|
Kölelik eski dünyanın köklü bir kurumuydu. İslam dini doğduğunda bu kurumu karşısında buldu ve bir takım iyileştirmeler söz konusu olmasına rağmen, bir statü olarak tanıdı. Müslümanların da kendilerinden öncekiler gibi; tutsakların toplu öldürülmesini önlemek, köle elde etmek amacıyla savaşlarda gereksiz kan dökülmesinin önüne geçmek ve bazı ekonomik-toplumsal sorunlara yol açmamak gibi nedenlerle köleliliği yasaklamadığı ileri sürülür. Bunun kanıtı olarak da, İslam'da kölelerin durumu gösterilir. Buna göre, İslam kölelere, özgürlere kıyasla eksik de olsa, bazı dinsel ve hukuksal haklar tanımıştır. Köle-özgür farkı olmaksızın tüm Müslümanların kardeş olduğu ilkesi benimsenmiş, kölelere kötü davranılması ya da ağır işlerde çalıştırılması engellenmek istenmiştir. Köle azat etmek en değerli ibadetlerden sayılmış, saygıdeğer bir davranış olarak kabul edilmiştir. Öte yandan, bir kölenin kendi bedelini ödeyerek özgür olmak istemesi durumunda, efendisi bu isteği kabul etmek ve söz konusu bedeli kazanması için kölesine süre tanımak zorundadır. Köleleri belirli bir süre kullandıktan sonra azat etmek sevap sayılır ve azat edilen kölenin çocukları da özgür kabul edilirdi. Köleye verilen özgürlük vaadinden dönülememekteydi. Genellikle uyulmamış olsa da savaş tutsakları dışında insanların köleleştirilmesi doğru bulunmamış, Müslümanların köleleştirilmesi ise kesinlikle yasaklanmıştı. Kölelerin, savaşta ya da başka şekilde esir alınmış gayrimüslimlerden olması zorunluydu. Hanefilerde bir köleyi bilerek öldüren, idamla cezalandırılırdı. Efendisinin kötü muamelede bulunduğu köle, azat edilme hakkına kavuşurdu. "Efendi ile köle arasında yakın bir ilişki olabilir ve bu kölenin özgürleşmesinden sonra da devam edebilirdi. Köle efendisinin kızıyla evlenebilir ya da onun adına işleri yürütebilirdi." İslam'da kölelik kurumu çok farklı grupları kapsıyordu. Abbasi devrinde Orta Asya'daki Türk halklarından gelen köleler, burada ordulara katıldı. Bu uygulama, sonradan da devam etti ve köleler hanedan kurucusu olarak da ortaya çıktılar. Mısır ve Suriye'yi 1250'den 1517'ye kadar yöneten Memluklar, köle olarak toplanıp eğitilen ve Müslüman olduktan sonra özgürleşen bir gruptu. Memluklar, Mısır'daki hakim konumlarını Osmanlı devrinde de, Kavalalı Mehmet Ali Paşa onları ortadan kaldırıncaya kadar devam ettirdiler. Bu tür asker köleler, köleleştirilen diğer gruplardan farklıydı ve bu yüzden onları ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekiyordu. Nitekim, içinde yaşadıkları toplumlarda, özgürlerden daha fazla yetki ve erk sahibiydiler. Bazı bölgelerde de köleler tarımda kullanılıyordu. Bunlar Abbasi devrinde özellikle Irak'ta önem kazanmışlardı. Sayıları bir ara bir hayli artmış olmalıydı ki, ciddi bir isyana da kalkıştılar. Bu devirde gene de köleler genellikle kentlerde ev içi hizmetlerde kullanılıyordu. Kara Afrika'dan, Kızıldeniz üzerinden ve Nil boyunca getirilen kölelerin çoğu kadındı.
Osmanlı'da Kölelik
Osmanlı İmparatorluğu da genellikle İslam'ın köle hukukunu uyguladı. Fetihlerde ve savaşlarda esir aldığı insanları köle olarak çeşitli işlerde kullandı. İmparatorluğun Avrupa'daki ilerlemesine bağlı olarak, ilk dönemlerde ciddi sayılarda köleleştirmeler gerçekleşti. Daha sonra buna Kafkasya halklarından yapılan köle ticareti de eklendi. Devşirme yönetici ve askerler, öncelikle bu esir havuzundan sağlanırdı. Yeniçeriler ve sadrazam dahil idari teşkilatın hemen tüm yöneticileri, esirken seçilip eğitilen ve Müslümanlığı kabul ederek özgürleşen bir gruptu. Suraiya Faroqhi, 17. yüzyıl Osmanlı'sı için şunları yazıyor: "İş gücünün hiçbir loncaya kayıtlı olmayan bir diğer kesimini de köleler oluşturmaktaydı. Önemli sayılarda köle imparatorluk topraklarına savaş esiri olarak girmekteydi… 16. yüzyıl sonunda ve 17. yüzyılda Anadolu'daki köle nüfus arasında en çok Macarlarla Rusların kaydı geçer… Esirler dışında bir de tüccarlar tarafından yurtdışından getirilen köleler vardı. Bu köle tüccarları bugün güney Rusya olan bölgede faaliyet göstererek Tatarlardan veya Abazalar gibi esir avcılarından köle satın alırlardı. Anadolu'nun Karadeniz kıyısındaki limanları yoluyla köle ithalatı 17. yüzyıl boyunca devam etti." Kölelik 15. ve 16. yüzyılda örneğin Bursa'da ipek tüccar ve imalatçılarında geçerliydi. Ama Faroqhi, belirli bir süre geçtikten sonra kölelerin azat edilip kendi işlerini kurma imkanı sağlandığını belirtir. Buradaki köle uygulaması ipekçiliğin gerilemesiyle 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başında yavaş yavaş kayboldu. Fakat o dönemlerde bile "Osmanlı imparatorluğu'ndaki kölelerin çoğu her halde ev içi hizmetinde çalışıyordu. Dönemin geniş hane halklarının çarklarının erkek ve kadın köleler olmadan dönmesi mümkün değildi." Tarihçi Halil İnalcık, 15. ve 16. yüzyıl Osmanlı toplumunda esir ticareti ve köleliğin yaygın olduğunu belirtir: "Şu açıktır ki, Osmanlı İmparatorluğu'nda sadece devletin değil, ekonominin çeşitli kesimlerinin de temelinde kölelik vardı. Bu talep, İstanbul ve Bursa gibi büyük kent merkezlerinde çok canlı bir köle piyasası yarattığı gibi, esir ve cariyelerin belli başlı köle pazarlarında daima iyi para getirmesi sonucu, Osmanlı tarihinin ilk üç yüzyılı boyunca sınır boylarındaki akıncı gruplarının çapul ve esir alma faaliyeti için de güçlü bir dürtü oluşturuyordu. Ancak 16. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlılar, tam da iç piyasalarda köle talebinin giderek arttığı bir sırada, batı sınırında artık sert bir direnişle karşılaşır oldular. Bu yüzden Osmanlılara köle temini işi esas olarak Kırım Tatarlarının eline geçti ve bunlar Polonya'ya, Rusya'ya ya da Çerkezistan'a karşı yaygın köle akınlarına giriştiler. Öyle ki, köle ticareti Kırım ekonomisinin temel direği haline geldi. Nitekim başarısız her akın Kırım'da ekonomik bir bunalıma yol açıyordu…" Savaş esirlerinin köle olarak satılması o devirdeki hemen hemen bütün toplumların ortak özelliğiydi. Savaşlarda esir düşen Türkler de, Avrupa ülkelerinde köle olarak kullanılırdı. Halil İnalcık, esir elde edilmesi ve satılmasıyla ilgili Evliya Çelebi'den şöyle bir sahne aktarır: "1666'da düşman topraklarına düzenlenen bir akından sonra, elde edilen ganimetin ve esirlerin Osmanlı-Avusturya sınırındaki başlıca müstahkem mevki olan Kanije'ye getirilip satılışının, olağanüstü canlı bir anlatımını Evliya'da buluyoruz. Akıncı grubu sevinç içindeki kente girdiğinde, esirler zindanlara atılır; savaşçılar ise tek tek kent halkının evlerinde ağırlanır. Sonra ertesi sabah bütün esirler ve ganimet eşyası büyük çarşıya götürülüp satışa çıkarılır. Esirlerin, giysilerin, kılıçların ve bütün malların açık artırmayla satılması beş gün sürer. Esirler 200 ile 1000 altın paraya gider. Elli esirden 10'u, sultanın beşte bir hissesi (pencik) karşılığı paşaya teslim edilir. her şey satılıp savıldıktan sonra, ganimet parası olarak elde 18.160 altın kalır. Bu paradan akıncıların zarar ve ziyanı ile iki kılavuzun ücreti ödenir; ayrıca yoksullara 40 guruş ve kalenin iki kapı muhafızına 10 guruş verilir; nihayet şehit düşenler için kesilen kurbanlar ile yaralıların bakım masrafları karşılanır. Sonunda herkes Sultan III. Mehmed Camii'nde toplanır ve 1490 akıncının (gazi'nin) payları dağıtılır. Evliya, iki sadık hizmetkarı için birer hisse, akıncıların yoklama ve pay dağıtım listelerini hazırlamakta olan katip olarak geçen hizmeti nedeniyle iki hisse olmak üzere, fazladan dört pay alır. Cami görevlileri de unutulmayıp beş altınla ödüllendirilir. Evliya, Fetih suresini okur ve tören, savaşçıların İslamiyet, Hazreti Peygamber, Kerbela şehitleri, şehit akıncılar ve veliler adına yüksek sesle dua etmeleriyle sona erer." Halil İnalcık şöyle devam ediyor: "Bütün sanayi öncesi toplumlar gibi, Osmanlı devleti de, her türlü girişimi insan gücüne dayandırıyor; bütün bu girişimler ise sürekli ve düzenli bir köle akışını gerekli kılıyordu. Köle emeği, yalnız imparatorluk ordusu ve donanmasına değil, muazzam bayındırlık işlerine ve taşımacılığa da insan gücü sağlamaktaydı. Ancak bu alanlarda dahi (seçkinlerin kalabalık kapıhalkları bir yana bırakılırsa) köle emeği zaman içinde çeşitli nedenlerle azalma gösterdi. On yedinci yüz yıldan itibaren sultanın merkezi otoritesi zayıflarken, savaşlar da eskisi kadar başarılı olmamaya başladı…" Demek ki, Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki gerilemesine bağlı olarak köle kaynağı kurudu. Bu yüzden orduda, donanmada, bayındırlık hizmetlerinde ve tarımda köle kullanılması uygulaması hızlı bir şekilde söndü ve sadece ev hizmetlerinde kullanılması devri başladı. 17. yüzyıldan itibaren, Osmanlı'da köleler çok büyük bir çoğunlukla ev işlerinde, çocuk bakıcılığında kullanılır oldu. Bu yüzyılda da kölelerin büyük bir kısmı, beyazlardan oluşuyordu. Ama, başlangıçta sayıları çok az olan siyah köleler de 19. yüzyıldan itibaren daha çok görülmeye başlandı. Ancak, siyah köle ticaretinin 1857'de yasaklanmasıyla siyah köleler giderek azaldı.
Kölelik Süresi
Osmanlı İmparatorluğu kölelere şeriat hukukunu uygulamasına karşın, bazı özel uygulamalara da sahipti. Bunların en önemlisi, kölelik süresiydi. İslam, kesin bir süre vermemesine rağmen, Osmanlılarda kölelik süresi, beyazlar için 9, siyahlar için 7 yıldı. Osmanlı geleneğine göre, azat edilen köleye hayatını kurabilmesi için efendisi tarafından para da verilirdi. Süresi dolduğu halde azat edilmeyen köleler de olurdu ve bu durumda köle, kadıya başvurarak azat edilmeyi talep edebilirdi. Ayrıca, köleye kötü davranılması, dövülmesi efendisinin elinden alınıp azat edilmesi demekti. Köleler Osmanlı'da efendisi adına iş takip edebilir, ticaret yapabilirdi. Köleler, efendilerinden memnun değillerse, kendilerini satan tüccara başvurarak başka bir efendiye satılmalarını isteyebilirlerdi. Efendileriyle ya da başkalarıyla evlenebilirlerdi.
|
















