Anasayfa    Tarih      İran / Mevlana Yolu

İran / Mevlana Yolu



Ünlü birsufi şairin, Mevlana'nın babasına 'Bu senin oğlun âlemin yüreğiyanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır' dediği Nişabur'dan geçti.İran'ın en batısındaki Kermanşah'a bağlı İslamabad'a kadar 1500kilometre boyunca Mevlana'nın kervanının güzergâhını izledi.

İran Horasan'ının en ucundayız. Mevlana'nın izinde. Canlı cansız herşeyin sıcaktan buharlaştığı sapsarı bir coğrafyada. Geçmiş zamanlarıçeviren erimiş kerpiç surların berisinde. Bin yüz yıl önce yapılmış amatoprakaltından çıkıp ölümsüzlük beratı almış Rezan Kapısı'na doğruyürüyoruz. Ortaçağda bir kıvılcım gibi çakan, bir anda parıldayıp biranda sönen Tus şehri burası.

Mevlana'nın kervanının Anadolu'ya göç sırasında konakladığı şehirlerden biri İran'ın doğusundaki Nişabur. Horasan coğrafyasında ortaçağın en güzel şehirlerinden olduğu söylenir. O dönemden yani 1200'lü yıllardan bugüne bir şey kalmamış. Ama yine de insanı geçmişe götüren büyülü mekânlara sahip: Loş bir ışıkla aydınlanmış, çay ve nargile içilen birkaç yüzyıl önce yapılmış sarnıç gibi.
-Mevlana Tus'a daha güneyden böyle görkemli birkapıdan girdi. Zamane coğrafyacılarına göre şehrin hareketli bir çarşısıvardı. Babasıyla birlikte çarşıyı mutlaka dolaşmıştır, hatta buranınünlü taş tencerelerinden, hasır, uçkur ve kumaşlarından da almışlardır.
-Tus'un ileri gelenleriyle de görüşmüşlerdir.
Tus'unbelki de en önemli isimlerden biri, İran'ın ulusal destanı Şehname'yiyazan ve her ulusun benzerine sahip olmayı arzuladığı ünlü şairFirdevsi'ydi. Mevlana'nın geçtiği tarihten yaklaşık 200 yıl önce buşehirde ölmüştü. Akşam güneşinde kızıla boyanan mermer anıtmezarı, şimdikendi adıyla da anılan Rezan Kapısı'nın yanında. Bugünkü gibikalabalıklar halinde olmasa da, mezarı o zamanlar da ziyaret ediliyordu.Kuşkusuz 15. yüzyıl edebiyat tarihçilerinden Devletşah'ı da dikkatealmalıyız. Firdevsi'nin, laf arasında da Tus'un önde gelenlerininKarmati olduğunu söyler Devletşah. Karmatilerde hiç kimse atı ve silahıdışında mal edinemezdi; geri kalanlar ortaktı. Eğer hakkındasöylenenlerin gerçeklik payı varsa Tus'un ilginç fikirlerin uçuştuğu birşehir olduğunu kabul etmek gerekir. Mevlana eserlerinde Firdevsi'densöz etmemiştir; yine de babasının Şehname'den haberi varsa -ki, olmamasıpek mümkün görünmüyor- mezarına uğramış olabilirler.

Belh'ten Bağdat'a uzanan ana ipek Yolu'nun özellikle İran'dan geçen bölümünde sayısız kervansaray bulunuyor. Bunların kimi yıkıntı halinde, kimi restore edilmiş. Pek nadir de olsa kimi 11. ve 12. yüzyıldan kalma, kimi birkaç yüzyıl önce yapılmış. Nişabur'dan gelip Dameğan'ı 35 kilometre geçtikten sonra Gaşe köyüne varıyor yol. Burada Şah Abbas adıyla anılan bir kervansaray var. Adına bakılırsa 16. yüzyıla ait. Ama orada yaşayan Ahvaz adlı öğretmene göre tarihi bin yıl önceye kadar gidiyor.
Emin olduğumuz tek şey Merv ve Serahs üzerindengelip Nişabur'a uzanan kervan yolunun Tus'tan geçtiğidir. Fazlaayrıntıya girmemeye özen göstermeme karşın bu konudaki çelişkileredeğinmeden yola devam etmek doğru olmayacak. Aslında Tus, başlangıçtaiki ana şehri, Tabaran ve Navkan şehirlerini içeren bir bölgenin adıydıve bu şehirlerin arasında 4 fersah mesafe vardı. Bunlardan ilki ancak12. yüzyılda Tus adıyla anılmaya başlandı, diğeri ise hızla büyüyenMeşhed şehrinin kenar mahallesine dönüştü. Bugün de Meşhed ile Tuskalıntıları arasında 23 kilometre yani yaklaşık 4 fersah mesafe var.Demem o ki, Mevlana'nın kervanı Nişabur'a Meşhed üzerinden de gitmişolabilir.
Mevlana, Tus'a, 190 kilometre daha kuzeydoğudan, bugün birbölümü hemen İran sınırında bulunan Serahs kentinden geldi. Aslında bizde Serahs'a gitmek istiyorduk. Fakat Tahran'da bizi yönlendiren İranlıdostlar, sınır kenti olması nedeniyle Serahs'ta sorun yaşayabileceğimizisöylediler.
Böylece Afganistan'da Taliban tehlikesi nedeniyle geridönmek zorunda kaldığımız Gormaç kasabası yakınları ile İran'daki antikTus kenti arasında kalan bölümü izleyememiş oluyorduk. İzleyemediğimizbu yol Afganistan'daki Murçak kasabasından sonra Türkmenistantopraklarına giriyordu. Yol sınırdan sonra Karakum Çölü'nün göbeğindekumların sıcaklığında buharlaşıp uçan Murgab Nehri ile sarmaş dolaş birşekilde, Binbir Gece Masalları'nın kenti Merv'e varıyordu.

Merv, Türkmenistan'ın Karakum Çölü'nde kurulmuş önemli bir yerleşim. Mevlana'nın kervanı buradan geçtikten hemen sonra, Nisan 1221'de Moğollar kenti ele geçirip yerle bir ettiler. Belki Mevlana 14 yaşında bu sokaklarda dolaşırken 1140'ta ölen Hoca Yusuf Hemedani'nin türbesi daha farklıydı. Ama o zaman da ziyaretçileri bugünkü gibi türbenin etrafında üç kez dönüp, öpüp yüz sürüyor olabilirler.
Asya'nın dört bir yanına dağılan yollarınbirbirlerini kestiği noktadaydı Merv. Ticari zenginliğin yanı sıraMurgab üzerinde kurulan bentler sayesinde çöl ortasında muazzam bir vahayaratılmıştı. Mevlana'nın geçişinden 80 yıl kadar önce de Selçuklubaşkentiydi. Onların yaptırdığı camiler, medreseler, saraylar, köşklerve kervansaraylarla süslüydü; birçok kütüphane ve bir de gözlemevivardı.
Kervan Belh'ten hareketinden 22 konak sonra Merv'e varmıştı.Mevlana gerek kente gelirken ve çıktıktan sonra, gerekse kentteSelçuklular devri kervansaraylarında kalmış olmalıydı. ÇünküSelçuklulardan sonra bölgeye hâkim olan Harizmşahların buralardakervansaray inşa ettirdiğine dair bir bilgiye rastlamadım. SelçukluSultanı Sancar'ın 1140'lı yıllarda yaptırdığı, bugün dünya mimarisininsayılı şaheserleri arasında yer alan anıtmezarı ise Mevlana'nın ilgisinimutlaka çekmiş olmalıydı, çünkü şehrin ortasında yükseliyordu.Coğrafyacıların anlattıklarına göre firuze renkli kubbesi birkaç fersahöteden görülüyordu.
Fakat göz alıcı yapılarına, o dillere destanzenginliğe karşın şehirde oyalandıklarını düşünmek doğru olmaz. Belh'teolduğu gibi buradaki âlimlerle de Mevlana'nın babasının arası açıkolmalı. Çünkü Merv hakkında hiç de iç açıcı şeyler söylemez. Mesnevi'deder ki:
'Acı imtihanı bir rahmet bil, Belh ve Merv ülkelerine sahip olmayı bir gazap say.'
Divan-ı Kebir'de ise hem adı geçen kentlere duyduğu küskünlüğü dışa vurur, hem de bu vesileyle göçleri hakkında ipuçları verir:
'Babacığım, mademki Belh'tensin, yürü Bağdat'a git; Bağdat'a git de her an Merv'den, Heratlı'dan biraz daha uzaklaşadur.'
Gazapgetiren o kentten hareket eden Mevlana'nın kervanı, 6 konak sonraSerahs'a, 2 konak sonra da Tus'a varmıştı. Onların ardından iki ay sonrada yani 1221 Şubat'ının sonlarında Moğollar geldi. Kentte yaptıklarıkorkunç yağmanın ve yıkımın yanı sıra Murgab üzerindeki bentleri debaştan aşağı tahrip ettiler. Bereketin, zenginliğin fışkırdığı o vahabirkaç ay içinde çöle dönüşecekti.

Türkiye'de daha çok ünlü Kuş Dili adlı kitabıyla tanınır Ferideddin Attar. Nişabur'da doğmuştur. Mevlana'nın kervanı bu kentten geçerken bu ünlü sufi şair, Bahaeddin Veled'i görmeye gelmiş ve Mevlana için, 'Âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır' demiştir. Moğollar tarafından yine Nişabur'da öldürülmüştür. Türbesi pek sık ziyaret ediliyor.
Tus-Meşhed'i arkasında bırakan kervan Nişabur'adoğru yoluna devam etmişti. Yer yer Anadolu bozkırlarını andıran birhattı bu. Mevlana'nın 780 küsur yıl önce burada gördükleriyle bizimgördüklerimiz arasında pek fark bulunduğunu sanmıyorum: Sürüler,ellerinde değnekleriyle çobanlar, çoban köpekleri, kimi bahçelerleçevrili köyler, düz damlı kerpiç evler.
Yol boyunca sadece tek birkervansaraya rastladık. Fahri Davut köyünde Binalut Kervansarayı'ydı bu.Yeni yapılan yol, kervansarayın kenarında bulunduğu ve kervanlarınizlediği eski yolun biraz uzağından geçiyordu. İki kulesi vardı. Timurzamanında, yaklaşık 700 yıl önce yapılmıştı. Tümüyle restore edilipboyanmıştı. Girişin her iki yanında bulunan odalar eski eşyalar vekıyafetlerle süslenmişti, avlunun etrafını ise yarı açık mekânlarçeviriyordu. Nişabur'a doğru yol alan Mevlana'nın kervanı da gece buradakonmuş olmalıydı. Ama o zamanlar bu kervansarayın yerinde daha basitbir yapı mı vardı, yoksa burası sadece üç beş hanelik bir köy müydübilemiyoruz.
Yolcu yolunda gerek. Üstümüzde gri gök, kuzeyde hemendibimizde puslu dağlar, altımızda sararmış kavrulmuş topraklar,arkamızda sert rüzgâr ve geniş aralıklarla görünüp görünüp kaybolanköyler: Ali Abad, Grah Deşt, Hacı Abad, Abbas Abad… BizTus'tan 115 kilometre sonra Nişabur'a varmıştık, Mevlana'nın kervanı isedört konak sonra. Geriye dönüp bir hesap yaparsak: Kervan Belh'tenNişabur'a gelene kadar 34-35 gün konaklamış, 190 fersah yani 1200kilometreye yakın yol almıştı.
Nişabur, Devletşah'ın bizeilettiklerini tartarak konuşursak, Mevlana'nın hayatındaki dönemeçlerdenbiri olmalıydı. Kuşkusuz o zamanlar henüz 14 yaşındaydı, ayırdınavaramazdı. Ama burada işittiği sözler sonraki yıllarda başka etkilerlebirleşerek içten içe kendini ortaya koyacak, hayat ırmağının akacağıyönü belirleyecekti. Fakat isterseniz önce kitap sayfaları arasındaortaçağ Nişabur'unu biraz dolaşalım.


Nişabur'dan batıya doğru 65 kilometre uzakta Zaferhaniye köyü. Bir kervansaray ve bir kale kalıntısı var. Bir de 'yakşir' denilen yapı. Bir tapınağı andıran bu yapıların içi boş. Ayrıca yer hizasından 20-25 basamak da aşağıya iniliyor. Hâlâ kullanılabilir olanlarında, dipte bir çeşme bulunuyor ve buradan akan su buz gibi oluyor. Yapının içi boş olduğundan dolaşan hava baca deliklerinden girip çıkarak soğutma işlevini sağlıyor.

O dönemin kimi coğrafyacısı 'Horasan'ın en güzelşehri' der. Tarım alanları ve meyve bahçeleriyle çevrilidir. Çarşıları,pazarları ve kervansarayları tüccarlarla, bezirgânlarla dolup taşar. Amapek temiz ve düzgün bir kent olmadığını söyleyen de vardır; sokaklarıçamurludur, yan yana sıralanmış uzayıp giden dükkânların kerpiçduvarları eğri büğrüdür.
Mürsel Öztürk, Horasan adlı kitabında,tarihi kayıtlardan çıkardığı kadarıyla Nişabur'da 20 medrese adı sayar.Mevlana kente geldiğinde büyük olasılıkla, bunların birkaçının yaşı100-150'yi bulmuştu ama yine de hepsi ayakta olmalı. Ayrıca bir tür sufiokulu diyebileceğimiz hanigâhlar da çok sayıdaydı. Yani Nişabur otarihlerde bir bakıma üniversite şehriydi.
Ama bugün o hava yok! Çokarayıp soruşturduğumuz halde 70 yıl önce yapılmış, bugün de eğitimedevam eden Ömer Hayam dışında başka bir tarihi medreseye rastlamadık.Anlaşılan ne ortaçağın o yirmi medresesinden, ne de daha sonrakiyıllarda yapılanlardan geride hiçbir şey kalmamıştı, hepsi toprağınçekim gücüne kapılmıştı.
Yazdığı dörtlüklerle gezegenimizde yaşayanherkesi 'hasta' edecek kadar kendine bağımlı kılan Nişabur doğumlu ÖmerHayyam'dan da Mevlana söz etmez. Kafilenin oradan geçtiği tarihtenyaklaşık yüz yıl önce Nişabur'da ölmüştü Hayyam. Yaşadığı dönemdeşairliğiyle tanınmadığını, rubailerinin ölümünden 200 yıl sonra ortayaçıktığını söyleyenler var. Devletşah onu 'Yıldızlar bilgisinde zamanınyegâne âlimi idi' diye tanıtır. Anlaşılan daha çok matematikçiliği veastronomluğuyla ün yapmıştı. Belki bu yüzdendir Mevlana'nın ondanhabersizliği ya da ilgisini çekmemesi.
Hayyam Medresesi'nin hemenyanında bir Selçuklu devri kervansarayı vardı. Bir bölümü doğa müzesihaline getirilmişti; sıraya dizilen Horasan yöresindeki yırtıcı kuşlarınve memelilerin sonsuza kadar kıpırdamaları yasaklanmıştı. Bir bölümü deçayhaneydi. Duvarda Attar'ın iki portresi asılıydı, ortada havuzunkenarında da bir büstü duruyordu. Duvar diplerindeki sedirlerin üzerineyayılan İranlılar nargile içiyordu. Boş bir sedire de biz yerleştik, çayve nargile istedik. Kervansarayın serinliği o felaket sıcaktan tükenenbedenlerimizi kendine getirmişti.
Yerin 38 basamak altında, 20 adetfil ayağı üzerinde, daha serin ve gizemli bir nargilehaneye de gittikNişabur'da. Devasa bir sarnıçtı burası. Üç beş renkli ampul aydınlatmayaçalışıyordu koca boşluğu. Hüzünlü bir müziğin nameleri nemli duvarlartarafından yutuluyordu. Kıvırcık saçlı garson Türk olduğumuzu anlayıncaçat pat bir iki kelime söyledi. Ama Sibel Can'ın şarkısını kesintisizokuyuverdi: 'Bu devirde kimse padişah değil, bezirgân değil.'
Filayakları arasındaki sedirlerden birine oturmuş ve oradaki herkes gibinargile ve çay içmeye başlamıştık. Arada bir garson yanımıza gelip'Yahşi çek, yahşi çek' diyordu, tavandan sarkan çana vurarak, çaaannnn,çaannnn… Nargilenin dumanı bizi, pamuk ipliğiyle bağlıolduğumuz 38 basamak yukarıdaki dünyadan çekip iyice kopardı ve geçmişinbüyülü zamanlarına götürdü.

Yol üzerindeki tarihi kentlerden biri de Simnan. Selçuklu cami ve minaresinin bulunduğu tarafa yönelen sokaklar sanki ortaçağdan, Mevlana'nın buradan geçtiği tarihten kalma gibi.
Mevlana'nın babası Kübreviye tarikatındandı.Nişabur'da da bu tarikattan ünlü biri yaşıyordu: Türkiye'de çoğunluklaMantıkü't-Tayr yani Kuş Dili adlı eseriyle tanınan Ferideddin Attar. Bupek ünlü sufi şair kervanın kente vardığını haber alınca BahaeddinVeled'i görmeye geldi. Devletşah'ın söylediğine göre ziyaret sırasındaAttar, Mevlana'ya Esrarname adlı eserini hediye etti. Mevlana nasıl birhal ve tavır takınmıştı, ne demişti de Attar onu böyle değerli birelyazması hediyeye layık görmüştü, ayrıntı verilmiyor. Aslında hediyevermekten de önemli bir şey daha yapmıştı. Ünlü sufi şair BahaeddinVeled'e Mevlana'yı kastederek şöyle demişti: 'Çok zaman geçmeyecek ki busenin oğlun âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır.'Etkilenilmeyecek bir söz değil bu. Her ne kadar daha yeni ergenlikçağına girmiş olsa da bu söz Mevlana'nın içine yerleşmiş beslenipbüyümüş olmalı, çünkü o da nihayetinde Attar'ın yolunu izlemişti.Esrarname'yi çok sevmiş, yıllar sonra yazdığı Mesnevi'ye oradan üç öyküaktarmıştı.
Nişabur'da birkaç gün kalmışlar mıydı, yoksa bütünbunlar bir günde mi olup bitmişti bilemiyoruz. Ama kervan ayrıldıktankısa bir süre sonra Moğollar Nişabur'u ele geçirmiş (1221 Nisan'ında) vekatliam sırasında Attar da hayatını yitirmişti.
Yarı bozkır yarıçöl bir coğrafyada tekrar yola düşmüşlerdi. Onların izledikleri yolüzerinde bugün pek çok köy var, kervansaray kalıntıları var, kalelervar. Nişabur'dan 65 kilometre ileride, Safevi döneminde yapılmışahşaptan dev kapısıyla Feraniye Kervansarayı yenilenmişlerden biri.Yanında bir de 'yakşir' vardı. Zigguratları andıran, kıvrıla kıvrılasivrilerek yukarıya doğru yükselen bir yapı yakşir. Yer hizasından 25-30basamak da dibe iniliyor ve dipte de bir çeşme bulunuyordu. Yapının içibomboştu, hava dönüp duruyordu. Çeşmesi akmıyordu ama aksaymış su buzgibi gelirmiş. Yolculuğumuzun ilerleyen günlerinde pek çok örneğinigörecek ve suyun soğukluğuna tanıklık edecektik. Yani yakşir, soğutmagörevini gaz yerine havayla yapan bir eski zaman buzdolabıydı.

Simnan'ın hemen yakınındaki, bugün kullanılan asfalt yolun birkaç yüz metre uzağında Ahvan Kervansarayı. Yapım tarihi 1097. Yani Mevlana'nın kervanının Anadolu'ya göç ederken konakladığı ve bugüne kadar gelen sayılı kervansaraylardan biri.
Kervansarayın bulunduğu evleri kerpiç Zaferhaniyeköyünde yıkık ama gösterişli bir kale de vardı. Köyde de in cin topoynuyordu; herkes sıcaktan evlerin dibine kaçmış olmalıydı. Mevlana'nınkervanının buralardan kış ayında geçmekle ne kadar doğru iş yaptığınıyaşayarak öğreniyorduk.
Yol boyunca Selçuklu yapılarına darastlıyorduk. Kimi yıkık bir türbeydi, kimi kubbesini yitirmiş bir kule,kimi savrulmuş bir kervansaray. 110 kilometre sonra başka bir konakyerine Sebzvar'a vardık. Bir avlu etrafında dönen eski çarşılarınıdolaştık. Hem güzel, hem de cıvıl cıvıl bir kasabaydı. Bir Selçuklumescidi önünde asalı bir dervişle iletişim kurmaya çalıştık, sadece sufiolduğunu öğrenebilirdik, adı Muhammed Tagrir'di.
Çöl yolu geldiğimizgibi devam edip gidiyordu: Tek başına göğe çıkan tarihi minareler,kervansaray kalıntıları, kule yıkıntıları, kerpiç köyler, koyun ve keçisürüleri… Bazen arazi ufka kadar dümdüz uzanıyordu. Ne birinsan, ne bir hayvan; kilometrelerce gidiyorduk, bir uçan kuş bilegirmiyordu manzaranın içine.
Kevir Çölü'nde Kaçarlar dönemine aitMiyandeşt Kervansarayı'nda biraz nefes aldık. Uzaktan çok alımlıydı. Öncephesindeki dört burç yoldan geçenleri çekiyordu. Yanındaki kale isehediyesiydi. Restore ediliyordu, turistik bir tesis yapılacakmış. Girişeasılmış, 1900'lü yılların başında çekilmiş bir fotoğrafta kervansarayınavlusunu insanlar, develer, katırlar, eşekler doldurmuş, özelliklesarnıcın önüne yığılmışlardı.
İbrahim Abad köyünde de durduk, birçardağın altına attık çöl sıcağının ve çöl rüzgârının şişirdiğibedenlerimizi. Yan çardaktakiler nargile fokurdatıyorlardı. Salatalık,domates, karpuz, peynir yedik, kaynayan dev çaydanlıkların birinden sualıp çay yaptık. O sırada düşüme geldi: Kervan yolcuları da buralardadinleniyorlardı. Eğer akşam çökmüşse o zaman da yükleri indirip, yatakve yorganları bu çardaklara seriyor, uykuya dalıyorlardı. Yine deunutmamamız gerekiyor, çöllük alanlarda yaz aylarında gündüz yolculukyapılmaz, yol gece alınırdı.
Nişabur'dan 364 kilometre sonraŞahrud'daydık. Kervan bu yolu yaklaşık11 günde almış olmalı. Birkaçkilometre içeride Bistam diye bir yer vardı. Engebeli bir arazininkoynunda kurulmuştu. Kimi coğrafyacıya göre Horasan'a giden kervan yoluburadan geçiyordu. Ama en kayda değer yanı Mevlana'nın düşüncedünyasında ağırlığı olan bir ismin Bayezid Bistami'nin köyüydü. Burayaşu sahnenin iyi oturacağını düşünüyorum.
Kimi uzmana göre Şems-iTebrizi, Mevlana'nın hayat öyküsündeki en önemli isimdi. İlk kezKonya'da bir hanın önünde karşılaşmışlar ve aralarında geçen şu konuşmasayesinde dostlukları serpilip gelişmişti. Şems sormuştu: 'EyMüslümanların imamı! Bayezid Bistami mi büyüktür, Muhammed mi?' Mevlanasoruyu duyduğunda neler hissettiğini de anlatmış: 'Bu sorununheybetinden sanki yedi kat gök birbirinden ayrılıp yere yıkıldı veiçimden çıkan büyük bir ateş kafatasımın içini kapladı. Oradan birdumanın çıkıp Arşın ayaklarına kadar yükseldiğini gördüm.' (AriflerinMenkıbeleri)
Mevlana'nın yanıtını daha ileride Konya'ya vardığımızdagöreceğiz. Şimdilik burada Bayezid Bistami ile ilgilenelim. Dokuzuncuyüzyılda yetişen en tanınmış sufilerdendi. O doğduğu zaman bağ vebahçelerle çevriliydi Bistam; 874 yılında da yine Bistam'da öldü. Yazılıhiçbir eseri yok, ama derlenmiş sözleri var ve bunlar çok çok ünlü. Bunedenle Mevlana'nın babasının onu mutlaka bildiğini sanıyorum. Bistam'daduraklamış olmalılar.
Anıtsal bir kapıdan giriliyordu kasabanınortasındaki türbeye. Turkuvaz çinilerle kaplı külah şeklinde iki kubbesivardı. Mevlana'nın Konya'daki türbesine çok benziyordu. Çeşitlidevirlerde yapılmış yapılardan oluşuyordu türbe. En göz alıcı yanları,minaresi ile turkuvaz çinilerle kaplı külahlarıydı ki Selçuklularaaitti. Yani Mevlana buraya uğradığında onları bizzat görmüştü ama kalandiğer yapıları görmemişti, hepsi daha sonraki devirlerde yapılmıştı.Bayezid Bistami'nin mezarı cam bir kafesin içindeydi. Çoğunluklakadınlar, kimi cam kafesin dışından, kimi içine girip dua ediyordu;mezar taşına dokunup okşuyorlardı.
Türbeden çıkıp tekrar yoladüşmeden önce, Kevir Çölü'nün sıcağına, ıssızlığı ve sessizliğinedayanabilmek için Mevlana'nın sözleriyle canımıza biraz can katalım:
'Dün ahdetmiştin, tövbe etmiştin, bugün ahdını da bozdun, tövbeni de; dün acı bir denizdin, bugün inci kesildin.


Ortaçağın sırlı tuğlalarla süslü en güzel kentlerinden biri sayılan Rey'den bugüne bir tek 1139 tarihli Tuğrul Kulesi kalmış. Mevlana'nın bu kuleyi görmeden geçmiş olması mümkün değil, çünkü biraz yüksekçe bir yere çıkıldığında kentin her tarafından görülebiliyor.

'Dün Bayezid'din, varlığına varlık katmadaydın,bugünse yerlere yıkılmışsın, tortulu şarap satıyorsun, sarhoşsun.'(Divan-ı Kebir)
Kimi zaman gökyüzüne doğru fırlayan kuleler, kimizaman çorak, kimi zaman meyve bahçeleriyle çevrili bir köy, kimi zamandevasa kalıntılar, bazen serin, bazen tuzlu ve sert esen bir rüzgâr.Bütün bu motifler, önümüzde uzanan çölün sonsuz tekdüzeliğinikıramıyordu. İnsan ancak kuzeyde akan puslu dağlara takılarak bunakatlanabiliyordu. O kadar çok kervansarayla karşılaşmış, içine girmiş,üstüne çıkmış, revaklarında oturup muhabbet etmiştik ki, onları artıkburada sıralamayacağım. Damegan, Semnan, Garmsar, Eyvanekey teker tekergeride kaldı.
Bu şehirlerde Mevlana'nın kervanı nasılkarşılanmıştı? Gelip geçen sayısız kervandan biri olarak mı görülmüştüacaba? Kaynaklardan biri anlatır: 'Baha Veled, daha o konak ve ülkelereulaşmadan oraların halkı onu bir günlük yoldan karşıladı, mükemmelsurette ağırlayarak yemekler hazırladılar.' Diğer kaynak ise şöyleanlatır: 'Yaklaştıkları her şehirde, şehrin hükümdarı ve ileri gelenlerionu karşılıyor, büyük bir saygı ve tazim ile şehre götürüyorlardı.Orada kaldığı müddet içinde, ona bol bol hoşa giden hizmetlerdebulunuyor ve bu vesile ile dünyanın faydalarını elde ediyorlardı.'
Buanlatılarda abartının boyutlarını kestirmek güç. Nihayetinde onlar da,biz de, bembeyaz parıldayan tuz tabakasıyla kaplı Kevir Çölü'nünkuzeyinden giden yolu izleyerek eski zamanların ünlü şehirlerindenbirine daha, Rey'e vardık.
Derler ki, binalarının duvarları sırlıtuğlalarla süslü güzel bir kentti Rey. İplikleriyle, seramikleriyleünlüydü. Mezhep çatışmaları yüzünden ilkin 12. yüzyılda tahrip oldu,daha sonra da Moğollar tarafından yerle bir edildi.
Demek ki Mevlana o ilk tahribattan sonra geçmişti buralardan. Neler görmüştü Rey'de? Aklında ne kalmıştı? Divan'ında diyor ki:
'Şehrin yıkılıp yerlere düşen sarhoşları bence mamurluğun ta kendisidir; evleri var onların, gizli, tıpkı Rey şehrindeki gibi.'
Divan-ıKebir'i Türkçeye çevirip yayına hazırlayan Abdülbaki Gölpınarlı buradabir not düşmüş: 'Rey-yer altında ev: Şimdiki Tahran şehrininyakınlarında bulunan Rey şehrinde, evlerin serdapları, yani yer altıodaları olduğu ve Bağdat'ta olduğu gibi yazın, sıcak günlerde oradabarınıldığı anlaşılıyor.'
Başka bir dizesinde de şöyle diyor Mevlana:
'Aşıklar, kem gözden korunmak için Rey şehrinde olduğu gibi yer altında evler kurmuş.'

Bisütun tarihi ünlü bir yer, Kermanşah'tan 23 kilometre önce. Burada kayaların üzerine yapılmış Pers Kralı Dara, elleri bağlı esirler ve Zerdüşt dininin ilahı Ahuramazda'nın kabartmaları var. Eski İpek Yolu bu kayalığın hemen ilerisinden geçiyor. Zaten yolun kenarında da bir örenyeri ve bir kervansaray var. Atlas ekibi İran'ın doğusundan, Tus kentinden, batısındaki Kermanşah-İslamabad'a kadar 1500 kilometre yol yaptı.

Ortaçağın Rey'inden bugüne yeraltındaki evlerihadi boş verelim, hiçbir yapı kalmamış, biri, 1139 yılı tarihli TuğrulKulesi hariç. Rey'in içinde çok dolaştık, eski Rey, yeni Rey neredeyseher semtini adımladık. Çeşmi Ali'de bir kaya kütlesi üzerine inşaedilmiş, batan güneşin altında gökyüzüne çekilmiş kızıl bir duvar gibiduran, kerpiç ve tuğla karışımı kalesine çıktık. Kaçar hanedanlığındanFatih Ali Şah'ın Pers kabartmalarına özenerek 18. yüzyılda çeşmeninyanındaki kayalıklara yaptırdığı kabartmaları inceledik. Arayıp tarayıpMevlana'nın gördüklerinden kalan o tek yapıyı, Tuğrul Kulesi'ni bulduk.İçi bomboş devasa bir kuleydi, şaşırdık. Günü Rey'i gören bir tepeninyamacında, bir Zerdüşt tapınağında, bir ateşgedede bitirdik. Tepeninüzerinde de türbe benzeri bir Selçuklu yapısı vardı. Aşağıda yer yerekili arazinin, yer yer de fabrikaların önünden kıvrılarak bir yolgeçiyordu. Mevlana'nın kervanı bu yolu izlemiş, geçerken bu ateşgedeyigörmüştü. Ateşi hiç söndürmezlerdi burada Zerdüştler, ya da Araplarındeyişiyle Mecusiler.
Hemedan'ı geçtikten 155 kilometre sonra dik birkayalığa işlenmiş kabartmaları ve üç dilde duvara kazınan yazıtları dagörmüş olmalıydı. O kabartmalarda kanatlı bir güneş şeklinde temsilediliyordu Zerdüştlerin ilahı, bilge efendi ve adil hükümdarlarınkoruyucusu Ahuramazda.
Çok etkileyici olduklarından kabartmalarınyakınına kadar tırmanmıştık. Aşağıda yayılmış ovayı seyretmiştik PersKralı Dara'nın ayağının dibinden. Rüzgâr sararmış ekinleridalgalandırıyor, bir kuş iç çeker gibi ötüyordu. Tarlaların arasındankıvrılarak toprak bir yol geliyor, kayalığın önünden geçip gidiyordu.Kervanın izlediği yol bu olmalıydı. Zaten çok değil, kayalığın 400-500metre ilerisinde, yolun kenarında da bir kervansaray vardı.
Mevlana şu dizeleri söylerken bu yolculuğun izlerini yansıtıyordu belki de.
'Ateşgede gibi bir aşk, şekle bürünmüş, surete girmiş, gelip çattı da gönül kervanının yolunu vurdu...'
'Malı da ateşe ver, bağaları da; hepsini yak-yandır da Zerdüşt'ün ateşinden kurtul.'
'Gönül ateşinin zevkinden, gönlün bir hoşca yanışından ateşe tapar oldum, fakat Mecusi'nin ateşine kapılma yüzünden değil.'
Mevlana'nınkervanını İran sınırları içinde 1500 kilometre boyunca izledik. Onlarsınır kasabası Kasr-ı Şirin'e geçip Bağdat'a gitmek üzere,kervansaraylarla süslü yollarına devam ederken biz Kermanşah'a bağlıİslamabad yakınlarından geri döndük. Ama Mevlana'nın kervanını dahaTürkiye'ye varmadan başka bir ülkenin İpek Yolu'nda yakalamak üzere.


Atlas Mart 2007, sayı 168

AFGANİSTAN - Mevlana Yolu Belh'ten Konya'ya (Atlas Aralık 2006, sayı 172) makalesine http://www.kesfetmekicinbak.com adresinden ulaşabilirsiniz.

DEŞTİ LEYLİ -Aşkın Çölünde Leyla ile Mecnun (Atlas Mart 2007, sayı 168) makalesi http://www.kesfetmekicinbak.com adresinde.




Jan 17 2011 10:43AM

Yazı: HÜSEYİN KEÇE
Fotoğraflar: ÖZCAN YÜKSEK


 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

Yaşam Okulu Yeniden!
23-29 Haziran 2012, Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde
Homeopati Okulu
31 Mayıs-3 Haziran, Çamtepe
Sıçan Adası nasıl yakalanıp, karaya bağlanır?
Bey Dağları Milli Parkı sahasına balıkçı barınağı
Hasankeyfliler ve Su Bedevilerinden BM'ye Mektup
Hasankeyf ve Mezopotamya Sazlıklarını Korumak için Dicle Bil...
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?