|
Bin Bir
Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur.
Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. Saat, masallara aittir artık. Nakkal, sözü dizer; sonsuzluk zamanı yolculuğuna çıkar dinleyenler. Sonsuzluğun sonu için korkanlar vardır, onlar uykuya dalar. Sultanlar, krallar (hatta, derler ki Korkunç İvan bile) nakkalı dinleyerek uyur. Masalın geri kalanı rüyada devam eder. Koca bir padişah, Bağdat pazarında hamal olur. Önünde, ferah çarşafına bürünmüş bir hanım durur. Uzun kirpikli siyah gözleri ve harika gözkapakları görünmektedir yalnızca, bir de incecik, çıplak ayakları. Sesinin olanca tatlılığıyla 'Ey hamal, küfeni al ve beni izle' der. Sonrasında hamal öyle şeyler yaşar, öyle şeyler görür ve gördüğü halde yine de meraktan ölür, ama tek bir soru soramaz, kimseye de anlatamaz. Çünkü, 'Seni ilgilendirmeyen konularda konuşma!” denmiştir ona. Öyleyse kim anlatacaktır? Sırların tülleri sizin için yırtılsın ki, Kahire'de, Hicretten iki yüzyıl sonra yazılmış papirüsler, tarihin en eski yazılı Arapça metinleridir. Bu sayfaların birinde şu başlık okunur: Binbir Gece Hikâyeleri Kitabı. Yine aynı papirüslerdeki hikâyelerden birinde Dünyazad ve Şehrazad isimleri geçer. Vezirin kızları. Son iki bakire.
Bir asır sonra Bağdat'ta yazılan başka iki kitapta daha geçer bu hikâyeler. Bu kitaplardan biri, o kadar kalındır ki, yaz aylarında, rüzgârdan kapanmasın diye yatak odamın penceresinin pervazına koyarım; adı El-Fihrist'tir, yazarı ise Nedim. Farsçadan çevrilmiş, Bin Efsane adlı bir kitaptan söz eder Nedim, ama okurlarını, kitabın içeriğinin 'kabalığı' konusunda uyarır. Bu tarihten sonra kitap tam yedi asır, hatta sekiz asır unutulur. Bir daha 1704'te Fransa'da ortaya çıkar. Tahmin ettiğiniz gibi, Binbir Gece Masalları'dır bu kitap. Antoine Galland, kitabı İstanbul'da birinden satın almıştır, o sırada Fransız büyükelçisinin yardımcılarından biridir. Kitabın neden, neredeyse bin yıl ortaya çıkmadığını kimse cevaplayamaz. Bu ilhamlar kitabının nerede yazıldığı, nasıl bu kadar şaheser olabildiğine de kimse akıl sır erdiremez. Sanki çoktanrılı zamanlarda bir gün, Tanrılar ve Tanrıçalar toplandılar, bu masalları birbirlerine anlattılar ve hatta kaleme aldılar. Veyahut da önce Hint Tanrıları yazıp Pers Tanrılarına yolladı, onlar Araplara, onlar da Anadolu'yu mesken tutanlara gönderdi, ilaveler yapılsın diye. Evet ama Bağdat'taki hamalın gözleri neler gördü? Yazık ki, bunu anlatmak için gecenin sayfası tükendi; adına güneş denilen sultan, tahtından başını uzattı.
Özcan Yüksek / Atlas Kasım 2007, sayı 176
|
...
Bu konuda diğer yazılar... |
|
·
|
Esmer Hurafe: Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır. (25.04.0008)
|
|
·
|
Sarıkeçililer, Sarı Evlere!: (15.04.0008)
|
|
·
|
Barış : (14.04.0008)
|
|
·
|
The Sun-Headed Men: (08.04.0008)
|
|
·
|
Öğret Bana: Atlas geçen yıl nisan ayında on beşinci yaşına girmişti, bu sayıda 15 yılı geride bıraktı, on altıncı yılından gün aldı. Biz hâlâ buradayız. Siz de buradasınız. Aynı ormanın içinde. Ne güzel! (26.03.0008)
|
|
·
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân: Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten. (25.03.0008)
|
|
·
|
Altdünya Düşleri: (16.02.0008)
|
|
·
|
Örtüsüz nedenler örtülü sonuçlar: (04.02.0008)
|
|
·
|
Türban, Firavun ve Modern: (21.01.0008)
|
|
·
|
Define: Gecenin tegannisi nefes nefes nefestir. Görünmeyenlerin kaş göz işaretleri öyküler anlatır sana. Devran eden yıldızlarla sabahlarsın. Sanki yıldızlar birikir, gündüz olur. Oysa rüyada ne sabah vardır ne akşam. Her şey aynıdır. (14.01.0008)
|
|
·
|
Gölge: Gece dünyanın gölgesidir. Kimse kendi karanlığından kaçamaz. Ve kimse kendi gölgesinden, öteki kendisinden, belki de asıl kendisinden kaçamaz. Çünkü onlarsız olamayacağına göre, aşk ve korku, gölgeler dünyasına aittir. (17.12.0007)
|
|
·
|
Hızlı Öpücük: (21.11.0007)
|
|
·
|
İbrahim yeniden yürüyecek mi: Bütün dünya nüfusunun yarısına yakının inandığı dinin temelini oluşturan Hz İbrahim, yürüdüğü coğrafyada yeniden insanlığın etkileyebilecek mi? Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, birer çatışma bahanesi olmaktan çıkacak mı? (10.11.0007)
|
|
·
|
Kaz Dağı'nda 150 milyon dolar için 450 milyon dolar yakılıyor: Altın yumurtlayan tavuğu kesersen, içinde altın olmadığını görürsün. Yalnızca altın liralar sayılmaz, zeytin taneleri de sayılır, ormandaki ağaçlar a sayılır, siyanür şişeleri, zeytin toplayıcıları, satıcıları, alıcıları da sayılır. (04.11.0007)
|
|
·
|
Dersimiz Nedir?: Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Sünniler, Şiiler, ateistler, sufiler, Bektaşiler, Şamanlar, Aleviler. Hepimiz duygusu önemli. Hepimiz. Özne, hepimiz olmalı. Hepimiz, nokta nokta... (26.10.0007)
|
|
·
|
Günah Keçisi: Suçlarımızı ve acılarımızı, bizim yerimize taşıyacak başka bir varlığa ya da nesneye aktarabilseydik keşke. Yaban akıl bunu başarabilirdi. Biz uygarlar, suçlarımız ve acılarımızla yaşamaya mahkûmuz. Yaban ve günahsız mı, yoksa uygar ama günahkâr ve acılar içinde olmak mı tercih edilmeli acaba? (26.10.0007)
|
|
·
|
SESSİZCE DÖN: İç İçe Zamanlar: Özcan Yüksek'in yazdığı Sessizce Dön, Doğan Kitap'tan çıktı. Mevlana'nın Anadolu'ya göç yolunu tekrar aşan Yüksek, bu uzun güzergâhın deneyimini okurlarla paylaşıyor. Kitapta Mevlana'nın zamanı ve bizim zamanımız iç içe geçiyor, büyük düşünür kimlik ve özgürlük sorunu hakkında günümüze bir şeyler söylüyor. Yüksek'le Sessizce Dön'ü konuştuk. (25.10.0007)
|
|
·
|
Flamingoların yalnızlığı: Eğer İstanbul'a Afyon üzerinden dönecekseniz, artık tamamen kurumuş olan Akşehir Gölü'nü gezebilirsiniz. Tatiliniz ve geziniz sırasında halkla konuşmayı da ihmal etmeyin. Orada insanların, 'Bir zamanlar buradan su kükreyerek çıkardı' dediklerini işitecekseniz. (26.08.0007)
|
|
·
|
Güneşin Çalgıcıları: Rüzgâr ve mısır tarlaları tatlı, uğultulu bir şarkı çalıyordu. Meksika'nın uzak, küçük bir dağ kasabasının, adı Kuetzalan olan kasabasının yakınındaydım. (20.08.0007)
|
|
·
|
Çapariz: Marmaray kazılarından, İstanbul şehrinin bilinçaltı ortaya çıktı. İlk İstanbul, ilk metropol, dünyanın ilk, en büyük limanı bulundu. (29.06.0007)
|
|
·
|
Dünya Döndü!: Kule tıhuu uuu, yani uzuuun, çok uzun zaman önce. (27.06.0007)
|
|
·
|
İlk İstanbul'a sahip çıkacak mıyız: İstanbul'u, İstanbul'u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul’a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul'da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul'u yok etmek mi gerekiyor? (25.06.0007)
|
|
·
|
Bumerangın Dönüşü: Coğrafya kitapları üstünde pek durmaz, dünyamızın iki kıtasında büyük bir temizlik yaşanmış ve beyaz tenliler oralarda kendi uygarlıklarını kurmuşlardır. Şöyle bir soru gelse sınavda örneğin: Hangi iki kıtadır bunlar, isimlerini yazınız? (29.05.0007)
|
|
·
|
Mevlana, dünyanın yeni zihnini sarsıyor: Mevlana'nın dünya yılı için İstanbul'a gelen dünya insanlarını The Marmara'da iki gün boyunca Mevlana'yı konuştu. Mini eteklisinden başörtülüsüne kadar toplantıya katılan insanlar 'ne olursan ol gel' sözüne istinaden gelmiş gibiydiler. (13.05.0007)
|
|
·
|
Keşfetmenin ruh çözümlemesi: Atlas dergisinin 15. yılı için özel bir sayı hazırlarken, en başından beri bu dergide olan biri olarak, ister istemez, en çok şu soruyu soruyordum kendime: Nasıl bir dergi Atlas? (29.04.0007)
|
|
|
 |