Anasayfa    Dünya      Önleyici Vuruş'u Beklerken

Önleyici Vuruş'u Beklerken



Silah koleksiyonunu başta Amerika, bazı Batılıülkelerin yardımıyla oluşturan Saddam'ı cezalandırmak adına tüm bir ulusyok oluş sürecine sürükleniyor. Atlas, Bağdat ve Basra'da savaşın veambargonun bedelini ödeyen Irak halkının sesine kulak verdi.



YAZI: IŞIN ELİÇİN / FOTOĞRAFLAR: FATİH PINAR

Uygarlık bundan altı bin yıl önce bizim şimdi Irak dediğimiz ülkede,Mezopotamya'da, Dicle ve Fırat'ın suladığı bu verimli topraklardabaşladı. Mısır, Yunan ve Roma daha doğmamıştı. Binlerce yıl önceSümerler ilk tekerleği bu topraklarda döndürdüler, sabanın ucu ilk kezbu topraklara sürtündü. Alfabe burada dile geldi, muhasebe buradahesaplandı. Dünyanın ilk efsanevi metropolü, asma bahçeleriyle meşhurBabil bu coğrafyada yükseldi ve düştü. Hak hukuk bu topraklarda sorulduilk kez: Hammurabi kanunlarını burada yazdı. Adem ve Havva yasak elmayıbu topraklarda kopardı. Nuh Peygamber, Hz. İbrahim buralıydı. İslamdünyasının en ünlü yazarları, filozofları, bilim adamları buradadüşündü, tartıştı, yarattı.

Ama bugün Irak deyince aklımıza gizli silah koleksiyonuyla tüm dünyayadehşet saçan Saddam Hüseyin'den öte pek bir şey gelmiyor. Coğrafi,tarihi, kültürel bağlarından kopmuş, kopartılmış; yaklaşan savaşaendekslenmiş bir memleket. Acaba öyle mi? Yoksa bizim kafalarımızda mı ohale geldi?

Irak'ın İran'a karşı yürüttüğü savaş yedi yıl sürdü ve bir buçuk milyon Iraklının canına mal oldu. Bu her iki taraf için de büyük kayıplara yol açan sonuçsuz bir savaştı. O yıllarda başta Amerika ve Batılı ülkelerin desteğiyle ordusunu bir savaş makinesine dönüştüren Saddam, ülkeyi de savaşın imgeleriyle donattı. Basra'daki El Aşar Caddesi'ne İran savaşında ilk ölen 99 askerin heykeli dizildi. Heykeller İran'ı hedef gösteriyordu.
O kadar eskilere gitmeye gerek yok. 20 yılöncesine kadar, Binbir Gece Masalları'nın rüya kenti Bağdat'aMezapotamya'nın Paris'i deniyor; Irak toplumu Ortadoğu'nun en okumuşyazmış, en laik, en modern, en müreffeh toplumu olarak örnekgösteriliyordu. Sonra 1.5 milyon cana mal olan, 20. yüzyılın en uzunsavaşı başladı: İran-Irak Savaşı. Saddam Hüseyin de silah koleksiyonununen nadide parçalarını, başta Amerika, bazı Batılı ülkelerin yardımıylatam da o sıralarda edinmeye başlamıştı. Ama ödüllerle şımartılan SaddamHüseyin, Kuveyt'i işgal edince, işler değişti. Körfez Savaşı'ndanitibaren Irak, bilinçli bir çabayla bu küstah oyunbozana, SaddamHüseyin'e eşitlendi. Irak'ın uygarlıklara beşik olmuş tarihi de, onu tümdünyada eşsiz kılan gelenekler-dinler-kültürler mozaiği de silindibelleklerden. Ve işte o zamandan beri, Amerika'nın sürdürdüğü rejimideğiştirme kampanyası boyunca asıl bedeli ödeyen Irak halkının sesineduyarsızlaştık.

Irak halkı sakin bir bekleyiş içinde. İnsanların zihninde yaklaşan savaştan çok günü geçirmekle ilgili kaygılar ağır basıyor. Yıllardır çekilen acılara, yıkımlara duyarsızlar sanki. Bağdat geceleri eskisi kadar renkli değilse de, Ramazan ayında iftardan sonra İmam Kazım Türbesi'nin etrafındaki kahveler nargile içip sohbet edenlerle dolup taşıyor.
Yeni bir savaşın eşiğinde, işte bu sesi duymayıumarak gittik Irak'a Bağdat güzel bir kent. Ne yaklaşan savaşın ne de 11yıldır ambargolar altında ezilenlerin sesi çalınıyor ilk kulakkabarttığınızda. Öyle şık, öyle güzel restoranları var ki. Su ve ekmekgibi, siz sormadan masaya getirdikleri en az altı çeşit meze bile ikikişinin karnını doyurmaya yeterken; bir porsiyon Irak kebabı diyetabağınıza gelenle üç öğün çıkarırsınız. Irak kebabının bu restoranlardafiyatı 6 bin dinar ya da 3 dolar. Bu paraysa İran-Irak Savaşı'nakatılmış bir gazinin aylık maaşından fazla. Ya da bir başka deyişle,Iraklıların yüzde 90'ı böyle bir restoranda yemek yemeyi hayal bileedemiyor. Yemekten sonra çay içmek âdetten. Iraklılar pek çok açıdanbize çok benziyorlar ama mesela çayı bizim gibi içmiyorlar. Bizim incebellilerden biraz daha kısa, biraz daha kalın bardaklarda, yarısınakadar şeker doldurup öyle içiyorlar. Ve buram buram kakuli kokuyor çayIrak'ta.

Bağdat'ta ambargodan sinemalar da nasibini almış durumda.
İran-Irak Savaşı'nda bir şarapnel parçasının topalbıraktığı Muhsin, Al Massabah Caddesi'nde, mönüsünde Chateaubriand'danViyana usulü şinitzel'e dünya mutfaklarından seçmeler bulunan şıkrestoranlardan birinde yediğimiz öğle yemeğinin ardından çayınıyudumlarken dalıp gidiyor. Muhsin dört çocuğunu, karısını, dul kızkardeşini ve dul anasını alıp da böyle bir restorana gelecekleri günündüşünü mü kuruyor bilmiyorum. Muhsin'in düş kurmaktan çoktan vazgeçmişolmasından korkuyorum. Muhsin bizim şoförümüz. Muhsin'in gazi maaşı ayda2 dolar. O ve ailesi Iraklıların yüzde 70'i gibi devletin dağıttığıaylık bedava tayına muhtaç büyük ölçüde. Ve Iraklıların çoğu gibi onunda zihninde yaklaşan savaştan çok, bugünü geçirmekle ilgili kaygılarağır basıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Körfez Savaşı'ndan farklıolarak bu kez sivil altyapıyı bombalamazsa, Saddam Hüseyin rejimi fazladirenmeden devrilirse ve de ordu dini ve etnik hiziplere ayrılıpbirbirine düşmezse, o zaman sadece birkaç bin Iraklı ölecek.

Körfez Savaşı Gazisi Muhammed Defer, geçimini Saddam fotoğrafları ve kül tablası gibi kullanılmış eşyalar satarak sağlıyor.
Hadi diyelim, Başkan Bush da babasının 1991'deyaptığı gibi su, elektrik ve kanalizasyon sistemlerini, yolları veköprüleri hedef aldı. O zaman sırf salgın hastalıklar yüzündenöleceklerle birlikte sayı on binleri bulacak. Bir de ordu bölünür içsavaş çıkarsa, Bosna'da gördüklerimiz Irak'takinin yanında mahallekavgası gibi kalır deniyor ama, buna rağmen yeni bir savaş o kadar çokendişelendirmiyor Iraklıları. Neden mi? Çünkü zaten, savaş henüzbaşlamamışken, bugünkü "barış" ortamında da ölmekteler.

Basra, El Garma Bataklığı'nın kıyıları çocuklar için oyun alanı. Çocuklar bataklığın çamuruna şekil verip oyuncaklar yapıyor. Küçük kızın elleriyle yoğurduğu oyuncak, tarihöncesi bir heykelciği andırıyor.
Bir zamanlar desteklediği bir diktatörü şimdiyenisiyle değiştirmek isteyen Washington'un önceki Dışişleri BakanıMadeleine Albright, 1991'de yürürlüğe giren yaptırımların ilk beş yılda500 bin çocuğun ölümüne neden olduğu anlaşılınca bir gazetecinin`Hiroşima'da ölen çocuklardan daha fazlası ölmüş. Değdi mi buna'şeklindeki sorusuna "Zorlu bir seçim ama bedeline gelince Bize göre bubedele değer...'demişti ve kimse bu gidişe dur diyememişti. Iraklılar ogünden bu yana her gün binlerle ölmeye devam ediyor.UNICEF rakamlarınagöre, beslenme yetersizliği ve kirli suların neden olduğu hastalıklarher ay 4 binden fazla çocuğu öldürüyor.

Bağdat, II. Dünya Savaşı'ndan sonra, petrol gelirlerinin etkisiyle büyük bir gelişme göstermişti. Sanayi birimlerinin pek çoğunun kentte kurulmasıyla nüfus da hızla artmıştı. Körfez Savaşı'nın getirdiği yıkımların ardından ve ambargoya rağmen imarına yeniden başlanan kent, şimdi yeni ve daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya.
Amerikan dış politikalarının üretilip tartışıldığıbaşlıca düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin yayın organı ForeignAffairs dergisinin Mayıs/Haziran 1999 sayısında, iki Amerikalıprofesörün John Mueller ve Karl Mueller imzasıyla yayımlanan "Kitle İmhaYaptırımları" başlıklı yazıda, tarih boyunca kitle imha silahlarının(Nazilerin uygulamaları hariç) 400 bin kişinin ölümüne neden olduğubelirtiliyor. Aynı yazı şöyle devam ediyor: `Eğer Birleşmiş Milletler'inIrak'taki insani zararla ilgili tahminleri kabaca bile doğruysa, bugünekadarki ekonomik yaptırımlar, tarih boyunca kitle imha silahlarıylakatledilen insanların toplamından çok daha fazla kişinin ölümüne nedenolmuş demektir.'
Ambargonun korkunç etkileri 1996'da UNICEF, WHO, FAOgibi Birleşmiş Milletler'in kendi kurumlarının hazırladığı bir diziraporla artık yadsınamaz hale geldiğinde, Irak'ın halkın temelihtiyaçlarını karşılamak üzere petrol satmasına izin veren bir anlaşma;Petrol Karşılığında Gıda Programı yürürlüğe girdi.
Programı hayatageçiren Birleşmiş Milletler Irak İnsani Yardımlar Koordinatörü DennisHalliday, yaklaşık iki yıl sonra yaptırımların Irak halkı üzerindekiyıkıcı etkisini protesto ederek istifa ettiğinde şöyle diyecekti: "Tümbir ulusu yok etme sürecindeyiz.

İslam'ın dördüncü halifesi Hz. Ali ile Hz. Muhammed'in eşi Ayşe yanlıları arasında yaşanan savaş, Basra yakınlarında meydana gelmişti. Savaşın en şiddetli anı Ayşe'nin bindiği devenin etrafında gerçekleştiği için bu olay İslam tarihine Cemel Vakası olarak geçti. Savaş yerine daha sonra yapılan türbeler, o gün bugündür Iraklıların en önemli ziyaretgâhlarından.
Durum bu kadar basit, bu kadar korkunç. Bu, hukukve ahlak dışı" Yerine getirilen Hans Von Sponek de görevi bir buçuk yılsürdürebildi. O da istifasını verirken `Irak halkını sorumlu olmadığıbir şey için bu şekilde cezalandırmaya daha ne kadar devam edeceğiz'diye soruyordu.
Dünyanın ikinci büyük petrol rezervine sahip Irakhalkının cezası ölümcül (11 yılda yarısı çocuk bir buçuk milyon kişi)bir yoksulluk, yoksunluk oldu. Evet, Irak yukarıda bahsettiğimiz anlaşmauyarınca petrol satabiliyor. Ama kazandığı parayı nakit olarakkullanamıyor; sadece izin verilen malları satın alabiliyor. Nakdiolmayan devlet, çalışanlarının maaşlarına (ki Iraklıların yüzde 70'imemur) zam da yapamıyor. 1985 yılında 200 dolara karşılık gelen en düşükmemur maaşının bugün değeri 2 dolar. Bağdat'ta eskiden mühendis,öğretmen hatta doktor olup şimdi taksi şoförlüğü yapan o kadar çok kişivar ki.

Basra civarındaki bataklıklar, Irak'ın yakın tarihinin en acı olaylarına sahne olmuştu. Baas iktidarına karşı ayaklananlar, bu bataklıklarda yok edildi.
Günde ortalama 8-10 bin dinar kazanıyor bir taksişoförü, yani 4-5 dolar. Taksilerin rengi portakal beyaz. Yüzde 80'iVolkswagen Passat'ın 80 ile 85 yılları arasında üretilen modelleri.Hemen hepsinin ön camları çatlak, farları kırık, kapı kolları işlemezdurumda. Yedek parçalar ambargo kurbanı; gelmiyor. Kaçak girenler iseçok pahalı. Irak devleti, Petrol Karşılığında Gıda Programı yürürlüğegirdiği günden beri bütün vatandaşlarına gıda ve temizlik malzemeleriiçeren bedava bir paket dağıtıyor. Pakette şunlar var: Hane başına 1çuval un, 1 kg. tuz. Kişi başına 5 kg. pirinç, 2 kg. şeker, 1 kg.süttozu, 250 gr. çay, 500 gr. katı yağ, 250 gr. kuru fasulye, 500 gr.mercimek, 200 gr. toz sabun, 2 adet el sabunu.

Ambargo nedeniyle Irak temel gıda maddeleri ve ilaç da dahil olmak üzere ihtiyaç duyduğu ürünleri yıllarca ithal edemedi. İlaçsızlık ve gıdasızlık yüzünden yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Ambargonun korkunç etkileri 1996'da UNICEF, WHO, FAO gibi Birleşmiş Milletler'in kendi kurumlarının hazırladığı bir dizi raporla artık yadsınamaz hale geldi. Bu yüzden halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere petrol satmasına izin veren bir anlaşma, Petrol Karşılığında Gıda Programı yürürlüğe girdi. Um Kasir Limanı'na Vietnam'dan gemilerle getirilen pirinç, buradan tüm ülkeye dağıtılıyor.
Gıdalar kişi başına günde 2 bin kalori ile 43miligram protein sağlayacak şekilde ayarlanmış. Ama nişasta ve şekerbakımından yüklü olan bu tayın, dengeli beslenmenin olmazsa olmazunsurları vitamin, mineral ve protein çeşitliliği içermediği için kronikbeslenme yetersizliği ve kansızlık son derece yaygın. Bu durumistatistiklere de tuhaf yansıyor: Iraklı yetişkinlerin yüzde 25'i aşırışişmanken, Iraklı hamile kadınların yüzde 60'ında kansızlık görülüyor.
BirleşmişMilletler Iraklı ailelerin yüzde 70'inden fazlasının hayatlarını ancakdevletin dağıttığı yardım paketi sayesinde sürdürebildiğini belirtiyor.Dahası örgütün raporları ailelerin gelirlerinin yüzde 70'inden fazlasınıda bu tayına katkı yapmak için harcadığını ortaya koyuyor.
Hatta ElMutanabi Caddesi'nde cuma günleri kurulan ikinci el kitap pazarındakütüphanesinden getirdiği kitapları satan üniversite hocalarınarastlamak bile mümkün.
Kitap okumayı seviyor Iraklılar ama kitapokumak artık lüks olmuş. Üniversite mezunu Tahir'le MutanabiCaddesi'ndeki bu pazarda tanıştık. 10 yıldır her cuma bu pazara geliptezgâhını açıyor ve ona başka bir dünyanın kapılarını açtığını söylediğiedebiyat klasiklerini satıyor. Mükemmel İngilizcesi Londra görmüşolabileceğini düşündürüyor. Kültür Bakanlığı'nda çalışmış eskiden amaevlenip çoluk çocuğa karışınca aldığı maaş yetmez olmuş, istifa etmişişinden. Öğretmen olan eşinin maaşı ayda 6 dolar.

Samarra Ulu Camisi, binlerce askerin bir arada ibadet edebilmesi için, Abbasi Halifesi Mütevekkil tarafından 846-852 yıllarında yaptırılmıştı. Bu büyük cami yıkıntı halinde ama ziggurat tarzındaki minaresi halen ayakta.
Tahir'in sattığı kitapların fiyatı 25 sentle birdolar arasında değişiyor. "Yeni kitap satılmıyor" diyor Tahir, "isteyenolursa getirtiyoruz ama 10 dolardan başlıyor yenilerde fiyatlar. Alıcıçıkmıyor". Irak 90'lı yıllara kadar yüzde 95'le Ortadoğu'da okuma yazmaoranı en yüksek ülkeydi. Bağdat'ta geçirdiğimiz iki hafta boyuncatanıştığımız yetişkin Iraklıların da çoğu zaten üniversite mezunuydu.Hatta yaşını başını almış kadın ve erkeklerin ikinci üniversitelerinibitirmek için ders çalıştıklarına bile tanık olduk. Ama UNICEFrakamları, Irak ambargolar altında yoksullaştıkça, eğitimin parasız,defter kalemin bedava olmasına karşın ana babaların artık çocuklarınıokula gönderemez olduklarını ortaya koyuyor. Okul çağındakilerin yüzde30'u kayıt yaptırmamışlar bu yıl. Bağdat sokakları dilenci çocuklarlakaynamıyorsa bile, her köşe başında karşınıza mutlaka çalışan Ğsigara yada mendil satan, ayakkabı boyayan, hamallık yapan okul çağında birçocuk çıkıyor.

Son yıllarda ambargo hafiflediği ve konu komşu pek çok ülke tarafından delindiği için de Bağdat çarşılarında ürün çeşitliliği artmış. Ancak halkın alım gücü, bu ürünleri satın almak için hiç de yeterli değil.
Yaptırımlar komitesinin Irak'a girmesine izinverdiği en yeni bilgisayar en az 10 yaşında. Çünkü daha yenibilgisayarları Saddam Hüseyin'in kendi koleksiyonuna almasından endişeediyorlar. Yaptırımlar komitesi, yine askeri amaçlarla kullanılabilirkaygısıyla devletin satın almak istediği kurşunkaleme bile itirazediyor. Neler yok ki listede. Kimyasal, nükleer ya da biyolojiksilahların yapımında da kullanılabilir diye ithali 11 yıldır yakısıtlanmış ya da tamamen yasaklanmış ürünlere bir bakın: Şırıngalar,idrar torbaları, direnler, karbonat, su arıtmak için kullanılan klor,x-ray cihazları, anjin tedavisinde kullanılan tetra nitrat, kanserteşhis ve tedavisinde kullanılan izotoplar, ambulanslar, kitaplar,dergiler, zarflar, kâğıt, kefen kumaşı, duyma cihazları, ampuller, tarımilaçları, kasetler, CD'ler, videoteypler, boyalar, şampuanlar,oyuncaklar, çamaşır makineleri, aşılar, hatta ağrı kesiciler.

Bağdat'ta Dicle Nehri'nin üzerine kurulu köprülerin civarı, cuma günleri sahafları ağırlıyor. Sahaflar eski kitapların yanı sıra yerli ve yabancı dergileri de satıyor. Buralarda, kütüphanesinden getirdiği kitapları satmaya çalışan üniversite hocalarına bile rastlamak mümkün.
Yoklukların en ağır hissedildiği yerler elbettehastaneler. Irak sosyal hizmetlere de, sağlık hizmetlerine de büyükyatırım yapmış bir devlet. 1989 yılında Körfez Savaşı'ndan önce,Birleşmiş Milletler verilerine göre ülke nüfusunun yüzde 90'ının temizsuya erişimi vardı, yüzde 95'i iyi bir sağlık bakımı alabiliyordu. Çocukölümleri açısındansa dünyadaki en düşük oranlardan birine sahipti.Şimdi en kötüleri arasında. 1990 yılında çocuklar arasında 600 dizanterivakasından ancak 1'i ölümle sonuçlanabilecekken, bugün bu oran 50'de1'e yükselmiş durumda. UNICEF rakamlarına bakılırsa kolera, tifo veishal gibi salgın hastalıklar yüzünden 10 yılda 500 binden fazla Iraklıçocuk öldü.
Irak nüfusunun yüzde 4 ila 8'inin kaçak sınır ticareti(dolaylı ya da doğrudan) yaptığı tahmin ediliyor. Ve kısmen son yıllardaambargo hafiflediği, büyük ölçüde de konu komşu pek çok ülke tarafındandelindiği için, Irak'ta bugün Mercedes ya da BMW marka otomobillerden,Yves St. Laurent marka çantalara, Swatch saatlere, geniş ekrantelevizyonlardan en modern bilgisayarlara pek çok şey var. Hatta ilkbakışta Bağdat'ın bolluk içinde olduğu izlenimine bile kapılabilirinsan. Değil mi ki vitrinler tezgâhlar dolu, değil mi ki 5 yıldızlıoteller, İtalyan restoranları, CD-VCD satan dükkânlar, internet kafeler,süpermarketler, alkol değil ama taze meyve sularından kokteylleryapılan barlar, bahçe içinde şık villalar, rock müzik çalan radyokanalları, taklit nike'lar, sahte Lancome gözaltı kremleri, MacDonaldsdeğil ama pizzacılar, CocaCola değil ama Pepsi, Marsbar ve Nescafe var.

Dünyanın en eski uygarlıklarının beşiğiydi Mezopotamya. Sümer, Akad, Babil, Assur uygarlıkları bu coğrafyada doğdu. Bağdat'ın güneyindeki El Hille kasabası yakınlarındaki eski Babil kentinden günümüze, dış surların kuzey ucundaki Nabukadnezar Sarayı, İştar Kapısı ve Emrah Tapınağı gibi yapıların kalıntıları ulaşmış .
Kanser vakalarında 6 kat, doğumanomalilerindeyse 3 kat artış gözlendi. Bunda Amerika BirleşikDevletleri'nin Körfez Savaşı'nda kullandığı seyreltilmiş uranyumlubombaların payı olduğu söyleniyor (Uranyum radyoaktivitesini 4.5 milyaryıl kaybetmiyor ve toz olup havaya, suya, toprağa, derken beslenmezincirine karışıveriyor. Körfez Savaşı Sendromu olarak nitelenensemptomların kaynağı olarak da aynı bombalar gösteriliyor). Iraklı anababalar çoktandır doğacak çocuklarının cinsiyetini değil, anormal doğupdoğmayacağını merak ediyorlar. Sağlık hizmetleri ve ilaçlar parasız. Amailaçlar ambargolara takıldıkça, tedavisi bitmeden taburcu edilen kanserhastaları ölmek için dönüyorlar hastanelere.
Irak'ta ambargodan kâredenler de var tabii. En azından Saddam Hüseyin'in, yakın çevresinin veiktidardaki Baas Partisi ileri gelenlerinin çocukları beslenmeyetersizliğinden ölmüyor. Ama onlar bile kirli sulardan, tamamına yakınıbombardımanlarla imha edilmiş kanalizasyon sisteminden, seyreltilmişuranyumdan sakınamıyor herhalde kendilerini.

Basra'ya Ödetilen Bedel

Şattü'l Arap kıyısında, Basra Körfezi'ne sadece 55 kilometre uzaktakiIrak'ın ikinci büyük kenti Basra, yüzyıllarca Arap deniz ticaretininmerkeziydi. Ama bugün, Irak'ın özellikle de Körfez Savaşı'ndan bu yanayaşamakta olduğu insani ve ekonomik çöküşün çarpıcı bir örneğikonumunda. Basra, İran'a da Kuveyt'e de neredeyse bir taş atımlıkmesafede olduğu için hem İran-Irak Savaşı'nda, hem de Körfez Savaşı'ndaen ağır çatışmaların yaşandığı yer oldu. Kent, Irak'ta nüfusça çoğunluk,iktidar paylaşımındaysa azınlık konumundaki Şiilerin de başkentisayılıyor (Irak nüfusunun yüzde 60-65'i Şii, yüzde 32-37'si Sünni.

Irak'ın dış dünyayla bağlantısını sınırlı da olsa sürdürdüğü limanlardan biri Um Kasir. Savaştan önce Basra Körfezi'nin en hareketli limanıydı; şimdi büyük ölçüde atıl çalışıyor .
Hıristiyanlarla birlikte diğerlerinin oranı iseyüzde 3.) ve Basralılar Körfez Savaşı'ndan sonra Saddam Hüseyin'e karşıayaklanma cüreti göstermiş olduklarından, yakın zamana kadar Bağdat'ıngözden ve gönülden ırak tuttukları arasındaydılar. Ama şimdi SaddamHüseyin yönetiminin ambargo karşıtı karşı-propaganda savaşının merkezi.Irak Havayolları 2000 yılından bu yana Bağdat-Basra arasında günde ikisefer düzenliyor. Gidiş dönüş 20 dolarlık bilet fiyatı, Iraklılarınyüzde 90'ını için çok pahalı. Yine de Saddam Hüseyin, meşru olmadığınısavunduğu uçuşa yasak bölge uygulamasına meydan okumak için buseferlerin düzenli devam etmesini istiyor. Uçuşa Yasak Bölge Uygulaması1991'de, Irak'ın kuzeyinde Kürtleri, güneyinde de Şiileri güya SaddamHüseyin'in gazabından korumak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyikararı olmaksızın, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransatarafından dayatıldı. Fransızlar sonradan uygulamadan çekildi. Ülkeninneredeyse üçte ikisinde Irak uçaklarının uçamaması demek olan buuygulama çerçevesinde, bu bölgelerde Amerikan ve İngiliz savaş uçakları"gözetim uçuşu" yapıyor ve gerekli buldukları hedefleri de bombalıyor.


Basra'nın dört bir yanı petrol rafinerileriyleçevrili yani Amerikan ve İngiliz uçaklarının sıkı gözetlediği bir kent.Bunun bir anlamı da hedef şaşıran bombaların hedefi olma şansınızın bukent ve çevresinde epey yükselmesi demek. Bir fikir vermesi açısındanBirleşmiş Milletler'in Amerikan ve İngiliz uçaklarının hava akınlarıylailgili olarak Aralık 98-Mayıs 99 arasında yaptığı araştırmadanaktarıyorum: "20 farklı lokasyonda toplam 73 sivil öldü, 257 sivilyaralandı." Oysa uçuş yasağının amacı bölge halkını korumaktı, değil mi?Yok, siz bunu Basralıların külahına bile anlatamazsınız. Şii gerillalar11 yıl önce, Baba Bush'un ayartmasıyla ayaklandıklarında, isyan Necefve Kerbela'ya kadar yayılmış olmasına karşın, Amerikalılar bırakınyardım etmeyi, Şiilerin başını ezsin diye Saddam Hüseyin'inhelikopterlerine uçuş yasağını kaldırmıştı. Kanlı sona eren isyanıunutmamış Basralılar. Onun için Amerikalıların açacağı ikinci birsavaşta, rejimi devirmek için yine kendilerinden destek istenirse eğer,bu kez iki kere düşünecek Basralılar. Dahası da var: Basralı vegüneydeki diğer yerleşimler 11 yıllık ekonomik ambargonun da, KörfezSavaşı'nda kullanılan uranyumlu bombaların yarattığı kirliliğin de öncephesi konumunda. Hemen herkesin ailesinde kanserli biri var, annelerinçoğu da anormal doğduğu için en az bir bebeğini kaybetmiş. SaddamHüseyin'in elinden de çekmişler belli, ama 11 yıldır o sımsıkıkoltuğunda otururken, sıradan Iraklıların hemen hepsinin evinde yıkımyaratan, Basralılara göre, Amerikan politikaları. Hiçbir suikast, darbeya da işgal de, öyle görünüyor ki, acı, yokluk ve yoksulluk içindebüyüyen on binlerce Iraklı çocuğun kalplerine ve zihinlerine kazınananıları kolay kolay silemeyecek, en azından daha kuşaklar boyu bebekleranormal doğacak, gencecik insanlar kansere yakalanacak.

İslam'ın dörtüncü halifesi Hz. Ali'nin türbesi Necef'te. Şii ya da Sünni ayrımı olmaksızın tüm Müslümanların saygı ve coşkuyla ziyaret ettikleri bir mekân.
Irak'ta döviziniz varsa, çoğu şeyi bulmak vesatın almak mümkün. Ama nakit ve tercihen dolarınız olmalı; çünkü buülkede seyahat çeki ve kredi kartı geçmiyor. İlk kez 100 dolarbozdurduğumda kendimi banka soymuş gibi hissettim: 250 dinarlıkbanknotlardan oluşan (toplam 800 adet) para yığınını siyah bir naylonpoşete doldurup verdiklerinde yüzüm kızardı. Henüz bu kara koca torbada50 memurun maaşını taşıdığımı bilmiyordum ama, bu dikkat çekiciboyutlardaki servetimi döviz bürosundan çıkmadan önce sırt çantamatıkıştırmayı ihmal etmedim. Ne de olsa serde İstanbulluluk, ceptelefonunu, cüzdanını çok kaptırmışlık var. Ama Iraklıların gözü benimservetimde değil. Onlar yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları topraklardasaklı, tüm dünyanın gözlerini kamaştıran servetleri üzerinde söz sahibiolmak isterlerdi çok çok. Ama o servet, laneti olmuş Iraklıların. Neseslerini duyurabilecek yerel, ulusal ya da uluslararası bir mercilerivar ne de seslerine kulak veren.

Sayı 119 / Şubat 2003


Jan 17 2011 10:43AM




 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

“Buradaki yaşam Avrupa’da çoktan bitti!”
The Guardian Türkiye muhabiri Constanze Letsch
EcoFest İstanbul
8-10 Haziran tarihlerinde KüçükÇiftlik Park’ta
Yaşam Okulu Yeniden!
23-29 Haziran 2012, Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde
Homeopati Okulu
31 Mayıs-3 Haziran, Çamtepe
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?