ATLAS LOGO
Kasım 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Macera 
GİLİNDİRE MAĞARASI
Toroslar'ın kalbinde

Türkiye'nin 570 milyon yaşındaki kayaçlarında oluşan en büyük mağarası Aydıncık yakınlarında bulundu. Orta Toroslar'daki Gilindire Mağarası'na keşif dalışları Atlas'tan Ali Ethem Keskin ile Mağara Dalışı ve Araştırma Grubu tarafından gerçekleştirildi.


Yazı: Serhat Hamarat

Fotoğraflar: Ali Ethem Keskin

Milyonlarca yıllık sessizlik, regülatörlerden çıkan kabarcıkların mağaranın tavanına çarpıp dağılmasıyla bozuluyor. Kuvvetli fenerlerimiz daldığımız mekânın boyutlarını kavrayabilmemiz için yeterli değil. Ali'nin bir an için ortalığı görünür kılan flaşları bile, sonsuza uzadığı izlenimi veren karanlıkta boğuluyor. Sarkıtların, tabandan yükselen dikitlerle birleşerek oluşturduğu dev sütunların arasından, mağara gölünün derinliklerine süzülüyoruz.

Gün ışığına yaklaşık yarım kilometre mesafede ve deniz seviyesinin 50 metre altında yaşamla tek bağımız üç milimetrelik kılavuz ipi. Yaptığımız şey kimilerine göre `deli işi'. Kimilerine göreyse çok az insanın yaşayabildiği büyük bir ayrıcalık. Yeryüzünün bir köşesini gören ilk gözler olmanın, keşfetmenin ayrıcalığı.

Gilindire Mağarası bundan üç sene önce, Aydıncık'ın denize dik, yüksek kayalıklarında keçilerini güden bir çoban tarafından bulundu. Mersin'in kavurucu güneşinden korunmak için bir sığınak arayan çoban, kendisi gibi gölgeye kaçan kirpiyi fark etmişti. Kirpi, ancak bir insanın zorlukla geçebileceği delikten girerek gözden yitti. Onun nereye kaybolduğunu merak eden çoban, aynı delikten geçerek bu olağanüstü mağaraya ulaştı. Çobanın, `kuş uçmaz, kervan geçmez' yalıyarlardaki kısa macerası, Aydıncık'ın önemli bir doğal mirasını fark etmesini sağlamıştı.

Yerel yöneticiler bu bilgiyi MTA'ya iletmekte gecikmediler. MTA-Mağara Araştırma Birimi (MAB), Kasım 1999'da mağarada bir ön araştırma gerçekleştirdi. Uzmanlara ait bu ilk gözlemler bile, Gilindire'nin sıradan bir mağara olmadığını belirlemeye yetiyordu. Burası, oluşum ve gelişim özellikleri ve sahip olduğu damlataşlarla son derece önemliydi. Gelişimini yeryüzünün en yaşlı kayalarından olan ve günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce oluşan Kambriyen kireçtaşları içinde yaşamıştı. Daha önce, Konya Seydişehir'de benzer yapıya sahip iki mağara daha bulunmuştu. Ancak Gilindire bu iki mağaradan da büyüktü. Ön araştırmasının bizimle ilgili haberi, ekip henüz bölgeden ayrılmadan geldi arayan jeomorfolog Lütfi Nazik'ti: `Mağarada, yaklaşık 450 metre boyunca ilerleyen ana galerinin sonunda büyük bir göl var!'

Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu (MADAG) olarak, MTA'lı mağaracılarla bugüne kadar birçok ortak proje gerçekleştirdik. Mağaraların oluşum süreçlerini, jeomorfolojik ve iklimsel özelliklerini araştıran bu ekipte yer bilimiyle ilgili birçok disiplinden uzman bulunuyor. Ancak karstik oluşumlardaki göl ve sifonlara dalış yapabilmek, özel bir eğitim ve ekipman gerektiriyor. ODTÜ Sualtı Topluluğu ve Sualtı Araştırmaları Derneği ortak çatısı altında çalışmalarını yürüten MADAG işte bu aşamada devreye giriyor. MAB'a sağladığımız dalış desteğiyle, araştırılan mağaralardaki su sistemlerinin profil ve kesitlerinin çıkartılarak, haritalarının çizilmesi mümkün oluyor.

`İçinde büyük bir göl bulanan mağara' haberini duymak heyecan vericiydi. Ancak bizim için gerçek sürpriz bu keşfin, `Deniz Mağaraları Envanter Projesi'ni (DEMA) yürüttüğümüz Aydıncık-Taşucu bölgesinde yapılmasıydı. Belirtilen kıyı şeridinde, 1998 yazında sualtı girişli 20'ye yakın mağara tespit etmiş ve haritasını çıkarmıştık (ATLAS, Ekim 1998, Akdeniz'in Mavi Delikleri). Şimdi ise girişi karada bulunan bir mağaradan denize ulaşabilme ihtimali hepimizi heyecanlandırıyordu. Üstelik bu mağaradan elde edeceğimiz veriler, DEMA projesinin gelişmesine de katkıda bulunabilirdi.









Nisan 2000'de bölgeye ikinci defa giden MTA ekibine MADAG'dan Atila Kara ve ben dahil olduk. Mağaranın girişi, kıyıya sadece 20-25 metre uzakta ve yalıyar (falez) olarak isimlendiren kıyı tipi için sürpriz sayılamayacağı üzere deniz seviyesinin 46 metre üzerindeydi. MTA-MAB, mağara ve yakın çevresinde iklim, hidrojeoloji ve damlataşlara yönelik aletsel ölçümler yaparak, Gilindire'nin oluşum ve gelişim özellikleri üzerine daha detaylı veriler elde etti. Rakamlar ortaya çıktıkça, karşılaşılan `ilkler' de artıyordu. Göle indiğimizde, 46 metreden başlayan irtifa sıfıra, yani deniz seviyesine düşmüştü. Sıra bizdeydi. Bugüne kadar gördüğümüz belki de en güzel mağaranın içindeydik ve üstelik, ömrümüzün törpüsü ağır dalış malzemelerimiz hiç alışık olmadığımız bir şekilde, Ğbu yeni keşfin ilçe turizmine hareketlilik getireceğine inananĞ belediye görevlilerince taşınıyordu. Sadece bu olağanüstü mağarada dalış yapan ilk insanlar olacağımıza değil, her şeye rağmen bana söylenmeyi bir an için bırakmayan Atila'nın hiç olmazsa sualtında konuşamayacağına da seviniyordum.

Göl, aylardır yaşadığımız heyecanla artan beklentimizi fazlasıyla cevapladı. Eski jeolojik dönemlerde, bu büyük salona henüz tümüyle su dolmadan oluştuğu belli olan damlataşlar, yaklaşık 40 metre derinliğe kadar devam ediyordu. Akdeniz Havzası'nın etkin deniz seviyesinin yükselmesiyle sualtında kalan mağaranın görüntüsü büyüleyiciydi. Su yüzeyinden gölün diplerine uzanan şekillerin bir bölümü (heliktitler) yerçekimine aykırı olarak sağa, sola ya da yukarı doğru gelişmişti. Oluşumu, gelişimi, kimyasal özellikleri ve renkleriyle bu derece yoğun ve farklı damlataşlara Türkiye'de daha önce hiçbir mağarada rastlanmamıştı. Derinlikölçerlerimiz, ulaşabildiğimiz en dip noktada 47 metreyi göstermişti.

İki günde yaptığımız keşif dalışları, gölün tümünü araştırabilmemiz için yeterli olmamıştı. Zaman zaman, fenerlerimizin mağara duvarlarından yansıyan ışıkları birden kayboluyor, su karanlık içerisinde ilerlemek için kendine yeni geçitler buluyordu. Acaba bu tünellerden biri, büyük bir tatlı su sistemine ya da denize mi açılıyordu? Yaşlı Gilindire tüm sırlarını bir defada vermemeye kararlıydı. Bunun için daha fazla zamana ve dalgıca ihtiyacımız vardı.

Aydıncık Balıkçı Barınağı, MADAG'ın Şubat 2002'de gerçekleştirdiği ekspedisyonun buluşma noktası oldu. Bu kez geniş çaplı bir araştırmanın yanı sıra, mağara ve dalışların görüntülemesini de hedeflemiştik. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) üyesi Ali Ethem Keskin, Gilindire'nin keşfinden bu yana ilişkide olduğumuz bir isimdi. Uzun süredir bu ekspedisyona hazırlanıyordu. Ali ve mağarayı videoya kaydedecek Engin Aygün İstanbul'dan, sekiz kişilik MADAG ekibi ise Ankara'dan yola çıktı.

`Bir minibüs ve bir arabadan bu kadar adam ve malzeme nasıl çıkar?' 22 Şubat sabahı, Aydıncık Balıkçı Barınağı'ndaki tüm balıkçıların ilgi odağıydık. Onların yardımıyla malzemelerimizi, belediyenin sağladığı tekneye yükledik. Ancak Poseidon, balıkçılar kadar anlayışlı değildi. Yola çıkarken yavaştan esen lodos, kısa sürede işi iyice azıya aldı ve bir saatlik yolculuğu bile tamamlamamıza izin vermedi. Yarı yolda bir koya sığınıp, ne yapacağımızı düşünmeye başladık. Gilindire'ye varsak bile, bu havada kıyıya yanaşmamız ve dik kayalıkta malzemeleri mağaraya kadar taşıyabilmemiz imkânsızdı. Limana dönüp havanın düzelmesini beklemekten başka çare yoktu. Oysa Deniz Tanrısı'nın öfkesi ertesi gün de dinmeyecekti. Lodos kuvvetini daha da arttırdı. Bu durumda tek çözüm, üç yıl önce mağarayı bulan çobanın izlediği yolu bulmaktı mağaraya karadan ulaşmak zorundaydık.

Değişiklik, yapmayı planladığımız birçok şeyi iptal etmemize neden oldu. Yüksek ve denize dik kayalarda jeneratör, kompresör gibi ağır cihazları taşıyamazdık. Bu nedenle keşif ve penetrasyon çalışmalarını ileri bir tarihe erteledik. Sadece video ve fotoğraf çalışmalarını yapabilecek ve konaklama gereksinimlerini karşılayacak malzemeleri taşıyacaktık. Minibüsü mümkün olan en yakın noktaya kadar getirdik. Dört kişilik öncü ekip yüksüz olarak mağaraya ulaşmayı denedi. Gilindire'ye ulaşan en kısa ve emniyetli yol, sık makilerin arasındaki yaklaşık bir kilometrelik patikaydı. Ekibi oluşturan 10 kişinin de, topu topu bir kilometrelik bu yolu unutabileceklerini hiç sanmıyorum. Büyük bir kısmını limanda bıraktığımız malzemelerin kalan bölümünün taşınması bile dört saatten fazla sürdü. Bu arada fırtına da şiddetini iyice arttırmış, dalgaların serpintisi, denizin metrelerce üzerindeki mağaraya ulaşmaya başlamıştı.

Henüz kurtulmamıştık. Malzemelerin mağara ağzına getirilmesi sadece ilk adımdı. Dalış ekipmanının, mağaranın sonundaki gölün kıyısına taşınması gerekiyordu. Yüzde 80'e ulaşan mutlak nemin ıslattığı zeminde, engebelerle dolu 450 metrelik yolu kat etmemiz gerekiyordu. Ali ve Engin'in fotoğraf ve video malzemeleri bu yolculuktaki en kritik cihazlardı. Yine Ali'nin minik(!) dalış çantası destek ekibinin korkulu rüyası olmuştu. O gün aldığımız belki de en iyi karar, bu işi ertesi sabaha bırakmak oldu.

Mağaranın sıcak ve nemli havası, içeride konaklamamıza izin vermiyordu. Geceyi, Gilindire'nin daracık girişinde omuz omuza uyuyarak geçirdik. (Deneyimli dalgıcımız Atila'nın bu ekspedisyonda olmamasına sevindiğim tek an buydu.) Ertesi gün dalış hazırlıklarının tamamlanması, son kontrollerin yapılması, fotoğraf ve video ekipmanlarının hazırlanmasıyla artık dalış zamanı gelmişti. Yüzerlik yeleklerimizdeki havayı boşalttık ve gölle tekrar buluştuk. Havanın azizliği yüzünden çok fazla vakit kaybetmiş ve dalışları ağırlıklı olarak görüntülemeye ayırmıştık. Sualtında görüşün son derece berrak olmasına rağmen, mağara tavanından ve tabanından harekete geçen sualtı tozu (silt) görüş mesafesini hızla düşürebilmekteydi. Özellikle ilk keşif sırasında dalıcıların regülatörlerinden çıkan kabarcıkların tavana çarpmasıyla gevşek kaya parçaları düşerek tehlike yaratıyordu. Mağara dalışı, tüm dalış disiplinleri içinde riski en yüksek olanıdır. Eğitim ve ekipmanı bu yüzden, hepsinden farklıdır ve ayrı bir özen gerektirir.

Gölün, önceki dalışlarda belirlediğimiz dipten devam eden uzantılarını kontrol etme işini olabildiğince kısa kestik. Toplamda beş saate yaklaşan dip süremizi, daha ziyade Ali ve Engin'in belgelemek istediği bölümlere ayırdık. Dalış çiftlerinin değişimi için verilen kısa araları, yüzey destek ekibinden Büyük Koray Ğki gerçekten büyük iki metre boyundaĞ ve Küçük Koray'ın Ğki gerçekten küçük soyadı buĞ sağladığı sıcak içeceklerle ısınmaya çalışarak geçirdik. Dalışlar bittiğinde her şeye rağmen keyifli ancak yüzlerce kilogram ağırlığında malzemeyi aynı yoldan minibüse taşıma gerçeğiyle yüz yüzeydik. Aydıncık'ta son bulan kısa yolculukta, ekspedisyonun devamı üzerine konuşmuş ve aynı gezide, DEMA projesinde bulduğumuz ve Gilindire'ye çok yakın olan Kaynar Mağarası'na gelmeyi planlamıştık.

`Aman oğlum, deli misin sen?'

Annem, dalışa başladığım yıllarda her faaliyete gidişimde dile getirdiği serzenişten son zamanlarda vazgeçmiş görünüyor. Çünkü oğlu, o ne derse desin, MADAG üyesi onlarca arkadaşı gibi iflah olmuyor. ODTÜ'de, bir öğrencilik hevesi gibi başlayan bu etkinlik, okul günlerinin çok eskilerde kalmasına rağmen devam ediyor. Aynı o günlerde olduğu gibi, maaşlardan arttırılmaya çalışılan paralar malzemelere, en ufak tatil olasılıkları ve yıllık izinler aylar öncesinden bu etkinliklere ayrılıyor. Peki hiçbir maddi getirisi olmayan, dahası küçümsenmeyecek riskler içeren mağara dalışına duyulan tutkunun kaynağı ne olabilir? Sorunun en genel cevabı, `bilinmeyene ulaşma dürtüsü' şeklinde verilebilir.

Mağaralar birçok yer biliminin ilgi alanına girer. Dünyanın, oluşumundan bugüne geçirdiği evrelerin daha iyi anlaşılmasında ve yeni doğal kaynakların araştırılmasında yerbilimcilerin en büyük destekçilerinden biri de mağara dalgıçlarıdır. Sualtı mağara sistemlerinin keşfi ve araştırılması, özellikle karst hidrojeolojisine büyük katkılar sağladı. Bu sistemlerin profil ve kesitlerinin çıkarılarak haritalarının çizilmesi, pasajlardaki su hızları, yeraltına ya da denize boşalan sistemlerin akış hızına ait verilerin elde edilmesi bu disiplin sayesinde mümkün oldu. Bilimsel mağara dalışlarının başlangıcı, 30 yıldan eski değil. 1987 yılında kurulan MADAG, Türkiye'de sistemli dalışlar gerçekleştiren tek kurum.

Gilindire'nin diplerinde, mağara duvarlarına yansıyan ışıklarımızı birdenbire boğan karanlık delikler hâlâ aklımda. Toroslar'ın kalbinde yapacak daha çok işimiz var

Sayı 110 / Mayıs 2002

EDİTÖRÜN NOTU
Küresel ısınmanın ısıttığı yeryuvarlağımız şimdilerde küresel bir iktisadi krizin içine yuvarlanıyor. Bu krizin nedeni ile dünyamızın doğasının yok olmasının nedenleri aynı.
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
Sinbad
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.