Darwin ve Beagle Serüveni adlı kitaptan: 'Uygarlıkla hiçbir temasları olmaksızın haftalar süren, fırtınalı kötü hava koşullarında geçen bir yolculuk sonunda tekrar Chiloe Adası'na vardılar ve 18 Ocak 1835'te San Carlos Limanı'na ikinci kez demir attılar. Kıyıdan 150 kilometre içerideki Osorno yanardağının patlaması o geceye rastlar: Saat 12'de nöbetçi, büyük bir yıldıza benzeyen ve saat 03'e kadar yavaş yavaş büyüyen bir şey gördü. Çok görkemli bir manzaraydı. Dürbünle bakıldığında büyük bir kırmızı ışığın ortasında art arda yukarıya fırlayıp sonra aşağı düşen siyah nesneler görebiliyorlardı. Işık, deniz üzerinde uzun, parlak bir yansıma bırakacak kadar güçlüydü.' Ben, Osorno Yanardağı'nı ilk kez uçağın penceresinden gördüm. Görkemli bir dağdı. Çocukların çizdiği gibi, tam ve pürüzsüz bir koniydi. Ayrıca tıpkı resimlerde olduğu gibi, koninin tepe kısmı karlarla kaplıydı. Aslında uçağın penceresinden görünen manzaranın tümü büyüleyiciydi. Uzaklarda karlı And Dağları, volkanlar, derin korkutucu vadiler, kimsenin görmediği türkuvaz göller, kimlerin yürüdüğünü bilmediğim ıssız patikalar. Bunlar vahşi, ürkütücü, şaşırtıcı, masallardaki mekânları anımsatan görüntülerdi. Osorno'yu sonra daha yakından gördüm. Gölleri aşarak Arjantin'e doğru gidiyordum. İlginç bir rotaydı. Göl bitince otobüse biniyor, yol bitince de katamaranla gölü geçiyordum. Llanquihue Gölü'ne gelince Osorno tüm haşmetiyle karşıma çıktı. Tekne dağın eteklerine adeta sürtünerek geçti. Dağ beni öylesine ipnotize etmişti ki, karşı kıyıdaki Calbuco Yanardağı'nı neredeyse görmeden geçip gidecektim. Halbuki o da epey yüceydi. Dalgın dalgın Osorno'ya baktığımı gören yanımdaki İnka yüzlü Şilili, Darwin'i düşündüğümün, onun gördüğü püskürmeyi için için arzuladığımın farkında değildi. Onun için sessizliği bozup 'Sen çok cesur olmalısın' dedi. 'Neden' diye sorduğumda da şunları söyledi: 'Bizim ülkemizde tamı tamına 2 bin 900 volkan vardır. Bazılarının tepesinden hâlâ duman tüter. Bastığımız toprak ise rüzgârdan bile daha kararsızdır. Ne zaman ne tarafa doğru kayacağı belli olmaz. Yani bir anda kıyamet kopabilir. Bunun zamanı ve saati yok. Biraz sonra bile olabilir. Bunları göze alabildiğine göre çok cesursun!' Gerçekten cesur muydum acaba? Bana öyle gelmedi! Llanquihue, Güney Amerika'nın dördüncü büyük gölü. Etrafındaki dağlar ve ormanlar çok davetkâr görüntüler sunuyor. Osorno'nun eteklerindeki ulusal park, Şili'nin en çok ziyaret edilen mekânlarından biri. Yanımdaki adam son bir uyarıda bulunup kalktı gitti: 'Bu gölün havasına güven olmaz. Dağlardan kopup gelen rüzgâr gölün üstünde ne varsa altüst eder.' Bu 'şom ağızlı'yı birisi beni korkutmak için göndermişti sanki! Arjantin'e doğru yaptığım bu yolculukta, önüme Tranador Volkanı, Puntiagudo Volkanı da çıktı ama hiçbiri Osorno'nun eline su dökemez. Şili Patagonyası neredeyse ilk keşfedildiği günlerdeki gibi vahşiydi. Bu yalnız topraklarda henüz insan ayağının değmediği o kadar çok yer var ki. Dünyanın en dar ülkesi olan Şili'nin keşfi acaba ne zaman sona erecek? Mehmet Yaşin / Atlas Ocak 2009, sayı 190 |














