|
İki yıl kadar önceydi. Kekik toplamak için gittiğim vadide daha önce hiç görmediğim güzellikteki bal kovanlarıyla yani dizi dizi sepetlerle karşılaştım. Buradaki bağın sahiplerinden Ünal Çoban ve ailesi, bu balın hikâyesini adım adım anlatmakla kalmadı aynı zamanda bu eşsiz lezzeti tatmamı da sağladı. Sepet balının hikâyesi söğüt ağaçlarıyla başlıyor. Sadece vadinin iç kısmında bulunan bir dizi söğüt ağacının dalları kesiliyor önce. Bu dallardan ince belli bir sepet örülüyor. Ancak sepetin kovan niteliğini kazanması için iki önemli adım daha gerekiyor. Yine aynı vadideki yamaçlarda otlayan ineklerin tezeği ile vadideki killi topraktan yoğun bir harç karılıyor. Bu harçla sepetin etrafı sıvanıyor. Son olarak da sepetin bir ağzı ahşap bir kapakla tamamen kapanıyor, diğer ağzı ise yarım açık bırakılarak arılar için kapı görevi görüyor. Bu hazırlık yaz sonunda yapılıyor. Sepetler durumlarına göre birkaç yılda bir yenilenmek için tekrar sıvanabiliyor ve bu işlemi genelde kadınlar yapıyor. İkinci adımda ise sepetleri yerleştirmek için en iyi manzaranın seçilmesi gerekiyor. Arıların vadiyi görebileceği en uygun yere bir barınak inşa ediliyor. Etrafı açık ancak üzerinde çatısı olan bir barınak. Manzaranın yanı sıra bu alanın kekiklere yakınlığı da önemli. Genelde kekiklerin yoğunlaştığı bölgeler seçiliyor. Tüm sepetler burada üst üste yerleştiriliyor. Uzaktan bakıldığında bu barınak dev bir bal peteği gibi görünüyor.
Sepet balının tadı da hikâyesi kadar kendine özgü. Ünal Bey ve eşi tam bir peteği getirip önüme koydular. Yanında da közde demlenmiş çay ikram ettiler. Bu kadar bal yenir mi, diye geçirdim içimden önce. Ancak bu bal bir başkaydı. Ağzımda eriyip gidiverdi. Bu esnada balın damağımda bıraktığı tadı tarif etmem neredeyse imkânsız. Ne bugüne kadar yediğim diğer ballara ne de başka bir esansa benziyor. Kendine has bir aroması var. Vadiyi kuşatan kekiklerin, bu enteresan lezzetin temel nedeni olduğunu sanıyorum. Ancak balla olan maceram burada bitmiyor. Sepet balının tadına olan hayranlığımı anlattığımda Beypazarılılar bana 'ballı höşmerim'i tatmamı söylüyor. Kısa bir soruşturma sonrasında bu konuda ün yapmış bir teyzeyi Huri Dinçer'i, Kargı köyünde buluyorum. Huri Teyze, güleç yüzüyle bir çırpıda anlatıveriyor bu özel tatlıyı. Süt ve undan hazırladığı harcı bol tereyağında 'bulgur bulgur' olana kadar kızartıyor. Alt kısmı yukarı gelecek şekilde bir tabağa alıyor. Üzerine az su ile ısıttığı süzme balı döküyor. Su katmazsan yanar, şak şak olur, diyor. Dövülüp kızartılmış ceviz görünümündeki bu tatlı, hem kıtır hem de yumuşak tanelerden oluşuyor. Şeker'in balın yerini alması sonucunda ne yazık ki ballı höşmerimi bulmak kolay olmuyor. YAZI: DİCLE TUBA KILIÇ / Atlas Ocak 2008, sayı 178 |
















