bir örneğini bulduğumuzun altını çiziyor. Zararsız, hatta belki de yararlı bir şeye fazla mı ahlakçı yaklaşıyoruz Eco'nun deyişiyle? Ama kitle kültürü söz konusu olduğunda böyle bir uyanıklılığa her zaman ihtiyaç var. Süper kahramanlar genelde aynı mantığı paylaşır ama her yiğit, süper kahraman bir şekilde birbirinden farklıdır. DC'nin Superman'ini en büyük ticari rakibiyle, Marvel'in Örümcek Adam'ıyla da karşılaştırmak bize uçan adamımız ve süper kahraman mantığı hakkında fikirler verebilir. Superman'in vakur, karizmatik, başarıya mahkum hali karşısında Örümcek Adam esprili ve hata yapmaya açıktır. Superman uzaylı, Örümcek Adam dünyevidir; Clark Kent geçim sıkıntısı çekmez, Peter Parker çeker; biri uçan adamdır, diğeri duvar sürüngeni. Superman okuyucunun olmak istediği kişidir. Örümcek Adam'sa olduğu/olabileceği kişi. Sorumluluk bilinci ve insanlığa hizmet azmi açısından birbirine benzeyen iki kahraman, okuyucu ve izleyicinin iç dünyasını takviye ediş şekli açısından birbirinden ayrılır. Daha kolay özdeşlik kurulabilen Örümcek Adam'ın popülaritede Superman'i geride bırakmasına çok da şaşmamak gerek. Konu fantazya olduğunda işler her zaman zordur. Ünsal Oskay, Çağdaş Fantazya adlı kitabında şöyle yazıyor: 'Reformlarla yeniden düzenlenmesi olanaksız, terk edilmesi ise çok zor olan yaşam karşısında, çağdaş toplumlarda insana bir tek özgürlük alanı kalmıştır: Fantazyalar.' Ama yine Oskay'a göre modern endüstri toplumunda fantazyayla ilişki bilinç endüstrisinin ürettiği 'mamullerle' kuruluyor. Düş görme çabasındaki insanın yetenekleri bu mamullerle sınırlandırılıyor, evcilleştiriliyor. İnsanın hayal kurma hakkı bile piyasanın baskısı altındadır bir bakıma. Öyleyse bu gördüğümüz kimin hayalidir? Süper kahramanları incelerken de gözden kaçırmamamız gereken noktalar daha çok bu tartışmalarla ilgili olmalıdır. Batman'in 1980'lerin sonunda yapılan sinema filmi bir tüketim dalgası yaratmış, ortalıkta uzunca süre yarasalar uçuşmuştu. Superman'in bu aralar gösterilecek filminin aynı etkiyi yaratması zor görünüyor. Artık hem devir değişti, hem de çizgi romandan uyarlanmış filmlerin sayısının artması bu tip aşırı sivrilmeleri engelliyor. Yine de film, dünyanın ilk süper kahramanını tekrar gündeme getirecek, eski yeni hatıraları canlandırıp içimizi ısıtacak. Çizgi romanlarını takip edenler ellerini ovuşturup salonlara koşacak. Pelerinini savura savura uçan kahramanın sırtında az değil, bir modern mit olarak koca bir dönemin yükü var. Ama dünyanın en güçlü adamı bunun altından kalkmaya devam edeceğe benziyor. Şu ya da bu özelliğiyle, Superman bizim kahramanımız, çağdaş mitimiz, uçan adamların varlığına inanan yanımız. O var oldukça iyiler de kazanmaya devam edecek. Türker Erşen/Kasım 2006 |

















