>
ATLAS LOGO

Mayıs 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Yazarlar 
Chelsea Otel

Burada hiç bir şey bir parça heyecanla açıklanamaz, çünkü her oda başka bir öyküye açılır, her biri diğerinden ayrı döşenir bu yüzden. Böylece her köşesi geçmişi yaşatan ve büyüten bir büyülü mekân oluşur...

Daha az yaratıcı ve daha çok ekonomik bir yer hem de New York gibi bir kentte kolayca bulunabilir. Çok önceden rezervasyon yapsanız da hangi odanın size ayrıldığını bilemeyen bir lobi görevlisini, odasına giremeden sızıp bütün geceyi koridorda geçiren sarhoş bir komşuyu, anahtarları bir türlü bulunamayan bir odayı, 3 kişilik bir odada 5 kişi kalmayı kim tercih eder? Yıllanmış bir stüdyo dairesinin Motellerdekinden hallice yatağına, üstelik gecelik 175 dolara kim razı olur?
Nedir Chelsea'yi tüm bunlara rağmen çekici kılan? Görülen, fantastik bir karikatürün abartılı çizgileri değil ete kemiğe bürünmüş, eşyalara sinmiş gerçeğin, yaşanmışlığın ta kendisidir.
Bohem ortamı tarihi cazibeyle harmanlayan, şarkılardaki kalender meşrep kahramanlara eve dönmenin, yolu bilmenin tadını verebilecek yegâne mekân...Hissedilen sadece viktoriyan bir melankoli değil...
Tertemiz olmasa da, kendine özgü taptaze bir koku yayan odalar, koridorlar... 70'i sürekli kalanlara ayrılmış toplam 400 odanın her birinde, bazen mobilyaların, bazen ahşap döşemenin, taş duvarların, bazen de bütün gece yanmış şöminenin yaydığı ayrı bir koku... Ahşap üzerindeki küçük çatlakları belki bilinerek, yenisiyle değiştirilmeyen pencereler, korkuluklar, eşyalar... İçkiyle hemhal olup, kendinden geçmiş birine; gecenin ardından, en güzel hoş geldini loş lobisinde diyen, en tatlı uykuyu buğulu odalarında sunan otel...
Salyangoza benzeyen masa ve yatak başlarıyla kimine göre 'kirli', ' eski' bir oda meraklısına yine de tertemiz gözükebilir. Odalar tıpkı müşterileri gibi yaşamış ve yaşlanmış; yaşanmış yüzlerce anıyla pisleneceği yere, paklanmıştır.
Asansörün kapısına kim bilir kimin kazıdığı 'Sid yaşıyor...' yazısı, batı yirmi üçüncü cadde'deki Chelsea hayaletlerinden birini hatırlatıyor. Lisa Bastoni'nin otelin bu yanını anlatan şarkısı "Ghosts", sonsuza bırakılmış yüzlerce parça mirastan yalnızca biri olarak tam burada anımsanabilir.
Kalanların izini sürmek için zaman makinesini beklemeye gerek yok, Chelsea Otel'in koridorlarında yürümek zamanda geriye doğru bir yolculuğa çıkmak demek... Otel'in ikinci katına doğru yavaşça yükselen asansör, bu kattaki 100 numaralı odanın kötü hatırasını yaşatıyor. Sex Pistols'ın efsanevi gitarcısı Sid Vicious ve hayatının aşkı Nancy Spungen 12 Ekim 1978'de odada yaşanan trajedinin iki kahramanı...
Sid, Nancy'nin kendisi için Times Square'dan aldığı avcı bıçağını, her nasılsa sevgilisine bir kere saplıyor.
Uyuşturucunun etkisiyle kendinden geçmeye alışkın çift, önceki odalarında atlattıkları yatak yangını sonrasında taşındıkları yeni yerlerinde de kötü kaderden kaçamıyorlar. Bir öncekinde olduğu gibi içeri giren otel görevlileri bu sefer Nancy Spungen'in cansız bedeniyle karşılaşıyor.

Oruç Türker Özger

Andy Warhol cemaatinin bir başka üyesi, Danny Fields, bir suikast partisi düzenler, tam da şükran gününde ve Kenedy suikastinden hemen sonra... Nico' Andy Warhol ile, Warhol de buzdan bakireyle orada tanışır. Leonard Cohen'i de güney Pasifik demiryolu sahibinin kızı Edie Sedgewick le tanıştıran da Danny'dir. Edie'yi Warhol'le tanıştıransa film yapımcısı Barbara Rubindir. Barbara ile Edie ise ruh hastalıkları kliniğinde tanışmıştır. Barbara nasıl ince kalınacağını öğretmiştir Edie'ye... Bir gece Leonard sanki olacakları görmüş gibi edie uyarır odasından ayrılırken 'sence de biraz fazla mum yakmadın mı?'. Aynı gece Edie nin kolları yanıklar yüzünden tanınmaz hale gelir...
Andy Warhol'un süper yıldızına dönüşecek Viva, 1963'te otel sakinlerine katılır ve iki çocuğu Gaby and Alexander'I burada dünyaya getirir, iki kocasıyla burada evlenir, bütün bunlar 25 yıl surer. 1970'lerde Leonard Cohen, 'Chelsea Hotel No 2', adlı şarkısını yazmaktadır, 104 numaradaki imkânsız aşkı Janis için...
Bob Dylan lobi de Alkol komasına girer, gayet doğaldır bu çünkü evidir otel... burada evlenir İlk çocuğu Jesse bu otel de doğar, 1961-64 O'nun Chelsea yıllarıdır.
İçki ve Chelsea her nasılsa bir kader birliği içindedir. Yazarlar, şairler demli kafalarıyla yaratma yarışındadır burada. Bristol Oteli'nden çok içtiği için kovulan Brendan Behan 1950'lerde otelde kalmaya başlar ve kendi New York unu burada yazar. Aynı yıllarda şair Dylan Thomas, 206 numaralı odada son sözcüklerini yazmaktadır. 'tam 18 duble viski, ve sanırım bu bir rekor.'. Bir başka chelsea sakini Charles Jackson Kayıp Hafta Sonu'nda alkolün yıktığı bir adamın hikayesini yazmaktadır.
'Posta gelmiş mi diye bakmak için aşağı her indiğimde kravat takmak istemiyorum' deyip Plaza'sından Chelsea'ye taşınan Arthur Miller, otel sakinlerinin saf bir özgürlük arayışında birleştiğini düşünür. O'na göre Hotel Chelsea, 'Birer birer rahatsız edici gelen ayrıntıların, hiçbir zaman birleşip başlı başına kötü bir şeye dönüşemediği yerdir. O. Henry, Sherwood Anderson, Eugene O'Neill, Tennessee Williams ve bütün 'Beats' çetesi; şair Allen Ginsberg ve William S. Burroughs, Jack Kerouac; ve sonra Kooning, Lichenstein, Cartier-Bresson, Bette Davis, Hendrix, Grateful Dead, Zappa, Beach Boys, Procol Harum, Soft Machine, Mc5, Pink Floyd hepsi oradadır. Sakinleri ve anılarıyla, beslediği alternatif kültürle dosdoğru ve basit söyleyişle yaşayan bir efsanedir otel.

Açıldığı 1884 yılından 1902'ye kadar Manhattan'ın en uzun binasıdır 'hotel chelsea'. Tiyatrolar bölgesinin tam ortasındaki oteli, David Bard, 1940 yılında satın alır. 1957 yılından beri, neredeyse bütün çocukluğu koridorlarında geçen oğul Stanley Bard tarafından işletilen otel, inşa edildiğinde 100 daireli bir apartmandır. Ekonomik kaygılar ve tiyatroların yer değiştirmesiyle 1905'te otele dönüştürülür. Her daim benzer kaygılar yüzünden sürekli satışta olduğu söylentileri dolaşır.
"Chelsea Hotel" şarkısını ister Leonard Cohen'den ister Dan Bern'den dinleyin, kararsız, aşık, garip bir mutluluğu fark eder, hatta bu harmanın egzotik kokusunu duyarsınız. Ryan Adams'tan "Hotel Chelsea Nights" la geceleri, Joni Mitchell'dan "Chelsea Morning" ile gündüzleri dinleyin, yetmezse Jon Bon Jovi'den "Midnight in Chelsea" ile gece yarısına geçin; hep aynı yanık, esrik hazza bürünmüş, isli, dumanlı ruh haline yuvarlanırsınız.
Bob Dylan'la Sara Lowdes, Leonard Cohen'le janis joplin arasında geçenlerin ne olduğu şarkılarda değil; duvarlarda, eşiklerde, döşemelerde yankılanır. Nico'nun Chelsea Girls albümünde ya da Keren Ann'in "Song to Alice" şarkısında aynı sevgiliyi arar, bulur ve kaybedersiniz.
Ardından daha çok zaman geçirmiş olmayı arzularsınız bu otelde, tıpkı the third week at the chelsea diyen, jefferson airplane gibi... Ressam Alpheus Cole'e, 112 nolu odasında öldüğünde, kalmaya başladığı ilk günün üzerinden 35 yıl geçmişti. Otelde en uzun süre kalma rekoru 54 yılla müzik adamı Virgil Thompson'a ait...

Chelsea Otel
Şarkılar, romanlar, şiirler, tablolar, fotoğraflar, filmler, ve hatta bahsedilmiş ya da unutulmuş ölümler, doğumlar için sadece bir mekan, arka plan değil, bizzat bütün bunların esin kaynağı, kimi zaman başrol oyuncusudur 'Hotel Chelsea'..
Tütün tiryakisi bir ünlünün bütün gün tüttürdüğü dumandan, neredeyse elle tutulacak bir yoğunluğa yaklaşmış keskin koku, bellekleri tazelemeye yarayan bir uyarıcı gibi...
Arthur C. Clarke'ın 2001: A Space Odyssey'i yazdığı ve Kubrick'in filmin yapımı sırasında sıkça girip çıktığı süitte, Warhol'un kalabalık partilerinin verilip Jim Morrison'lı The Doors'un davetli olduğu salonlarda, Janice Joplin, Patti Smith, Milos Forman, Donald Sutherland, Dylan Thomas, Arthur Miller, Mark Twain, William Burroughs, Nabokov ve uzayıp giden listedeki sanatçılarla, farklı zamanlarda da olsa aynı odalarda bir gece geçirebilmek, her duvarda bir sanat, her köşede saklı bir öykü olduğunu bilmek otelin şimdiki müdavimlerinin tutkusunu arttırıyor.

New York'a annenizle ya da çocuklarınızla gittiğiniz de kalınabilecek türden bir otel değil. Çok rahat biri değilse eşinizle gitmek bile tehlikeli olabilir. Çılgın kız arkadaşınızla gidilecek en doğru yer...
Kapı komşusu Meksika restoranında yemek yenebilir.
Chelsea Otel, zaten dünyanın en iyi bilinen sırlarından geçilmeyen bir otel.
'Bir sanatçı yapıtını açıklamak durumunda kaldığında kendini rahatsız hisseder. Eserler kendi adlarına konuşabilmelidirler, özellikle de belirli bir geçerliği olanlar.' Yves klein, 1961 de yayınladığı Chelsea Otel Manifestosu'ndaki bu cümle, hali hazır ve geçmiş müdavimlerinin mekâna tutkusunu açıklar gibi... Hotel chelsea de kalmak başlı başına bir eser vermek, üstüne konuşmaksa bütün büyüyü bozmak demek...

Oruç Türker Özger/Kasım 2006

EDİTÖRÜN NOTU
Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
... izliyoruz : 12.05.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Annelik
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.