>
ATLAS LOGO

Mayıs 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Yazarlar 
Irak'ın Demokratik İşgali

'Irak'ta ne oluyor?' Daha iki yıl önce bunu sormuştu Murat Belge ve şöyle yazmıştı:'Irak'ta ne olduğunu ya da Irak'ta olan olayların ne anlama geldiğini anlamak, bizim gibi sıradan insanların yeteneklerini aşan bir iş haline geldi.

Ama şu ana kadar, 'sıradan' olmayan birinin ortaya çıkıp 'Şundan ötürü şöyle oluyor' diye bir açıklama yaptığını da görmedim.' Ben o zaman da Murat Belge'nin bu değerlendirmesini 'haksızlık!' olarak nitelemiştim. Ömer Taşpınar diye bir Ortadoğu uzmanı varken, (şu sıralar Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü), 'biri çıkıp da Irak'ta olanları açıklamıyor' demek en azından kadir kıymet bilmemekti!

Birkaç kere yazdı Dr. Ömer Taşpınar; işgalin yıldönümlerinde Irak'ta olanı biteni açıkladı. Daha ne yapsın! İşte Irak'ın işgalinin beşinci yıldönümü ve işte Dr. Taşpınar; bir kez daha yazıyor. Bütün dünyada araştırmacılar, gazeteciler, politikacılar 'Nasıl oldu da ABD Irak'ta batağa saplandı? Bu başarısızlığın sebepleri neler? Aslında Irak'ta neler oluyor?' sorularının cevaplarını bulmak için akla karayı seçe dursun, Dr. Taşpınar, Radikal'in 9 Nisan tarihli nüshasında, Irak'ta cereyan eden sürecin çok 'sıradışı' bir açıklamasını lütfetti. Cesaretle vurguladı ki; 'fiyasko ortada'! Fiyasko dediği, dile kolay, koskocaman ABD'nin, Taşpınar'ın ifadesiyle 'dünya tarihinin en büyük askeri gücü'nün, Murat Belge'nin deyimiyle 'kim oldukları ve ne istedikleri bile bilinmeyen' 'teröristler' karşısındaki çaresizliği…

Bağdat / Fatih Pınar, Atlas Arşivi
Şöyle ki; ABD, Saddam'ın devrilmesi hariç ilan ettiği hedeflerin hiçbirini gerçekleştirememişti. Tanklarını, toplarını, uçaklarını, füzelerini, 150 bin askerini, ajanlarını, sivil güvenlik şirketlerini ve uzmanlarını, Irak'ın kaynaklarını yağmalamak üzere tetikte duran şirketlerini ve başta İngiltere olmak üzere müttefik kuvvetlerini Irak'a yığmayı başarmış ama demokrasiyi sokamamıştı. Direnişi bertaraf edememiş, tersine son derece dağınık direniş güçleri karşısında her geçen gün biraz daha zor duruma düşmüştü. Güvenlik, istikrar, refah, demokrasi, insan hakları hakkında verilen güvenceler ve de ABD'nin yenilmez bir askeri güç olduğu miti beş yıl içinde tuz buz olmuştu... Yüzbinlerce Iraklının öldürüldüğü, yüzbinlercesinin yaralandığı ve tüm bir nüfusun ruhen sakatlandığı, bu arada üç binden biraz fazla ABD askerinin öldüğü bu beş yıllık işgal, ABD açısından tam bir yenilgi olmasa da, Taşpınar'ın deyimiyle bir 'fiyasko'ya dönüşmüştü.

'Neden?' diye soruyor Taşpınar ve cevap veriyor: 'Liberal demokratik rejimi yüzünden imparatorluk gibi hareket edemiyor... Dua edelim ki ABD bir demokrasi.' Böyle diyor ve ardından çok arsız bir uyarıda bulunuyor: 'Ya olmasaydı!' Daha dün Uluslararası Kızılhaç Örgütü, Irak'la ilgili raporunu yayınladı; 'Irak'ta insanlık onuru ayaklar altında' dedi. Irak'ın bu durumu, Taşpınar'ın duaya durduğu 'demokratik ABD'nin eseri değil mi? Ama Taşpınar, Irak'ta olan bitenle ilgilenmiyor, Irak halkının yaşadığı tahammül edilemez acılar umurunda bile değil. Varsa yoksa ABD demokrasisinin erdemleri... Sanki bağımsız bir ülke uluslararası hukuk hiçe sayılarak değil de demokratik olarak işgal edildi. O ülkenin kaynakları ve tüm zenginlikleri demokratik bir şekilde yağmalandı. Sivillerin üzerine bombalar yağdırılırken, Felluce‘de olduğu gibi şehirler günler süren ağır bombardıman altında yakılıp yıkılırken, en temel insan hakları barbarca ihlal edilirken, işkence gibi en aşağılık savaş suçları dünyanın gözleri önünde işlenirken demokrasi tıkır tıkır çalışıyordu. Çalışmasaydı ne olurdu, sahi daha ne yapardı ABD? Öylesine güçlüdür ya ABD; hızını alamıyor Taşpınar ve 'Irak'ı haritadan silerdi' diyor mesela.

Güce tapınma, güç karşısında bu şehvet duygusu, tabii beraberinde kölece bir bağımlılığı da getirir. Taşpınar, dünyayı o gücün emrine vermiş bir kez; isterse Irak'ı yok eder, İran'ı hiç olmamış gibi haritadan siler, Türkiye'nin kafasına çuval geçirir, Suriye'yi, ya da şurayı burayı bir fiskede karanlıklara gömer. Dünya onundur; gökyüzünün derinliklerini onun jetleri yırtar; okyanuslarda onun uçak gemileri seyrüsefer yapar, dünyanın düzenini onun askerleri garanti eder. Irak bitti. Şimdi sıra İran'da. İran mı dediniz? Bir haftada, bilemediniz bir ayda işi bitecektir? Teknolojik ve her türlü üstünlükle donanmış bu gücün karşısında durulamaz. Söylenen budur, inanılan budur. Ta ki, o süper gücün, güç gösterisine kalkıştığı arenada işlerin ters gittiği saklanamayacak kadar aşikar oluncaya kadar.

Aman Tanrım! Sinek, koca fili yere çalmıştır. Dünya şaşkındır. Ancak sineğin güçsüzlüğü, filin güçlülüğü baştan verili olduğu için, 'nasıl oldu da sinek bu işi başardı?' değil de, 'fil niye düştü?' sorusu sorulur. İnce elenir sık dokunur, enstitülere, pentagonlara danışılır ve aslında filin düşmediği sonucuna varılır. Hayır, fil, dimdik ayaktadır ne var ki erdemle ve demokrasiyle donandığı için gücünü gösterememektedir. Yeni bir güç gösterisine kadar geçerli olacak söylem artık budur. Böylece hem süper gücün işlediği suçlar ve yarattığı yıkım bir tarafa bırakılır, unutturulur, hem de demokratik erdemleri vesilesiyle koruma altına alınır, yüceltilir. Taşpınar'ın, yazısı bu çabanın sıradan bir örneğidir. Görelim...

Taşpınar'a göre, ABD'nin Irak'taki başarısızlığının nedeni 'aslında emperyalist olamaması'dır. Irak'ın işgali demokratik bir işgal oluyor bu durumda ve böyle olduğu için de başarısızlığa yazgılı. Vah vah! ABD, demokrasiyi tercih ettiğinden beri, dünyanın dört bucağına emperyalist seferler düzenliyor, Filipinler'i, Vietnam'i, Latin Amerikaları, Afganistan'ı, Irak'ı yıllarca bir ateş çemberine hapsediyor ama 'emperyalist olamadığı' için başarısız olmak zorunda kalıyor. Neden? 'Çünkü ABD'de demokrasi var' diyor Taşpınar ve ekliyor: 'Demokrasiden imparatorluk ve emperyalizm olmuyor. Ve tabii ki, Amerikan demokrasisinin kaybetmeye tahammülü hiç yok. Ölüme karşı tolerans yok. ABD, Irak'ta beş yılda üç bin ölü verdi diye halk isyan ediyor.' Halk isyan edince de örneğin Vietnam'da olduğu gibi, seçim kaygısına düşen politikacılar, orduyu geri çekiyor! Ve böylece Vietnam'ın kurtuluşu Vietnamlıların kan ve gözyaşıyla elde ettiği bir zafer değil, Amerikan demokrasisinin onlara sunduğu bir armağana dönüşüyor. Yani Vietnam'ı, bedenleri napalm ateşiyle kavrulan Veitnamlıları Amerikalıların elinden Amerikalılar kurtarıyor. Yoksa çakar almaz tüfekleri ve bubi tuzaklarıyla mücadele eden direnişçiler (pardon 'taş çağı yerlileri'), uzay çağının yenilmez armadasına nasıl karşı koyabilirdi?

Demek ki neymiş; Amerika'da demokrasi varmış, ölüme karşı tolerans yokmuş! Taşpınar'a göre, ABD'nin bir imparatorluk, emperyalist bir devlet olarak davranmasını engelleyen düstur bu! Gerekçesi bile hazır uzmanımızın: 'ABD, Irak'ta beş yılda üç bin ölü verdi diye halk isyan ediyor' diyor ya hani. 'Bu nasıl halktır?', düşünmüyor. Hakikaten, bu nasıl halktır ve bu halk ölüme karşı nasıl bir toleranssızlığa sahiptir ki, orduları bir ülkeyi işgal edip kana boğarken hiçbir şey umurunda olmamaktadır da ölen askerlerinin sayısı biraz artınca isyan etmektedir; işgale karşı tepkisini ancak ölü asker sayısı üç bine çıktığında göstermektedir. 'Halk' dediğiniz bu mudur? Bu mudur Amerikan demokrasisi? Ölen 700 bin Iraklıya ne oluyor peki? Onlar insandan sayılmıyor mu yoksa?

Hiç kuşkunuz olmasın. Eğer Batılı değilse ölenler insandan sayılmaz; hiç sayılmadı. Bugün Irak'ta yaşananların bir benzeri 20. yüzyılın şafağında da yaşanmıştı. Filipinleri işgal eden ABD ordusu, toplama kampları, sistematik imha operasyonlarıyla o yüzyılın ilk soykırımlarından birine (1903) imza atmıştı. Demokrasinin gereği olarak yapılan eleştirileri Kongre'de yanıtlayan senatör Beveridge, aynen şunları söylemişti: 'Bizim savaş yönetimimizin acımasız olduğuna dair suçlamalar vardı. Sayın senatörler, tam tersi söz konusudur. Göz önünde bulundurmanız gerekir ki, oradakiler Amerikalılar ya da Avrupalılar değildi; onlar oryantal idiler.' Bir milyona yakın Filipinli'nin ölümü böylece ABD kongresinde 'demokratik' bir müzakereye konu olmuş ama emperyalist işgal daha yıllarca sürmüştü.

Denilebilir ki, Ömer Taşpınar, senatör Beveridge'i ne bilsin? Paşa gönlünce bir liberal demokrasi-emperyalizm karşıtlığı kurduğuna göre, çağdaş emperyalizm kuramlarından niye haberdar olsun? Bunun için kütüphaneler dolusu kitaba, üniversitelere, entelektüellere, diyelim Hilferding'lere, Lenin'lere, Hobsbawm'lara, Magdoff'lara, Wallerstein'lere, Arrighi'lere, Amin'lere, Said'lere ve ömrünü emperyalizm araştırmalarına adamış daha pek çok bilim insanı ve düşünüre ne gerek var? Hakikaten bunlara niye ihtiyaç duysun ki? O meseleyi çözmüş: ABD, emperyalist olabilmek için ölüme (ama tabii ki sadece kendi ölülerine) kayıtsız olmalıymış. Mesela 'Sovyetler beş yılda ikinci dünya savaşında 30 milyon ölü vermişti. İşte o imparatorluktu' diyor. Rakamın bir hayli abartılı olmasını bir yana bırakalım; Taşpınar, bu kaybın emperyalist bir davanın değil de, işgale uğrayan bir ülkenin kaybı olduğunu bilmiyor mu? Yani ne olacaktı? Sovyetler totaliter bir imparatorluk değil de; liberal bir demokrasi olsaydı, Sovyet halkları, ülkeyi işgal eden faşist Almanya'ya karşı direnmeyecek, '30 milyon' insanının kaybına izin vermeyecekti. Öyle mi? ABD hesabına mazeret üretmek adına, bir uzman ne hallere düşüyor, görün...

ABD'nin emperyalist olamadığına ilişkin görüşünü şöyle geliştiriyor Brookings uzmanı. 'Böyle isteksiz, sabırsız, beceriksiz bir emperyalizm (ABD'ninki) ancak demokratik sistemde olur. Peki ya demokratik olmasaydı ABD, Irak'ta nasıl hareket edecekti? Her şeyden önce Irak'ta 150 bin değil, 1 milyon askeri olacaktı. Bağdat'ı herhalde yerle bir edecekti. Birkaç yüzbin değil birkaç milyon Iraklı ölecekti. Böyle bir ABD, İran'a karşı da muhtemelen atom bombası kullanmaya hazırlanacaktı.' Görüyorsunuz değil mi? ABD'nin en saygın düşünce kuruluşu diye tanıtılan Brookings Enstitüsü uzmanı ve Türkiye programı direktörünün kaleminden kan damlıyor.

Demokratik olmayan bir ABD, Bağdat'ı yerle bir edecekmiş! Etmedi mi? Birkaç yüzbin değil (sanki çok azmış gibi) birkaç milyon Iraklı ölecekmiş! Ölmedi mi? Taşpınar, Irak halkının 1991'den bu yana saldırı ve beş yıldır da işgal altında olduğunu; 1. Körfez Savaşı, ambargo dönemi, 2. Körfez Savaşı ve işgal süresince yaşanan ölümler hesaba katılırsa, iki milyona yakın kayıptan söz edildiğini bilmiyor mu? Hem kayıplar milyonlarla ifade ediliyor olsaydı ABD'yi başarılı mı saymak gerekecekti? Mesela, ABD'nin Vietnam işgali, tam da Taşpınar'ın bir imparatorluğa yakıştırdığı gibi, birkaç milyon Vietnamlının hayatına mal olmuştu ama buna rağmen ABD ağır bir yenilgi alarak geri çekilmişti. Askerlerini, işkencecilerini, uzmanlarını helikopterlerle binaların damlarından toplayıp kaçmıştı. Ama biliyoruz, Taşpınar'lar, ABD'nin Vietnam'dan çekilişini de Amerikan halkının muhalefetine bağladılar ve bağlamaya devam ediyorlar.

Devam edelim; ABD emperyalist olsaydı Irak'taki asker sayısı 150 bin değil bir milyon olacakmış. Ne saçmalık; madem atom bombası bile kullanabilecek, Bağdat'ı, orayı burayı dümdüz edecek, milyonlarca insanı yakıp kavuracak, hem de bunların tümünü Irak'a tek bir asker bile göndermeden yapabilecekken bir milyon askeri Irak'a neden sürsün ki? Diyelim sürdü, diyelim milyonlarca insanın ölümü pahasına Irak'ı yerle bir etti. Taşpınar ya da Pentagon şefleri başarıyı garanti edebiliyor mu?

Ne demeye getiriyor Ömer Taşpınar? ABD'nin başarısızlığını mı gizlemeye çalışıyor yoksa gözdağı mı veriyor? ABD'nin askeri gücünün yenilmezliğine ilişkin efsanenin yara almasını mı sindiremiyor yoksa? Çünkü söylediklerinin tamamının bilim ve siyasette, tarihte ve uluslararası arenada zerre kadar değeri yok. Bugün ne Taşpınar'ın yaptığı türden bir emperyalizm değerlendirmesi var, ne de ABD'ye ve yaptıklarına onun gibi bakan bir insan. Tabii eğer güce tutkuyla tapmıyorsa, celladına aşık bir kurban gibi davranmıyorsa...

Peki, Taşpınar'ın böyle bir yazı yazmış olmasına şaşırmalı mıyız? Hayır.
İşin aslı şudur? Emperyalizmin yenilmeye, daha doğrusu yenilebilir olmaya tahammülü yoktur. Bir başarısızlık söz konusuysa eğer, bu, emperyalistlere karşı direnenlerin başarısı olarak asla görülemez. Bu bakışa göre, İngilizlerin Hindistan'dan çekilmesi Hintlilerin, Fransızların Cezayir'i terk etmesi Cezayirlilerin direnişinin eseri olamaz. ABD'nin Vietnam'daki yenilgisinin nedeni Vietnamlılar değildir. Bütün bu halklar etkisiz elemanlardır. Ülkelerini boşuna savunmuş, boşuna direnmişlerdir. Emperyalistlere gelince, onlar liberal demokratik rejimlerinin bir gereği olarak kendi kamuoylarının tepkilerini dikkate alarak işgalleri sonlandırmış, sömürgeleri terk etmiş, savaşlara son vermişlerdir. Tabii, tepkileriyle kendi emperyalist devletlerinin politikalarını belirlediği ileri sürülen bu halkların, yenilgi kesinleşinceye kadar neden seslerini çıkarmadıkları sorgulanmamalıdır. O süreçte yaşanan, milyonlarca ve milyonlarca 'insan sayılmayan insanın' ölümü ise hiç hatırlanmamalıdır.

Şimdi de Irak'ta bir 'fiyasko' söz konusu ve bu, Irak'taki direnişin bir zaferi, dolayısıyla da gelmiş geçmiş en büyük askeri gücün bir yenilgisi olarak görülmemelidir. Iraklılar ya da Amerikan gücüne direnmeyi akıllarından geçirenler hadlerini bilmelidir! Ve Amerikan demokrasisine şükretmelidirler! Bir ödülü var mıdır bilinmez ama herkes, Taşpınar'ın yaptığı gibi, ABD demokrasisine dua etmelidir! Gerektiğinde birkaç yüzbin ölüyle yetinip o demokrasiye boyun eğmelidir!

Ama en iyisi galiba şu: Ülkeleri liberal demokratik rejime sahip bir devlet tarafından işgal edilen halklar, bunu bir şans olarak addetme melekesinden yoksunlarsa, ille de bağımsızlık diye tutturuyorlarsa; öldürdükleri işgalci askerlerin sayısını bir an önce üç binin üzerine çıkarmalıdırlar! Liberal demokrasi daha fazlasına izin vermeyecek ve onları işgalden kurtaracaktır!

Gelgelelim, Taşpınar ve onun gibi enstitü uzmanlarının, 'tink tenkçi'lerin bilmediği bir şey var: İşgale direnen halklar, ne kaybettikleri insanlarının, ne de verdirdikleri kayıpların çetelesini tutmazlar. Sayı saymayı bilmediklerinden değil, demokrat olmadıklarından hiç değil; hayır, bunu onursuzluk sayarlar.

Kemal Tayfur / Nisan 2007

EDİTÖRÜN NOTU
Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
... izliyoruz : 12.05.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Annelik
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.