Derinvadileri, 3 bin 500 metreyi aşan dorukları var. Yemyeşil yaylalarınıkoni biçimli beyaz çadırları ve sürüleriyle şenlendiren misafirperverŞavak aşireti de var; Urartu'dan kalıntıları, kadim hikâyeleri de. KeşişDağları, Erzincan Ovası'nın kuzeyinde yükselen bir duvarı andırıyor.
Keşiş Dağları'nda gökyüzüne en yakın yaylalardan birindeyim. Yöreseldeyişle Paşapuarı Yaylası; rakımı 2 bin 600 metrenin üzerinde. BurayaErzincan'ın Üzümlü ilçesine bağlı Bayırbağ beldesinden Karaağaç ailesikonmuş. Ortalıkta hayvancılıkla uğraşan ailenin beyaz, sugeçirmezkumaştan yaptığı konik biçimli beş altı çadırı var sadece.
YaylayaKeşiş, yeni adıyla Esence Dağları'nın güzelliği dillere destan, yöredeadı efsanelerle anılan Aygır Gölü'ne ulaşmak için gelmiştim. Çobanlarbeni çimenlere serilmiş bir kepeneğin üzerinde yeni demlenmiş çay vetaze peynirle ağırlamış, ardından yolu tarif etmişti. Karşıdaki yüksekyamaca tırmanıp düzlükte bir süre yürüyecek, bir kayalığa varacak veaşağı vadideki gölü uzaktan görebilecektim. Yanına varmak için vadiyeinmem gerekecekti. Bir saatlik yürüyüş yeterli olacaktı. Ne var ki havabozmaya başlamış, gökyüzü kısa sürede hızla hareket eden bulutlarlakaplanmıştı. Göle gidiş de başka bir güne kalmıştı.
Geri dönmeyehazırlanırken Paşapuarı, yani Paşapınarı'nda bir kafile göründü. Kimişehirde, kimi köyde yaşayan yöre insanlarıydı bunlar; gölü ziyarettendönüyorlardı. Aralarından biri gruptan kopmuş, en geriden geliyordu. Bu,bastonuna dayanarak yürüyen iki büklüm bir nineydi. Ailenin en yaşlısı,85'lik Güleser Karaağaç bütün zorluklara göğüs gererek göl ziyaretinibu yıl da yerine getirmişti. Onu bu yaşında böyle zahmetli bir yolculuğugöze almaya iten nedeni merak etmiştim. 'Sevap için' diye açıkladıGüleser Nine, 'başımın ağrısı geçsin diye'. Sonra da devam etti:'Suyundan içtim, yüzümü yudum. İki dağın arasında gözün kestiği kadarsu. Nereden geldiği, nereye gittiği bilinmez. Ziyaret yeridir. Kurbankeserler, adak adarlar.'
Ne var ki Güleser Nine gölün efsanesini,niçin ziyaret yeri olduğunu hatırlamıyordu. 'Ben unuttum, onlara sor'dedi. Diğerleri de bilmiyordu. Sadece yaylacılardan Kudret Karaağaçhatırladıklarını anlattı: Yıllar önce gölün kenarında çadır kurmuşhayvanlarını otlatırken bir sabah altın renkli bir atın üzerinde birgelinin yaklaştığını görmüş. Önce gelini bir ziyaretçi sanmış. Ama gelingölün kenarına gelince atıyla birlikte suya dalıp gözden kaybolmuş.'Göl şöyle bir dalgalandı, başka bir şey görmedim. Bir kulfuallahuokudum. Gördüklerimi uzun zaman kimseye anlatamadım.'
Birkaç günsonra bu kez gölün doğu tarafındaki Dumanlı Yaylası'ndan Sarıkaya köyünedönerken yaya olarak yaylaya gelen üç kişiyle karşılaştım. Üçünün deadı Kemal'di. Yaşadıkları uzak kentlerden tatil için memleketlerinegelmişlerdi. Aileleriyle birlikte gölü ziyarete gideceklerdi. OnlaraAygır Gölü'nün efsanesini sordum. Kemal Sarıgül şöyle anlattı: 'Aslındabiz ‘Ağır Göl' deriz oraya. Aygır adı sonradan uyduruldu.Böyle bir isim yok. Babamların, dedemlerin anlatışına göre göle bir taygirip annesiyle beraber tekrar çıkmış. Ondan sonra da bir inanç ortayaçıkmış. Biz oraya adak olarak gideriz. Kurban kesip misafirlere yemekveririz.' Kemal'lerden bir diğeri söze karıştı. 'Biz Alevi toplumununbüyük inancı var bu göle. Oraya üç dört saat yürüyerek varırız. Göleyaklaşınca ayakkabılar çıkartılır. Yalınayak yürünür. Bu vaziyette gölünetrafında üç kere tur atılır.'
Ağır Göl, çevresinde yaşayan AleviZaza toplumu için bir ziyaretgâh, şifa ve ruhsal arınma makamıydı. Ancakorasını bu konuma getiren sırrı ve efsaneyi tutarlı bir biçimdeaçıklayacak kimseye rastlayamamıştım. Üç Kemal'ler de suya girip çıkanat ve taylardan, Boro isimli efsanevi bir kişiden bölük pörçük sözetmekten ileri gidemedi. Bana şöyle dediler: 'Bizim en büyük eksiğimizyaşlıları iyi dinlememek. O yüzden böyle şeyleri bilmiyoruz. Siz eniyisi dağın öbür tarafında, Çayırlı'daki Başköy'e gidin. Oradakiyaşlılar her şeyi tek tek anlatır.'
Alevi büyüğü Başköylü Hasan Dedebir süre Ağır Göl'ü mekân edinip yaz kış orada kalmıştı, her şeyigözleriyle görmüş, anlatmıştı. Asıl adıyla Seyyid Hasan Efendi, birtasavvuf ehli ve şairdi, 1973'te vefatının ardından Başköy'deki türbesiönemli bir ziyaretgâh haline geldi. Küçük yaşında evlat edindiğiamcasının torunu, bugün 82 yaşında olan Kamer Canpolat Dede de şimdiburada yaşıyor ve türbeyi yönetiyor. Kamer Dede konuşmaya fazla isteklideğildi. Anlamayacakları, inanmayacakları endişesiyle kendilerine aitinanışları yabancılara açıklamakta çekingen davranıyordu. Ancak KamerDede türbenin kırk yıllık hizmetkârı, Hasan Dede'nin müritlerinden 72yaşındaki Hıdır Çetin'e anlatması için izin verdi.
Hıdır Çetin'inanlattığına göre Ağır Göl'ün efsanesi Kerbela olaylarına kadar gidiyor.Şehit olacaklarını anlayan Hz. Hüseyin, kardeşi Hz. Hasan'a daha önceverdiği sözü yerine getirmişti. Kızı İmi Zeynep'i Hz. Hasan'ın oğluSeyit Kasım'a vermişti. Kerbela olayından bir gün önce de evlenmişlerdi.Ertesi sabah şehit olanlar arasında Seyit Kasım da vardı. Ancak ölümher şeyin sonu değildir, hatta yeni bir yaşamın başlangıcıdır. Yeni evliçiftin ölüm sonrası yaşam için seçtikleri mekân ise Ağır Göl'den başkabir yer değildir. 'Zahiri bakımdan tamam ama Batıni hakikat başka' diyeaçıklıyor bu imkânsız durumu Hıdır Çetin. 'Şehitler ölmez, zahirdenbatına geçer, yaşamaya devam ederler. O gölün içinde bir şehir var. Birtopluluk var. Ermişler, ulu kişiler orada yaşıyor. Ama herkes göremez.'
Gölünaygır ve taylarla ilgili efsanesini ise Kamer Dede kendisi anlattı.Uzun zaman önce bir gün evlad-ı resul soyundan Teko Boro, atıyla gölünüzerine varır. Bu esnada gölden çıkan bir aygır Boro'nun kısrağıylaçiftleşir. Kısrak hamile kalır ve zamanı gelince bir tay doğurur. Bugörülmemiş güzellikte, eşsiz bir taydır. Boro böyle bir tayı daha olsunister, tekrar göle varır. Aygır yine suların arasından çıkar. Ancak busefer kısrakla ilgilenmez, tayı çekip alarak gölün içinde kaybolur.
Sonrabirlikte Hasan Dede'nin türbesine gittik. Türbede bir saz asılıduruyordu. Kamer Dede sazı eline aldı, çalıp söylemeye başladı:
'Ağır Göl'de yurt kurduk oturduk
Ak defter ile kara defteri getirdik
Hesapları tamam ettik bitirdik.
...
Hasani ezelden koyun çobanı
Ağır Göl'de kurarlar Ulu Divanı.'
DoğuAnadolu Bölgesi'ndeki Keşiş Dağları, Erzincan Ovası'nı kuzeydençevreliyor. Ovanın güneyini ise Munzur Dağları sınırlandırıyor. Oluşum,yapı ve görünümleri bakımından birbirinden çok farklı iki jeolojik yapıkarşı karşıya. Bir tarafta tortul kayaçlar, Munzurlar. Bir taraftavolkanik kayaçlar, Keşişler. Elli kilometre boyunca uzanan ovada iki dağsırası arasındaki mesafe en fazla 17-18 kilometre, ovanın doğusundakiSansa Boğazı'nda ise birbirlerine iyice yaklaşıyorlar. Ova tabanındanbirdenbire yükselerek muhteşem bir panorama sunan bu sıradağlar AlpHimalaya sisteminin ürünü. İki sıradağ arasından geçen Kuzey Anadolu FayHattı nedeniyle yöre Türkiye'nin hiçbir yerinde olmadığı kadar sık vebüyük yer sarsıntılarına sahne oluyor. Yani araya ova girse de çarpışmahâlâ devam ediyor.
Görkemlilikte birbirine denk iki rakip gibikarşı karşıya duran bu iki kütleden Munzurlar daha geniş ama KeşişDağları daha yüksek. Munzurlar'ın Akbaba Dağı zirvesi 3 bin 462metreyken Keşiş Tepesi 3 bin 549 metreyi buluyor. Silsilede ayrıcaMürpet, Cimin, Ahi, Akdağ, Sipikör, Pöske adlarını taşıyan yüksek dağlarvar. Munzur ile Keşiş dağları bitki zenginliği açısından da yarışıyor.Her ikisi de önemli bitki alanı olan bu dağlardan Munzurlar türçeşitliliğinde önde giderken Keşişler'de endemizm oranı daha yüksek.
KeşişDağları'nın büyük kısmı Erzincan ili sınırlarına, merkez ilçeyle Üzümlüve Çayırlı ilçelerine giriyor. Kuzeyde Kelkit Havzası'na doğru alçalanbölümleri ise Gümüşhane ile Bayburt arasında paylaşılıyor. Dağlarınalçak kesimlerinde, sarp vadilerin arasında birçok dağ köyü bulunuyor.Ancak bunların büyük çoğunluğu hemen hemen terk edilmiş durumda.Sözgelimi Erzincan'ın Handere köyü bugün sadece iki evden ibaret. Köyyerleşimleri mezralarla genişliyor. Her köyün yükseltisi gittikçe artan,dağların derinliklerine sokulan birçok mezrası var. Her mezrada yazaylarında birkaç aile küçük çaplı tarım ve bahçecilikle uğraşıyor.Hayvancılık yapanlar için de en yüksek bölümlere kadar çıkan yaylalarbulunuyor.
Son yıllarda nüfusun ve hayvancılığa olan ilginin azalmasınedeniyle boş kalan yaylalar artık koyun besleyen Şavak aşiretitarafından kullanılıyor. Erzincan'ın meşhur tulumpeyniri artık sadeceonlar tarafından Keşiş Dağları'nın yaylalarında üretiliyor. 'Zatentulumpeyniri esas Şavak aşiretinin peyniridir' diyor Çayırlı'nın OğultaşYaylası'ndan Hüseyin Doğan. Ne var ki tulumpeyniri artık deri tulumadeğil, plastik bidona basılıyor.
Esas yurtları Tunceli'yle Elazığolan ve Kürtçe konuşan Şavaklılar, geleneksel olarak Munzur yaylalarınıkullanıyordu ama terör nedeniyle oraları terk etmek zorunda kaldılar.Bir kısmı daha önceki yıllarda Keban Barajı'nın inşası nedeniyle Pertekve Çemişgezek'teki köylerinden ayrıldı, Erzincan'ın Keşiş Dağlarıeteklerine yerleşti. Yaz aylarında bu dağlarda yöre halkının terk ettiğiyaylaları kiralayarak geleneksel mesleklerini ve hayat tarzlarınısürdüren Şavaklılar yine de ayrıldıkları yurtları özlüyor, hasretleanıyor. 'Munzur'un yaylaları hoştur, otu cevahirdir' diyor TosunlarYaylası'ndan Hasan Doğan. Çayından bir yudum içtikten sonra devamediyor. 'Peynir burada yüz kilo üretilse orada iki yüz kilo üretilir.Burada 20 kilo gelen koyun orada 30-35 kilo gelir, öyle randımanlıdır.Yağlı otları vardır.'
Yüksekliği 2 bin 250 metre olan Tosunlar, budağlarda Şavaklıların kullandığı en kalabalık yayla. Buraya Çayırlı'dan,bakımsız köy yollarından geldim. Birkaç kişinin yaşadığı Tosunlarköyünü geçtikten sonra yol daha da kötüleşmişti. Şavaklılar birdenbireortaya çıkan bu yalnız yabancıyı sıcak bir şekilde karşılamış,çadırlarına davet ederek çay ve peynirle ağırlamıştı. Sohbetten sonraçevredeki tepelerden birine çıktım. Bembeyaz, koni biçimli otuz kadarçadır, tepelerin ortasındaki geniş düzlüğe üçerli beşerli öbeklerhalinde dağılmıştı. Kadınlar bir şeylerle uğraşıyor, çocuklar etraftakoşuşturuyordu. Koyunlar ise ortalıkta gözükmüyordu. Akşam sağımınınardından geceyi geçirecekleri otlaklara dağılmışlardı. Öğleye doğrusağım ve dinlenme için yaylaya dönerlerdi.
Biraz sonra değişikyönlerden gelen sürüler aynı anda dört bir taraftaki yamaçlardan akmayabaşladı. Yörede zenginlikleri konuşulan Şavaklıların çok koyunu vardı.Başlarında çobanlar ve köpekler bulunan sürüler birerli sıralar halindedüzgün, upuzun diziler oluşturmuştu. Yanımdan geçen bir çobana bununsebebini sordum. Acaba onlar mı böyle düzenliyordu? 'Kendiliğinden hepböyle gelirler, hava sıcak olduğu için' diye cevap verdi çoban. 'Güneşgeçmesin diye başlarını birbirlerinin gölgesine saklarlar. Güneşolmadığı zaman dağınık yürürler.'
Keşiş Dağları yeraltı su kaynaklarıve akarsular bakımından hayli zengin. Erzincan Ovası'na bakan yamaçlarbu akarsular tarafından derin şekilde yarılmış durumda. Bunlardan Üzümlüilçesinden geçen Cimin Deresi otuzdan fazla kaynaktan besleniyor. Dağıneteklerindeki köylerin gelişiminde ve mezralarda sebze meyveciliğintemel ekonomik faaliyet olmasında bu akarsu sistemi önemli rol oynuyor.
Eteklerdeve ovanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkan yeraltı suları ise çevresindegeniş bataklık ve sazlık alanlar oluşturuyor. Bu sulak alanlardanözellikle Ekşisu Sazlığı kuş varlığının zenginliğiyle dikkat çekiyor.Dağların kuzey ve doğu kısımları da su bakımından zengin. Buralardakisuları toplayarak Çayırlı Ovası'nı sulayan Balıklı Çayı, Fırat'ın ikiana kolundan Karasu'nun önemli kollarından biri. Sonuçta Keşişler'denkaynaklanan suların büyük çoğunluğu Fırat'ı besliyor. Ancak bu dağlar,kuzeyinden çıkan bir dereyle Kelkit Çayı'nın da ilk kaynaklarındanbirini oluşturuyor.
Türkiye'nin diğer yüksek dağlarında olduğu gibiKeşişler'in de doruklarında jeolojik devirlerde görülen buzullaşmalardağların görünümünde derin izler bıraktı. Buzul çanakları (sirkler) vetekne vadiler oluştu. Bu buzul çanaklarından en büyüğü, iç içe birçoksirkten meydana gelen ve 3 bin metre yükseklikte bulunan Yedigöller. Bumevki irili ufaklı, çeşitli derinlik, renk ve biçimde, geçici olanlarhariç yedi buzul gölü barındırıyor. Evet, Toros-Aladağlar, Kaçkarlar veMescit Dağları'nda olduğu gibi Keşişler'de de 'Yedigöller' var...
Rengârenkdağ çiçekleriyle kaplı bu göller cenneti, çevresini üç yönden hilalbiçiminde kuşatan, kızıl kahverengi doruklar dizisiyle nefes kesici birgüzelliğe sahip. Keşiş Dağları'nı taçlandıran, Keşiş Tepesi'nin de (3bin 549 metre) aralarında bulunduğu bu doruklar dizisinin sırt hattıboyunca yapılacak bir yürüyüş eşsiz manzaralar sunuyor. Yedigöller'inyukarıdan görünümünün yanı sıra Munzurlar'ın muhteşem manzarası da böylezahmetli bir yürüyüşün ödülleri arasında.
Yedigöller'i farklı kılanözelliklerden biri de coşkulu dereleri. Her gölden bir dere çıkıyor.Aksu adıyla aşağıda birleşen dereler vadiden akarak Fırat'ı besleyenkaynaklara karışıyor. Yedigöller'e en kolay Çayırlı ilçesine bağlıYaylakent köyünden geçtiğimiz yıllarda açılmış bir yolla ulaşılabiliyor.
Keşiş,volkanik bir dağ. Buna bağlı olarak Üzümlü'nün güneyinde Keşişler'inuzantısı çok sayıda volkan konisi bulunuyor. Bunlardan biri olan 60metre yüksekliğindeki Altıntepe arkeolojik bakımdan büyük önem taşıyor.Çünkü üzerinde bir Urartu yerleşimi ve kalesi var. İlk olarak 1938, dahasonra 1956 yıllarında yapılan kaçak kazılarda iki kaya mezarınınsoyulmasıyla keşfedilen alanda 1959'da resmi kazılar başladı.Çalışmalarda Urartulara ait önemli mimari kalıntılar ve birtakım küçükeserler ortaya çıkarıldı. Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden Prof. Dr.Mehmet Karaosmanoğlu tarafından 2003'te başlatılan ikinci dönem kazılarıhalen sürdürülüyor ve ilginç buluntulara ulaşılıyor.
Höyüklekarıştırılabilecek volkan konisinin tepesindeki düzlüğe yayılmış onlarcaişçi, öğrenci ve arkeoloğun çalıştığı örenyerini gezerken Prof.Karaosmanoğlu yapılan işin önemini açıklıyor: 'Burası Urartu'nunkuzeybatı uç noktası. Buna rağmen Urartu'nun en önemli kalıntılarındanbiri, çok önemli bir kale. Urartu uygarlığında gördüğümüz birçok yapınınörneği burada yer alıyor. Mesela 'apadana' kalıntısı, yani kabulsalonu. Başka örneği yok. Üçü ortaya çıkarılan yeraltındaki taş örgülümezarların da başka örneği yok. Bunlardan birinde iki tane taş lahit elegeçti ki Urartu'daki tek örnek. Açık hava tapınağı da öyle.' Tepeningüney yamacında açılan bir terasa yerleştirilen bu tapınaktan başkatepenin üzerindeki hâkim noktada esas tapınak bulunuyor. Bu, Urartu'daşimdiye kadar bulunan dokuz tapınakla aynı tipte. Ancak diğerlerininsadece temelleri kalmışken buradakinin dört tarafında duvarları vecellası (Tanrı evi) yerinde duruyor.
Kalıntılar arasında bir de helataşı var. Hoca taşı göstererek 'İşte Anadolu'nun en erken tuvalet taşı'dedi. 'Halen kullanılan alaturka tuvaletlere ne kadar benziyor. Şuortası delik düz taş da çağ taşıdır. Üzerinde banyo yapılır. Erzincan'daaynısı yakın zamana kadar kullanılıyordu. Bu, kültür devamlılığınıgösteriyor.'
Yalçın kayalıkları, çiçekli yamaçları, derin vadileri,haşin zirveleri, buzul gölleri, köpüre köpüre akan dereleri, yemyeşilçayırları, buz gibi pınarları, hiç erimeyen karlarıyla bir mucize gibiyükseliyor Keşiş Dağları. Burası doğanın görkemine adanmış bir anıtadeta. Dağlar şimdi güzelliklerini paylaşabileceği ziyaretçilerinibekliyor.
Atlas Şubat 2010, sayı 203