Anasayfa    Kültür      Umudun Peşinde

Umudun Peşinde



Can dedi ki: Doyur beni, açım çünkü tez ol, vakit keskin bir kılıç çünkü." (Mevlana'nın Mesnevi'sinden)

Şimdi akşam. Göğün burçları rüzgâra direniyor. Servileri kesilmiş caddenin alışılagelmiş kalabalığı, yabancı bir göğün altında, sanki yitirdiği telaşı bulmak için yürüyor, şehre yürek gibi duran Taksim'e doğru. Osmanlı'dan kalma caminin altındaki çardaklı kahvede ihtiyarlar, dünyanın kenarına ilişmişçesine iğreti oturmuş, sadece havanın kararmasını bekliyorlar. Caddeye uzanan gölgeleri, ışığın ve geçen zamanın sessiz tanıkları sanki. Buhranlı kentin bu sahnesinde aylardır, mutsuzluğun dilsiz oyunu oynanıyor

SABIR

Ve diyelim ki şu anda bu mahallede, Mevlana'nın Mesnevi'de anlattığı, gündüz vakti elinde fenerle dolaşan adam, ete kemiğe bürünüp görünse. Kahvelerde, sokaklarda dolaşsa, gönlü aşkla, yanışla dopdolu. Yine herkes onunla alay eder miydi acaba? Çünkü fenerli adam, "Öfke çağında, hır çağında, dayanan, sabreden adamlar arıyorum!" demişti, ne aradığını soranlara.

Doğunun sihrini saklayan küpün adı mıdır sabır? Yoksa, bir kitle uyutma tevekkülü mü? Sabrın, iç dünyanın yaralarına merhem olduğunu hepimiz duymuşuzdur. Belki de Mevlana'nın fenerli adamı bunu kastediyordu. Ama sabır, insanın topyekûn dönüştüğü bir değirmen taşı mı olmalı? Çatlayana kadar bekleyen. Dönmesi başka bir kuvvete bağlı. Sadece sabrımız kadarıyla değil, tüm duygularımızla değirmen taşı olduğumuzda, durmaksızın dönüp durmak kaçınılmaz bir kader olmaz mı?

Değil mi ki elinde fener tutan adam, dokuz asır önce şunları söylüyordu ahaliye:

Değirmen taşının dönüşünü gördün ya bir de gel, derenin suyunu seyret.

Havaya çıkan tozu toprağı gördün ya bir de tozu toprağı estiren, havalandıran yeli gör.

Düşünce tencerelerinin kaynadığını görüyorsun aklını başına al da, bir ateşe bak.

UMUT

Gelecek bazen içimizin ka



ranlık dehlizlerinde, elimizde fenerle aradığımız umut adlı küçük bir çocuk olur. Umut içimizdedir, ama tıpkı nesnesini arayan arzumuz gibi dışarıda bakınırız, içimizde olanın dışımızda vücut bulmasını isteriz. Düşen insan tutunma refleksiyle bir kolunu uzatır ya. Ruhsal düşüşü yaşarken, insanın aradığı, yine, ruhlar botaniğinde tutunacak bir daldır.

İnsanlığın belki de ilk umut filozofu, yakın tarihin en karanlık yıllarında, İkinci Dünya Savaşı'nda ortaya çıkan Ernst Bloch'tu.

"Herkes gelecekte yaşar" der Bloch,çünkü çabası bunadır, geçmiş şeyler sadece arkadan gelir ve sahici şimdiki zaman asla orada değildir.Ama gelecek boyutu, korkuyu ve umudu barındırır. Bloch'a göre, yükselmekte olan toplumlar, sürekli genişleme ve hareket halindedir. Ve umutları vardır. Sadece modern Batı toplumunda (Bloch, Umudun İlkeleri kitabını 1938'te yazdı.) aşağı doğru bir gidiş vardır. Bu aşağı gidişi durduracak bir yol bulamayanlar umut yerine yeis duyarlar.Korku, kriz fenomeninin nesnel maskesi olarak öznel bir nihilizm şeklinde kendini sunar.

Yunan ve Batı felsefesini referans aldığı için olsa gerek, Bloch umut kavramına hiçbir felsefecinin el atmadığı görüşündedir. Umut için, var olmanın henüz izah edilmemiş bir belirlenimidir der. Ortaya koyduğu umut teorisine "Not-Yet Conscious (Henüz Değil Bilinci)" adını verir. Yani, güzel ve mutlu bir gelecek ihtiyacını anlatır. İnsanın anlamını ve var olmanın ufkunu burada görür. Antarktika gibi insanlığın yerleşilmemiş bir coğrafyasıdır umut. Felsefe, yarının bilincine, geleceğe yükümlülüğe ve umudun bilgisine sahip çıkacaktır ya da bilgisiz kalacaktır.

KURGU

Herkesin hırsız olduğu bir ülke varmış diye başlar Italo Calvino'nun Kara Koyun adlı öyküsü. Ama istisnasız herkesin. Gece olunca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanına alır ve komşusunun evini soymaya gider. Gün doğarken geri döndüklerinde yüklerini almışlardır. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlar.

Italo Calvino'nun, defalarca okumaktan bıkmadığım, Numbers in Darkness adlı eserinde geçer bu öykü. Ülkede herkes çok mutludur, kimse kaybetmez, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım, son kişi ilk kişiden çalana kadar sürer.

Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkar. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp roman okumayı tercih eder. Hırsızlar geldiğinde ise evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezler. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını ister: Çalışmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok.

Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz. Döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulur. Ve bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmaz. Dürüst adam soygun yapmadığı için soyulmayanlar diğerlerine göre daha zenginleşmekte ve artık çalmak istememektedir. Dahası, dürüst adamın evi de artık bomboş olduğu için o evi soymaya gidenler de yoksullaşmaktadır. Zenginler, kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalır. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishane de kurarlar. Birkaç yıl geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmemektedir, sadece zengin ve yoksul vardır ama hâlâ hırsızlık yapmaktadırlar. Tek dürüst adam ise daha işin başında açlıktan ölmüştür.

(Deniz kabuğunu yaklaştırdığınızda kulağınıza, suların sesi çağlar. Umudun sesi güzeldir, uzak da olsa.)


Jan 17 2011 10:43AM




 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

“Buradaki yaşam Avrupa’da çoktan bitti!”
The Guardian Türkiye muhabiri Constanze Letsch
EcoFest İstanbul
8-10 Haziran tarihlerinde KüçükÇiftlik Park’ta
Yaşam Okulu Yeniden!
23-29 Haziran 2012, Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde
Homeopati Okulu
31 Mayıs-3 Haziran, Çamtepe
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?