>
ATLAS LOGO

Mayıs 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Yazarlar 
Dayanışma, Dertleşme, Kaynatma

DEDİKODU Eşitlikçidir, eşit olmayanlar arasında boy göstermez. İç dökme, paylaşma, ortaklaşma, dertleşme, gerilimi azaltma yolu olarak candan ilişkilerde var olur. Dostluk varsa dedikodu da vardır.

Dayanışma, Dertleşme, Kaynatma

Dedikoduyu kim yapmaz ki. Filmler, romanlar, öyküler, şarkı sözleri, masallar, oyunlar, parodiler, karikatür, tuluat hep, birbirimizi nasıl derin bir merakla, zevkle, heyecanla izlediğimizin belgeleridir. Hayali kişilerin dedikodusunu yapmaktan başka nedir bunlar?

Avcı derleyici toplumların, tarihin erken bir evresini temsil ettiğini kabul edersek, dedikoduyu çok eskilere dayandırmak olanaklı. Ürettikleri her şeyi bölüşen, paylaşan, armağanlaşan bu toplumlarda dedikodu, bir tür adaleti tesis etme işlevi gibidir. Pauline Wiessner şöyle yazmış:

"(!Kung Sanlılar) kimde ne var ve kimin neye gereksinmesi var bunu saptamak için dikkate değer bir zaman harcarlar. Bir ayda kaydedilen konuşma konularının yüzde 60'ı, kimde ne olup olmadığı ve kime verip vermediği üzerinedir."

Su götürmez bir anlaşma, evet-hayır oyununda bile olanaksızdır. Anlaşamadığımızda yeni yollar deneriz. Ama her anlaşmazlığı yüze vuramayız. Aldığınız armağanı hiç beğenmediğinizi veya az bulduğunuzu dile getirmenin güçlüğünü düşünün; veya dostunuzun bonkörce yaptığı ikramın kendinize yeterlik duygusunu incitişini. Ne çetrefil iştir armağan seçmek. Nesnelerin değerlerini ifade eden para gibi bir genel ölçeğin bulunmadığı her toplumsal durumda veya bağlamda, alma verme denklemi kolay kurulmaz; vereni de vermeyeni de sevmek zordur. Bu yüzden dostluğun olduğu her yerde dedikodu da vardır.

Dedikodu Yoksa Dostluk da Yok

Özellikle karşılaştırıcı anlaşmazlıklarda, düşünce ve duygularımızı gizleyerek sessiz kalmayı yeğleriz. Konuşma açık olmaksa, suskunluk sır tutmaktır. Bu sırrı, başkalarına açtığınız anda dedikoduya girmiş olursunuz. "Başkasında ne var", "kim kiminle", "kim kime ne yaptı", "hakkımızda ne düşünülmekte" kesin tanımlar içine sokulamayan, ölçeklendirilemeyen her tür insan ilişkisinin vazgeçilmez meraklarıdır. Sürekli izler, sürekli bilgi açlığı çekeriz. Dedikodu, işte bu başkaları hakkındaki bilgi gereksinmesini doyurmanın informel, sıradışı bağlamıdır.

Bu özel bağlam, "Bir varmış bir yokmuş" diye başlayan masallar gibi, tanıdık ifadelerle açılır: "Bak bunu kimseye söyleme", "sır saklar mısın", "aramızda kalsın ama". Böylece, herkese açık kamusal bir düzlem, kapalı, özel bir ilişkiye taşınır. Aranızdaki dostluğun zeminini, başkasının mahremiyeti kurar. Başkasıyla ilgili bir sırrı paylaşma, bir tür kendini teslim etmek gibidir. Bu yüzden dedikodunun olduğu her yerde dostluk da vardır.

Dedikodu da derleyici avcı toplumlar gibi eşitlikçidir. Eşit olmayanlar arasında boy gösteremez. Kendiliğindendir; özgül bir mekânı, eyleyeni, konusu, amacı yoktur. Medyumluk, falcılık, cincilik, astroloji gibi var olmayanın bilgisinin peşinde değildir. Jurnalcilik veya ispiyonculuk da değildir. Kadınların daha fazla dedikodu yaptığına dair hem erkekler hem kadınlar arasındaki yaygın kanı, bu gözle ele alındığında, kadınların olumluluk hanesine yazılsa gerek. Birçok araştırma, kadın dedikodularının daha çok başkalarının (çocukları, kocaları, komşuları) eylem ve uğraşları üzerinde odaklandığını; buna karşılık erkek dedikodularının avcı fıkralarını çağrıştırırcasına kendi "reklamların" yapma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Dedikodu alınganlıkların, kırgınlıkların, kızgınlıkların, gücenmelerin, küsmelerin, ince hasetlerin, kıskançlıkların, suçluluk, öç, hınç, övünç, utanç duygularının, merakın ve tecessüsün ortamıdır. İç dökme, paylaşma, ortaklaşma, onaylanma, dayanışma, dertleşme ve bazen gülüşme, gırgıra alma yoluyla ferahlama ve gerilimi azaltma zevkiyle sürer. Kadınlar, hem başından beri üstlendikleri çocuk bakım ve büyütme uğraşıyla uyumlu olarak bunu daha iyi yapabiliyor hem de erkeklerin rekabetçi ve hegemonyacı dünyası karşısında buna daha çok gereksinme duyuyor olmalılar. Aralarında daha empatik, güvenli ve candan ilişkiler kurabildikleri gibi dedikodunun nazik bağlamında, ince buz üstünde yürümeyi biliyorlar.

Dedikodu sır üzerinde işler. Bu manada bilginin saklanması, gizlenmesi, kısıtlanmasıyla veya çarpıtılmasıyla ortaya çıkan düzensizliğe, bulanıklığa, belirsizliğe karşı bir toplumsal ilişkidir. Ve bilgi hep yetersizdir, hep engellidir. Başta yaşamlarımız birbirimize kapalıdır; çok küçük nüfuslu toplumlarda bile kimse öbürünün bütün yaşam anlarını gözleyemez. Birbirimizi birbirimizden öğrenmek zorundayız. Başkasının bildiğini başkası yoluyla öğrenerek biliriz. Aslında kendimizi de öyle biliriz.

Yaşantılarımız da birbirimize kapalıdır. Dil, zihinler arasında köprü kursa da, kimse, kullandığı sözcüğün anlam içeriğinin karşısındakinin zihnindekiyle aynı olduğundan emin olamaz. Konuşmaların sonu bu yüzden gelmek bilmez. Her sözcük doldurduğundan daha büyük bir boşluk yaratarak daha fazla konuşmaya güdüler.

Dil de yeterli değildir. Altmışlı yıllarda yapılmış, hâlâ önemini koruyan A. Mehrabian'ın yaptığı bir incelemenin bulguları, konuşma sırasında taşınan anlamın sadece yüzde 7'sinin sözcükler yoluyla aktarıldığını gösteriyor. Yüzde 38'i sesin şiddeti, perdesi, sıklığı gibi yan seslerle; yüzde 55'i ise başta yüz olmak üzere beden yoluyla aktarılıyor.

Bedensel iletişim gibi, bilincine varamadığımız, yüzleşemediğimiz yanlarımızın sorgulanmasından hoşlanmayız. Üstelik, açık etmemek için sessiz kalmakla yetinmeyip, yalan söyleyebilen, aldatabilen, şaşırtabilen, yanıltabilen, başkasını olduğu kadar kendini de kandırabilen varlıklarız.

Bunların yanında bilginin, ayrıcalık, güç, zenginlik elde etmek veya korumak amacıyla tekel altına alınması toplum denilen iletişim ağını sürekli yıpratır.

Nerede bilgi eksikliği varsa dedikodu oraya üşüşür. Sırrın yarattığı anlam boşluğuna, ilişkisiz imgeler, çağrışımlar doluşur. Dedikodu, iletim kanallarını açma, sökük, kopuk bağları dokuma çabası gibidir. Yarım yamalak bilgiyi kategorileştirerek hayali nesnelere dönüştürür, bildik kavramlarla ilişkilendirerek olup biten üzerinde konuşulur hale getirir.

Matematikçi Keith Devlin, dedikoduya benzettiği matematiğin, doğumlar, ölümler, evlilikler, aşk ilişkileri, iş ilişkileri yerine matematiksel olgu ve ilişkileri konu edindiğini söylüyor: "A nesnesi B nesnesine eşit mi? X ve Y nesneleri arasında ne gibi ilişkiler var? X tipindeki nesnelerin hepsinde P özelliği var mı? Z tipinde kaç tane nesne var? Matematik dediğimiz pembe dizinin, tutkuyla kendini hasrettiği bu tür sorulardır."

Dedikodu Söz, Söylenti Kulaktır

Biraz kötülük içermeden dedikodu iyi olamaz. Başkasının mahremiyetini, başkaları arasında konu edindiğinden ve olumsuz anlatı olduğundan tehlikelidir. Reddedilebilirsiniz, yalanlanabilirsiniz. Hatalı izlenim veya kanı oluşturabilirsiniz. Söyledikleriniz istemediğiniz halde veya istemediğiniz kişilere taşınacak olursa iftiraya dönüşebilir. İkiyüzlülükle, kara çalmakla, zan altında bırakmakla, ara bozmak, kötülemek veya arkadan vurmakla suçlanabilirsiniz. Böyle bir olasılık, dedikodunun kaynağının belli olmasından dolayıdır. Dedikodu tanışlar arası görece kapalı bir ilişkidir. Oysa söylentinin iki ucu açıktır; ne kaynağı belirgindir ne hedefi. Aktaran bir sorumluluk taşımaz. Başlangıçtaki halinden farklılaşarak kulaktan kulağa geniş kalabalığa yayılabilir. Dedikoducu hem görür hem görünür, oysa söylentici sadece işitir.

Primatlar gibi toplumcul hayvanlar, bağ kurma ve yakınlaşmayı birbirlerinin kürklerini temizleyip süsleyerek, bitlerini ayıklayarak sağlarlar. Bu çok keyifli ve zevkli sürecin sonunda her biri damat gibi pırıl pırıl olur. Buna damatlama dememe izin verin (grooming). Antropolog Robin Dunbar, dedikodu ve güldürü zevki ile damatlama zevki arasında paralellik kuruyor. Dilin, dedikodu ve güldürünün damatlamanın yerini aldığı süreç içerisinde oluştuğunu ileri sürüyor.

Bu yalnız gezegende her birimiz yalnızız, birbirimizi eğler, birbirimizi konuşur, birbirimizle uğraşırız. Dedikodunun adının kötüye çıkması belki açıklarımızın ortaya serilmesinden duyduğumuz kaygıyla da ilgilidir. Ama kusurlarımız, yanılgılarımız, ayıplarımız, eksiklerimiz olmasaydı sevgi de olmazdı. Gerek var mı dedikodudan korkmaya? Dostluk biraz da iman demek değil midir?

EDİTÖRÜN NOTU
Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
... izliyoruz : 12.05.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Annelik
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.