Karavanla yolculuk, Amerika'da olduğu gibi Avrupa'da da oldukça yaygın. Özellikle Almanya'daki karavan kulüplerinin üye sayısı milyonu aşıyor. Artık Avrupalılar da evlerinde yolculuk etmeyi seviyorlar. Yani onlar da kaplumbağaya dönüşüyor. Nedense bizim ülkede karavancılık yok denecek kadar az. Bunda en önemli engel, karavanlara uygulanan çok yüksek vergiler. Halbuki Türkiye, karavan turizmi için dünyanın en elverişli ülkelerinden biri. Biz karavan kullanmadığımız gibi, yurt dışındaki karavanlı turistleri de buraya çekmek için herhangi bir gayret göstermiyoruz. Halbuki bu tür yolculuk yapan turistler gerçek 'para bırakan konuklar'. Yemek için, benzin için, elektrik için, kamp yeri için, günlük gereksinimleri için hep para harcıyorlar. Yani bir karavancı, on tane 'her şey dahilci'ye bedel. Karavanla yolculuğu bu kadar sevmeme rağmen, Alaska'ya gidinceye kadar hiç karavana binmemiştim. Alaska'da 23 gün karavanla gezince bu işin, deyim yerindeyse 'hastası' oldum. Karavanı Anchorage kentinden kiraladım. Karavan üç yataklı, otomatik vitesli bir araçtı. İçinde büyük boy bir buzdolabı, biri normal ve diğeri mikrodalga olmak üzere iki fırını, ocağı, çay-kahve makinesi, tuvaleti, her daim sıcak suyu akan duşu vardı. Isıtma ve soğutma, klima cihazı ile gerçekleştiriliyordu. Buzdolabını tıka basa doldurduktan sonra yola çıktım. Kısa bir süre sonra karavanın ne kadar keyifli bir araç olduğunu kavradım. Yemek yemek, bir şeyler içmek için yer aramaya gerek yoktu. Canın nerede istiyorsa, orası hem lokanta hem kahve oluyordu. Ulusal parkta kaldığım birkaç gün hep böyle geçti. Canım nereye isterse kampı orada kurdum, dilediğim yemekleri yaptım, hoşlandığım manzaraları seyrettim. Yani karavan sayesinde vahşi doğada lüks içinde yaşadım. Arada bir de karavan parklarında konaklıyordum. Buralarda tuvalet tanklarını boşaltıyor, eksilen suyu tamamlıyor, çamaşırımı yıkıyordum. Hayatımın en büyük karavanlarını buralarda gördüm. Kimi TIR'dan, kimi otobüsten, kimi kamyondan karavan yapmıştı. Hiçbirinin dayalı döşeli apartman dairelerinden farkı yoktu. Karavanlarda mutlaka bisiklet, motosiklet, kayık gibi yardımcı ulaşım araçları da bulunuyordu. Kamp yerinden kente alışverişe veya gezmeye gitmek için bunlar kullanılıyor, göllerde ve ırmaklarda kayık sefası bile ihmal edilmiyordu. Kamplarda esas eğlence akşamları oluyordu. Kampın hoparlöründen hangi karavanın parti düzenlediği, herkesin davetli olduğu anons ediliyordu. Mangalını, yemeğini, içkisini kapan o karavanın olduğu bölüme gidiyor, hep beraberce yenip içilip danslar ediliyordu. Karavancıların hemen hepsinin, orta yaşı çoktan geride bırakmış emekliler olduğu dikkatimi çekti. Daha sonra, Amerika'da gezgin nüfusun büyük bölümünü emeklilerin oluşturduğunu, bunların çoğunun da karavancılığı tercih ettiğini öğrendim. Bugünlerde bir karavan yolculuğunu öylesine özledim ki! Size de karavan yolculuğunu öneririm. Eğer bir gün bunu gerçekleştirirseniz, bu gezinin tiryakisi olacağınızdan emin olabilirsiniz. Mehmet Yaşin / Atlas Aralık 2009, sayı 201 |














