Ataları yabankeçileri olan evcilleştirilmiş keçiler ormana değil makilik alanlara ait. Makilik alanlar ve keçiler, evcilleşme öncesi ve sonrasında, birlikte evrimleşti. Seçici olmadan, maki bitki örtüsü tipine ait hemen her türü otlayabilen keçi, bu türleri yeni ekolojik adaptasyonlar geliştirmeye zorladı. Böylece, sanılanın aksine, biyolojik çeşitliliğin artmasına yol açtı. Sütleğen, zakkum gibi türler kimyasallar üreterek; sarıboğan, karaçalı dikenlerle donanarak; pırnal meşesi, akçakesme sert, dikenli, dayanıklı yapraklar geliştirerek keçi sofrasının dışında kalmayı ya da otlatmayı en az zararla atlatabilmeyi başardı. Buna karşılık keçiler dikeni, sert yaprağı, hatta ince dalları kemirip öğütebilecek damak yapısı ve bir zeytin ağacının tepesine çıkabilme yeteneğini geliştirdi. Aslında anlaşılması gereken, etrafımızda gördüğümüz doğal ve kültürel yapıların iyi-kötü, faydalı-zararlı, güzel-çirkin gibi ayrımlar taşımadığıdır; bunlar çeşitli etkileşimlerin zaman içinde doğurduğu ortak ürünlerdir. Keçiye ilişkin sorunlara ekolojik anlamda çözüm üretebilmek için de şikâyetlerin merkezine keçinin kendisini değil, keçiyle sistem arasındaki etkileşimi koyma zorunluluğu vardır. İster insan etkisiyle, ister 'doğal' olarak tanımladığımız nedenlerle olsun, yırtıcının (burada keçinin) popülasyonunun değişmesi (artması ya da eksilmesi), av (burada orman ya da maki) üzerinde etkili olur. Bu, milyonlarca yıldan beri süregelen dinamik bir süreçtir. Ortaya çıkan etkiyi iyi-kötü diye adlandırmak insan merkezli bir değerlendirmedir. Keçileri ormanlar için 'zararlı' ilan etmek ekolojik bir iddia değil. Orman yönetimi, en yüksek odun üretimini temel amaç edinir ve bu nedenle olaya ekolojik değil, ekonomik bakmak durumundadır. Odun değeri olmadığı düşünülen maki alanlarının 'bozuk orman' olarak tanımlanması, bu yaklaşımın sonucudur. Orman içi ve bitişiğindeki köylüye fayda sağlayan keçiler, ekonomik fayda elde etmeye odaklı orman yönetimi için bir önem arz etmez. Ancak günümüz paradigmasına göre orman yönetimi ekonomik olduğu kadar ekolojik temellere de dayanmak zorunda. Sorun bu noktada, orman kaynaklarının ekonomik yaklaşımla mı, ekolojik yaklaşımla mı yönetileceği. Birinci yaklaşımda keçi tümüyle zararlıdır ve orman içinde yeri yoktur, ikincisinde keçi sistemin bütünleyici ekolojik bir bileşenidir. Keçi inadını bırakıp keçinin sadece ormanlarımızı değil, kültür ve sanatımızı da derinden etkilediğinin farkına varmamız gerekiyor. Sorunları dışlayıcı ve yasaklayıcı sığ önlemler yerine bilgiye, anlamaya dayalı bütüncül yaklaşımlarla çözmeliyiz. Keçiler ve göçerler bu ilgi ve sevgiye layıktır. Keçiler ve ormanlar birlikte dokuz bin yıldan beri buralarda. Eğer keçiler ormanın tek düşmanı ise hâlâ 20 milyon hektarın üzerinde orman kaynağımızın olmasını nasıl açıklayabiliriz? YAZI: PROF. DR. TUNCAY NEYİŞÇİ, AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ÇEVRE SORUNLARI ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ MÜDÜRÜ |
















