Anasayfa    Tarih      Günlükler; Bir Sayfa Geçmiş

Günlükler; Bir Sayfa Geçmiş

O defterleri okuduğunuzda Prokpıos'un Bizansı ile Pepys'in İngiltere'sinin ne kadar benzediğini fark edersiniz. Çünkü yaşanan ve yazılan tarih birbirinden çok farklıdır. Puşkin'in Erzurum'da çektiği ıstırap, Benjamın'in Moskova'daki düş kırıklığı, Zweıg'ın yaklaşan korkunç savaştan çekincesi de günlükler sayesinde insanlığa ulaşır.

'Yarasına kanlı bir paçavra bastırarak ormandan bir Türk çıktı. Askerler, belki de acıyarak, işini bir an önce bitirmek için yaralı Türk'e yaklaştılar. Bu kadarına dayanılamazdı artık. Durmadan kan yitiren zavallı Türk'ü onların elinden aldım; bitkin bir halde arkadaşlarının arasına bıraktım.' Erzurum yakınlarındaki Hasankale önlerinde yazılan bu cümleler bir günlüğe not düşülmüştü. Bu günlük, ünlü Rus edebiyatçı Aleksandr Puşkin'e aitti. Osmanlı ile Anadolu ve Kafkaslarda çarpışan Rus ordusuna, Puşkin de, gözlem amacıyla katılmıştı. Burada geçen süre içinde gördüklerini, yaşadıklarını bir deftere aktardı ve böylelikle tarihe, 19. yüzyıl Kafkaslarına dair eşsiz bir eser bıraktı. Bu günlüklerle Puşkin, o dönemin ve coğrafyanın bir tür gönüllü tarih yazıcılığını da üstlenmiş oldu. Günlük tutmak, tarihi yazmanın en zahmetsiz fakat en güvenilir yoludur. Bu güven her çağda, kimi zaman gizlice de olsa, bir kez daha tazelenir.

Bizanslı tarih yazıcısı Prokopius, tahminen geceleri, herkes uyuduktan sonra, kendi günlüğünü tutmaya başlardı. İmparator ve saray içerisinde yazmak zorunda olduğu 'görkemli tarih'ten çok başka gelişen, 'gerçek' geçmişi anlatırdı. 'Justinianus ile Teodora gibi anlatılması güç ve son derece şaşırtıcı kişileri ve yaşadıkları hayatı incelemeye kalkınca korkudan dişlerim zangırdıyor' diyerek başlamıştı sözüne. Ölümünden sonra yayınlanmasını şart koştuğu bu notlar, tarihçilere Bizans'ı çok daha yakından tanıma imkânı verdi. Çünkü hiç kimse yalan söylemek için günlük tutmaz. Bu nedenle günlüklerde yazanlar tarihi belgelerdir. Güvenilirliklerinden neredeyse hiç şüphe edilmez. Tarihi yanıltmak isteyenler yani kurmaca günlük yazanların sayısı çok azdır ve eninde sonunda kendileriyle çelişirler. Bu yüzden yalan bir tarih kendini kolayca ele verir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonrasında, art arda yayımlanan Hitler günlükleri gibi asılsız hikâyeler, tarihe gömülmüş, orada kaybolmuştur. Hâlbuki günlük tutmak bir tür tarih yazıcılığıdır. O tarih, kimin, ne zaman, hangi koşullarda yazdığına göre farklılıklar gösterse de, tek değişen, geçmişi örten duvarda kapıların konulduğu yerlerdir. Hepsi aynı avluya, aynı bahçeye açılan bu kapıların, o duvardaki konumunu, Albert Camus 'Yolculuk Günlükleri'nde olduğu gibi, daha mesafeli ve 'yabancı' bir dille belli ederken, Ferhan Şensoy 'kaleminin sapını gülle donatarak' çizebilir.

Günlükler, yazarların ruh bekçileridir. Yazar, kırılıp dökülürken, günlük onu kollar ve ruhuna sahip çıkmaya çalışır. Can kurtarmayı her zaman beceremese de ona sınırsızlığı tattırır. Yaşamının son yıllarını gönüllü sürgünde geçiren Stefan Zweig, bu sınırsızlığa rağmen, İkinci Dünya Savaşı'ndan derinden etkilendi ve 1942'ye kadar dünyanın hızla yok oluşuna şahit oldu. Yazmanın kimi zaman da psikoterapik yanı, her ne kadar onu içinde bulunduğu zor koşullardan bir süreliğine de alsa, daha fazla cümle kurmak onu yeterince iyileştiremiyordu. İnandığı ve savunduğu bütün kavramlar zıt anlamlılarıyla yer değiştirirken böyle bir yerde daha fazla kalamayacağına karar verip eşi ile birlikte intihar etti. Zweig, 'Günlükler'i içinde yer alan 17 Ekim 1939 tarihli sayfada, savaşın ilk günlerini anlatıyordu ve oldukça kaygılıydı: 'Bunalımlı bir gün. Bu savaşın gerçekten başlamayacağını öylesine ummuştum ki! Şimdi Alman bombardıman uçakları Edinburgh yakınlarında, en büyük savaş gemilerinden biri tahrip edildi, bütün bunların sadece bir ön oyun olmasından korkuyorum. İnsanlık hep aynı hataları işliyor, hayal gücünden yoksunlar, yoksun! Bu savaşın üç yıl süreceğini düşünemiyorum bile; yakıp yıkmanın gücü öylesine ürkütücü boyutlara ulaşmış ki, bir tek yıl bile dünyayı yoksulluk içine düşürebilir…'

Zweig'ın ölümünden sonra yayımlanan günlüklerine gösterilen ilgi, bir kez daha insanların bu özel yazınları okuma merakını doğrulamıştı. Oysa yakın geçmişe baktığımızda, durum Bizans'ınkiyle aynıdır. Kitapların kahramanlıklarla ve 'iyiliklerle' dolu olmasına rağmen, yazılan ve yaşanan tarih çok farklıdır. Böylesi dönem ve devrin insanları merak edilse de onlara dair pek az bilgi bugüne ulaşabilmiştir. Yedikleri yemekten, ne giydiklerine dair, sunulan her detay okuyucuyu büyüler. Başka birinin yaşamına ortak olmak fikri, geçmişi birinci ağızdan ve canlı bağlantı kuran bir anlatımla deneyimlemek düşüncesi, oldukça çekicidir. Bu nedenle günlükler zamana açılan kapılardır. Üstelik hem iç serüveninde yol alan yazar, hem her serüvende kendini de keşfetmeye uğraşan okuyan için bu değişmez. Çünkü tarih, ses ile değil söz ile geleceğe nakledilebilir. Bunu doğrular nitelikteki, Çanakkale Savaşı Mülâzımsanisi Mehmed Fasih Bey, 'Kanlısırt Günlüğü'nü tutmasaydı, siperlerinin ardında, küçük rütbeli askerlerin neler yaşadığını belki hiç bilemeyecektik. Onların sadece savaşmadıklarını fakat aynı zamanda karmaşık hisler duyup, içsel sorgulamalar da yaptıklarını öğrenemeyecektik. Toplam üç defterden oluşan bu günlüklerin ikincisinde, Mehmed Fasih Bey: 'Ey defter-i hatıramı okuyanlar! 24.5.1331'deki (6 Temmuz1915) harpte Kanlısırt'ta vurulduktan sonra İstanbul'da tedavi olunup 2.8.1331 (16 Ekim 1915) Cumartesi günü tekrar Kanlısırt'a, hattı harbe geldiğim zaman bu defteri yazmağa başladım...' diyerek başladığı sözlerini, 'Dikkatle oku. Orada kalender bir fikrin, mütevekkil bir kalbin sergüzeşt-i hayatını göreceksin' cümleleri ile sonlandırıyor ve günlüğünü yazmaya başlıyor. Buradan anlaşılıyor ki, Mehmed Fasih Bey, tarihe tanıklık ettiğinin ve geleceğe paha biçilmez bir eser bıraktığının farkına daha o günlerde varıyor.


Jan 17 2011 10:43AM

Yazı: Bedia Ceylan Güzelce


1 2 3
 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

Sıçan Adası nasıl yakalanıp, karaya bağlanır?
Bey Dağları Milli Parkı sahasına balıkçı barınağı
Hasankeyfliler ve Su Bedevilerinden BM'ye Mektup
Hasankeyf ve Mezopotamya Sazlıklarını Korumak için Dicle Bil...
Medeniyetlerin Buluştuğu Başkent
Hasankeyf
DEÜ-SAT’tan sualtı temizliği
“Foça Temiz Deniz 2012”
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?