Doğu, oryantalistlerin anlatımlarında kendindengeçmenin, esrimenin, sefahatın, başıbozukluğun hayal dünyası olarakortaya çıkıyordu. En önemlisi de erkek gücünün kadın gövdesikarşısındaki sınırsız hegemonyası, fantastik olarak Doğu'ylabirleştiriliyordu. 18. yüzyıldaki "kadın yabancıların ve egzotiklerinmekânındadır" söylemi, 19. yüzyılda kadının, hayali Doğu'nun gizemininbir anahtarı olduğu söylemiyle iç içe geçiyordu. Doğu'yu cinselleştirmeya da şehvetli bir Doğu imgesi sunmada yaratıcı güçlerini sonuna kadarkullanan yazarlar, bu düşlerini gerçekleştirecekleri Doğu yolculuklarıhayal etmiş, bazıları ise bunu gerçekleştirmişti. Flaubert bunlaraverilebilecek en iyi örnektir. Hem romanlarında kurduğu Doğu imgesi, hemde daha sonra yaptığı Doğu yolculuklarındaki izlenimlerini anlatanmektuplarında bu hayali devam ettirmiştir. Hatta biraz daha ilerigiderek Doğulu nesnelerle (kadınlar, kadın eşyaları, Doğu elbiseleri)fetişist bir bağ da kurmuştur.
Avrupalı elbiselerden, kasvetli siyah kumaşlardan,şehirli giysilerinden sıkılmış Flaubert, Mısır yerel giyisilerine dahaKahire'ye varır varmaz bürünmüştü. Birçok oryantalistin yaptığı gibiFlaubert de Doğulu giysileri gezisini kolaylaştıran stratejik nedenlerlegiymişti. Diğer gezginlerin anlayışlı öğütlerini dikkate alarak,Avrupalıların gözden kaçırdığı Doğu'daki kutsal yerleri, gizemliköşeleri görmek istiyordu. Bu bağlamda Doğu giysileri bir gizlenmeydi,oryantalist maskeli baloydu.
Bütün bunlara rağmen Flaubert'inelbiseleri tanımlaması, kronik bir başkası olmaya yönelik isteğigöstermekteydi. İç çamaşırlarından kırmızı fesine kadar her şey tipikbir Mısırlı olmaya yönelikti. Kostüm ile birlikte takınılan tavır birkişilik sorunudur: Doğulu elbiseleri giymek bir kişiliği reddetmenin ikiyolundan biridir; öbürü ise "diğeri"nin hayaline dönme formudur.Oryantalist transvestizm, gerçekliğin geciktirilmesini ister ama bunuyaparken de amacı Avrupalı tekdüzelikten, kasvetli elbiselerdenkurtulmaktır. Flaubert'e göre onun oryantalist transvestizmiAvrupalılığına karşı takınılmış bir kültürel reddetmedir. Kendi kendinemeydana getirdiği moda ile arzuladığı imajı yakalamak ister: Başkasınıkendi içinde taşımak... Flaubert, sadece basit bir Mısırlı olmakistemiyordu; o kendi transvestizmi ile yaşamayı arzuluyordu: "Buradayızve dizimizden daha kısa tıraş edilmiş kafamızla, uzun sigaralar çekip,divanda kahve içip yaşıyoruz, işte burada."
Flaubert, gezileri sırasında oldukca sık Doğulunesneler de satın aldı. Notlarında birçok kez aldığı şeyleri sıralar:"Kuşak ve amulet aldım", "tapınağı terk ederken iki tane mızrak satınaldım", "Asuvan'ı gezerken, pazarlıkla bir gümüş yüzük aldım". Geçkalmış oryantalistler, Doğu'da yaptıkları gezileri daha sonrahatırlatacak birçok nesne satın alan koleksiyonculardır aynı zamanda. Bunesneler işte bu nedenle nostaljik nesnelerdir ve kaybolmuş bir geçmişitemsil ederler. Souvenir (hatıra eşyası) bir bütünün sembolüdür. Bunesnelerin anlamları bütün geziyi temsil eder. Onlar için küçük bazınesnelere sahip olmak, o nesnenin tümüne sahip olmak gibidir. Flaubertşöyle yazar: "İki tane süsleriyle beraber örülmüş kadın saçı aldım."Başka bir yerde ise şöyle yazar: "Kadın satın almadık ama onların iççamaşırlarını satın aldık." Doğulu bir kadının saçlarını ve iççamaşırlarını almak, ona sahip olmak gibi bir şey Flaubert'e göre. Biryanda sahip olunan nesneler ve onların sembolleri, diğer yandan onesnelere sahip olunamayacağının gerçekliği fetişist oryantalistlerimelankolik ve nostaljik alanlara sürükler. Gecikmiş gezginlerin Doğulunesneleri toplama isteği onları oryantalist bir antikacılığa yöneltir.Bu yönelmedeki tek belirgin amaç, kafalarındaki fantastik Doğu'nun buobjelerle rekonstrüksiyonunu (yeniden kuruluşunu) gerçekleştirmektir.
Öteyandan, gecikmiş gezginler, kolonyalist etkiyle özelliğini yitirmeyebaşlayan otantik kültürlere "çok üzülmektedirler". Özgün kültürlerindağılması karşısında yapacakları tek şey orijinal nesneler toplamaktır.Bu orijinal nesneler, Doğu deneyiminin tarihsel gerçekliğini gösterirbize. Flaubert de bu özgün otantik eserlerin peşinden koşar: "Köyünsonuna kadar uzanan yolu, bir Nubian liri almak için yürüdük."
Oryantalistgezginler, Doğulu nesneleri, ait oldukları yerden alıp, kendi bireyselçevrelerindeki mekâna yerleştirirler ve bunlar zamanla oryantalistlerinellerinde egzotizmin süs nesnesine dönüşür. Flaubert, çalışma odasınıbuna benzer nesnelerle süslemiştir: "Bürosu oldukça büyüktü, sadecekitaplar vardı, birkaç arkadaşının portreleri ve bazı geziyolculuklarından getirdiği anı eşyaları; genç bir Mısırlının kurutulmuşcesedi, bir mumyanın ayakları, rengârenk Doğu boncukları, yaldızlı birBuda... Tabanda, bir köşede Türk divanı, diğer tarafta ise güzel birbeyaz ayı vardı.' Oryantalistin odası bir Doğu modeli olmaktadır.Kurutulmuş gövdeler, renkli boncuklar, mumyalanmış ayaklar, gecikmişgezginler için Doğu tarihinin bir sembolüdür. Bütün bu nesneler, otantikve gerçek olmalarına rağmen aralarında tarihsel bir devamlılık sözkonusu değildir. Tüm anı nesneleri, silinmiş bir tarihi temsil eder.