|
SESSİZCE DÖN: İç İçe Zamanlar
Özcan Yüksek'in yazdığı Sessizce Dön, Doğan Kitap'tan çıktı. Mevlana'nın Anadolu'ya göç yolunu tekrar aşan Yüksek, bu uzun güzergâhın deneyimini okurlarla paylaşıyor. Kitapta Mevlana'nın zamanı ve bizim zamanımız iç içe geçiyor, büyük düşünür kimlik ve özgürlük sorunu hakkında günümüze bir şeyler söylüyor. Yüksek'le Sessizce Dön'ü konuştuk.
|
|
Özcan Yüksek
|
|
|
Sessizce Dön 'yola çıkan, yolun karakterini kazanır' diyor. Mevlana'nın izlediği yol, aştığı coğrafyalar onun düşünce dünyasının gelişimini nasıl etkiledi sizce?
Aslında o zaman ile bugün arasındaki en önemli farklardan biri yolun karakteri. Motor ve jet çağı öncesinde yol, insanın bedeniyle ve ruhuyla tastamam coğrafya ile haşır neşir olmasını sağlıyordu. Günde ortalama 33 kilometre mesafe alan bir yürüyüş. Dünyanın ritmine daha uygundu. Dünyanın fiziksel ritmine. Bugün yol daha hızlı alınıyor ve yolun insanı etkilemesi daha zor. Böyle olunca, çocukluğunda ve daha sonra böyle uzun kervan yolculukları yapan kişi, hayatı bir yol olarak daha kolay algılıyor. Çöl, kervan, konaklama, ilerleme hep onun için bir anlam ve ilham kaynağı oluyor. Aslında Mevlana'nın sözlerinde, Mesnevi ve Divanı Kebir'de de çok sık bir şekilde kervan ve yol benzetmeleri geçer.
Mevlana üzerine Türkçe üretilmiş yeterince kaynak yok. Onun göç yolunu bu şekilde tekrar kat eden ise hiç yok. Sessizce Dön'ün ne gibi farklılıkları olacak?
Aslında Sessizce Dön, Atlas'ta Hüseyin Keçe'nin daha ayrıntı anlattığı göç güzergâhı üzerine Mevlana'nın ve benim aldığım ilhamı anlatıyor. Bu yolun nerelerden geçtiği konusunda daha önce hiçbir ülkede bir çalışma yapılmış değil. Bu da Atlas dergisine nasip oldu. Hüseyin yolun izini haritalar üzerinde belirleyebilmek için yıllar var uğraşıyordu.
Bu kadar uzun ve karışık bir güzergâhta ilerlemek o dönem için pek de alışılmadık bir durum olsa gerek. Onu ve ailesini başka bir yere değil de Anadolu'ya çeken, burada kalıcı yapan şey neydi?
Aslında neden Anadolu'ya geldikleri konusunda Mevlana ailesinin bir ifadesi var. Yine de Mevlana'nın babası Bahaeddin yola çıkarken gideceği yeri kesin olarak biliyor muydu, bundan emin değilim. Belki Moğolların işgal coğrafyasından en uzak yere gitmek istiyorlardı, ama Moğollar yıllar sonra oraya da geldi. Selçuklu'nun siyasi ikliminin cazibesi de onları Rum (Roma) denilen Anadolu topraklarına çekmiş olabilir. Zaten o vakitler için Avrupa karanlık gözüküyordu.
Mevlana'yı doğduğu, kat ettiği yerleri görerek tanımak nasıldı? Nasıl bir yolculuktu sizinki?
Mevlana'yı anlamak için kendi zamanımızı onun zamanıyla iç içe geçirmek bakımından bu yolculuk büyük imkânlar yarattı. Eski yolları bulduk, eski kervansarayları, o zamana ait ama artık harabe yapıları bulduk. Bütün bu gördüklerimiz Mevlana'nın sözcüklerini daha iyi anlamamıza yarar sağladı. Kitapta zaten coğrafyanın verdiği ilhamla Mevlana'nın sözlerini aktarıyorum. Mevlana'nın bugünkü insan açısından anlamını anlatmaya yönelik bir amacım vardı, bu yolculuk da anlatının omurgasını oluşturdu. Kitapta Mevlana'nın yolculuğu ve benim yolculuğum iç içe. Sessizce Dön, Mevlana'yı anlarken modern insanın özgürlük ve kimlik sorununu, doğayla bağının kopuşunu, insanın insandan kopuşunu, biz ya da hepimiz duygusunu da tartışıyor. Mevlana'nın hayatını ve yolculuğunu anlatırken, kendimizi anlamamıza yönelik bir yazı yolculuğu bu.
NOT: Özcan Yüksek, 27 Ekim 2007'de TÜYAP Kitap Fuarı'nda, Doğan Kitap standında okuyucularla buluşacak.
Atlas Ekim 2007, sayı 175
|
...
Bu konuda diğer yazılar... |
|
·
|
Esmer Hurafe: Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır. (25.04.0008)
|
|
·
|
Sarıkeçililer, Sarı Evlere!: (15.04.0008)
|
|
·
|
Barış : (14.04.0008)
|
|
·
|
The Sun-Headed Men: (08.04.0008)
|
|
·
|
Öğret Bana: Atlas geçen yıl nisan ayında on beşinci yaşına girmişti, bu sayıda 15 yılı geride bıraktı, on altıncı yılından gün aldı. Biz hâlâ buradayız. Siz de buradasınız. Aynı ormanın içinde. Ne güzel! (26.03.0008)
|
|
·
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân: Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten. (25.03.0008)
|
|
·
|
Altdünya Düşleri: (16.02.0008)
|
|
·
|
Örtüsüz nedenler örtülü sonuçlar: (04.02.0008)
|
|
·
|
Türban, Firavun ve Modern: (21.01.0008)
|
|
·
|
Define: Gecenin tegannisi nefes nefes nefestir. Görünmeyenlerin kaş göz işaretleri öyküler anlatır sana. Devran eden yıldızlarla sabahlarsın. Sanki yıldızlar birikir, gündüz olur. Oysa rüyada ne sabah vardır ne akşam. Her şey aynıdır. (14.01.0008)
|
|
·
|
Gölge: Gece dünyanın gölgesidir. Kimse kendi karanlığından kaçamaz. Ve kimse kendi gölgesinden, öteki kendisinden, belki de asıl kendisinden kaçamaz. Çünkü onlarsız olamayacağına göre, aşk ve korku, gölgeler dünyasına aittir. (17.12.0007)
|
|
·
|
Bin Bir: Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. (26.11.0007)
|
|
·
|
Hızlı Öpücük: (21.11.0007)
|
|
·
|
İbrahim yeniden yürüyecek mi: Bütün dünya nüfusunun yarısına yakının inandığı dinin temelini oluşturan Hz İbrahim, yürüdüğü coğrafyada yeniden insanlığın etkileyebilecek mi? Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, birer çatışma bahanesi olmaktan çıkacak mı? (10.11.0007)
|
|
·
|
Kaz Dağı'nda 150 milyon dolar için 450 milyon dolar yakılıyor: Altın yumurtlayan tavuğu kesersen, içinde altın olmadığını görürsün. Yalnızca altın liralar sayılmaz, zeytin taneleri de sayılır, ormandaki ağaçlar a sayılır, siyanür şişeleri, zeytin toplayıcıları, satıcıları, alıcıları da sayılır. (04.11.0007)
|
|
·
|
Dersimiz Nedir?: Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Sünniler, Şiiler, ateistler, sufiler, Bektaşiler, Şamanlar, Aleviler. Hepimiz duygusu önemli. Hepimiz. Özne, hepimiz olmalı. Hepimiz, nokta nokta... (26.10.0007)
|
|
·
|
Günah Keçisi: Suçlarımızı ve acılarımızı, bizim yerimize taşıyacak başka bir varlığa ya da nesneye aktarabilseydik keşke. Yaban akıl bunu başarabilirdi. Biz uygarlar, suçlarımız ve acılarımızla yaşamaya mahkûmuz. Yaban ve günahsız mı, yoksa uygar ama günahkâr ve acılar içinde olmak mı tercih edilmeli acaba? (26.10.0007)
|
|
·
|
Flamingoların yalnızlığı: Eğer İstanbul'a Afyon üzerinden dönecekseniz, artık tamamen kurumuş olan Akşehir Gölü'nü gezebilirsiniz. Tatiliniz ve geziniz sırasında halkla konuşmayı da ihmal etmeyin. Orada insanların, 'Bir zamanlar buradan su kükreyerek çıkardı' dediklerini işitecekseniz. (26.08.0007)
|
|
·
|
Güneşin Çalgıcıları: Rüzgâr ve mısır tarlaları tatlı, uğultulu bir şarkı çalıyordu. Meksika'nın uzak, küçük bir dağ kasabasının, adı Kuetzalan olan kasabasının yakınındaydım. (20.08.0007)
|
|
·
|
Çapariz: Marmaray kazılarından, İstanbul şehrinin bilinçaltı ortaya çıktı. İlk İstanbul, ilk metropol, dünyanın ilk, en büyük limanı bulundu. (29.06.0007)
|
|
·
|
Dünya Döndü!: Kule tıhuu uuu, yani uzuuun, çok uzun zaman önce. (27.06.0007)
|
|
·
|
İlk İstanbul'a sahip çıkacak mıyız: İstanbul'u, İstanbul'u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul’a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul'da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul'u yok etmek mi gerekiyor? (25.06.0007)
|
|
·
|
Bumerangın Dönüşü: Coğrafya kitapları üstünde pek durmaz, dünyamızın iki kıtasında büyük bir temizlik yaşanmış ve beyaz tenliler oralarda kendi uygarlıklarını kurmuşlardır. Şöyle bir soru gelse sınavda örneğin: Hangi iki kıtadır bunlar, isimlerini yazınız? (29.05.0007)
|
|
·
|
Mevlana, dünyanın yeni zihnini sarsıyor: Mevlana'nın dünya yılı için İstanbul'a gelen dünya insanlarını The Marmara'da iki gün boyunca Mevlana'yı konuştu. Mini eteklisinden başörtülüsüne kadar toplantıya katılan insanlar 'ne olursan ol gel' sözüne istinaden gelmiş gibiydiler. (13.05.0007)
|
|
·
|
Keşfetmenin ruh çözümlemesi: Atlas dergisinin 15. yılı için özel bir sayı hazırlarken, en başından beri bu dergide olan biri olarak, ister istemez, en çok şu soruyu soruyordum kendime: Nasıl bir dergi Atlas? (29.04.0007)
|
|
|
 |