Havaalanından kente gelirken belleğimin derinliklerine saklanmış görüntüleri hatırlamaya çalışıyordum. Yolun iki yanındaki teneke evlerin, gecekonduların çoğu yerlerini yeni binalara terk etmişti. Ama arada bir yoksulluk yine de kendini gösteriyordu. Kentin içine girdikçe belleğimdeki görüntüler daha da netleşti. Dünyanın en geniş caddesi olan '9 Temmuz Bulvarı'nı görünce, tanıdık bir dosta rastlamış gibi sevindim. 140 metre genişliğindeki bu caddeyi geçmek için verdiğim çabayı hatırladım. 'Kenti hatırlama' gezisine Florida Caddesi'nden başladım. Burası trafiğe kapalı bir cadde. Binlerce kişi, bir o yana bir bu yana gidip geliyorlar. Bu haliyle büyük bir ırmağı andırıyor. Caddenin iki yanına mağazalar sıralanmış. Kapılardaki satıcılar insanı neredeyse kollarından tutup içeri çekecek. Cadde şenlik yeri gibi; arya söyleyen bir tenor, napoliten çalan bir gitarcı, tango yapan bir çift, gözleri görmeyen, ayakları olmayan dilenciler... Sadece bu caddede gezinerek Buenos Aires'i kavrayabilir insan. Kent 47 bölgeden oluşuyor ama tümünü görmeye gerek yok. Buenos Arise'in karakterini yansıtan birkaç bölgeyi tanımak yeterli. Palermo, Recoletto, Retiro, San Nicolas, Monserrat, San Telmo, La Boca kentin ruhunun saklandığı mahalleler. Önce kentin bohemi San Telmo'ya merhaba dedim. Daha önceki gelişlerimde de zamanımın çoğunu burada geçirdiğim için sokakları hatırlıyordum. Sanatçıların atölyeleri, antikacıların sıralandığı pasajlar, küçük butikler, kahveler, barlar... San Telmo baştan aşağı Parisli. Evita Peron, Marilyn Monreo, Che, Beatles, Lorel Hardy... Sahaflardaki eski posterler ve plaklar beni gençliğime götürüyor. Pasajlar bir anılar müzesini andırıyor. Eski gazete koleksiyonları, cep saatleri, kılıçlar, düğmeler, rozetler, kim bilir kimin yakasını gururla süslemiş madalyalar, kime destek olduğu bilinmeyen bastonlar... Tezgâhlarda sergilenenler eşya değil birer yaşam öyküsü. Ertesi gün önce Plaza de Mayo'ya gittim. Palmiye ağaçları, çiçekler, heykeller ve koloniyel binalarla süslü meydan kentin kalbi. Önemli olaylar, yıldönümleri burada kutlanıyor, protesto gösterileri burada yapılıyor. Yani her an bir neşe veya öfke seline rastlamak mümkün. Son günümü de kentin en renkli semti La Boca'da geçirdim. Burası kentin en fakir semti. İtalyanca 'Ağız' demek olan La Boca, kentin ilk kurulan semtlerinden biri. Başta İtalyanlar olmak üzere diğer göçmenler, gemilerden ilk kez burada inmişler. Caminito adlı mahallede kendilerine teneke evler yapmış, burada yaşama tutunmaya çalışmışlar. Tango bu sokaklarda doğmuş. Zengin olma hayalleri ile geldikleri bu semtte diz boyu yoksulluğa batan İtalyan köylülerinin kaldıkları evler ve oteller şimdi allanıp pullanıp rengârenk boyanıp turistik bir mahalleye dönüştürülmüş. Caminito'da yoksul yaşam hâlâ sürüyor. Semt sakinlerinin kimi hediyelik eşya satarak, kimi Tango yaparak nafakalarını çıkarmaya çalışıyor. La Boca'da yüzyıllık bir kahvede, Carlos Gardel'in tangolarını dinleyerek Buenos Aires'e veda ettim. Yazı: Mehmet Yaşin / Atlas Şubat 2009, sayı 191 |














