Tapınak harabelerinin binlerce yıllık taşlarına elimi sürerken, o günlerdeki yaşamı düşlemeye çalıştım. Ama çok başarılı olamadım. Çünkü buraya gelirken Hititlerle ilgili gerekli donanımı edinmemiştim. Bu insanlar ne yerdi, ne içerdi, ne konuşurlardı, nasıl giyinirlerdi, âşık olurlar mıydı, ne iş yaparlardı, ev yaşamları nasıldı, müzik dinlerler miydi? Günlük yaşama ait daha birçok soru üşüşüyordu aklıma. Bunların yanıtını bilsem, o taşların çevrelediği yaşamı daha iyi canlandırabilirdim hayalimde. Onun için bir deneysel arkeoloji çalışması olan Hitit Mutfağı adlı kitabın tanıtımına koşa koşa gittim. Metro Kültür Yayınları'ndan çıkan kitap üç imza taşıyordu: Asuman Albayrak, Ülkü Menşure Solak ve Ahmet Uhri, çeşitli metinlerde yer alan tarifleri, günün şartlarına uyarlayarak Hitit mutfağını yeniden canlandırmaya çalışıyorlar. Kitapta Kral I. Hattuşili'nin halkına vasiyeti yer alıyor: 'Ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz.' Aslında ilk çözülen tabletin konusu da yeme içme üstüne bir nasihattı. Bu tablette I. Hattuşili oğluna şöyle sesleniyordu: 'Şimdiye dek ailemden hiç kimse arzumu kabul etmedi. Sen oğlum Murşili sen onu kabul et! Babanın sözlerini koru! Babanın sözlerini korursan, ekmek yiyeceksin, su da içeceksin. Yüreğine olgunluk çağı gelince, günde iki kez, üç kez ye! Kendine iyi bak! Yüreğine yaşlılık çökünce doyuncaya kadar ye! O zaman babanın sözünü bir kenara at!' Ahmet Uhri'ye göre bu tabletten Hititlerin günde en az iki kez yemek yedikleri sonucu çıkartılabilir. Üstelik Hitit ritüellerinin özellikle öğle saatlerinde yapıldığı da dikkate alınırsa Hitit kültüründe en az iki, en fazla üç öğün yemek yendiği saptamasını yapmak olasıdır. Dönemin yemeklerine gelirsek. Ekmek Hitit mutfağının önemli besin maddelerinden; çeşitleri oldukça bol. Yağlı börek, haşlama et, ateşte pişirildikten sonra üstüne zeytinyağlı bal dökülerek tatlandırılan şiş kebap, üzerine un serpilerek ızgarası yapılan ciğer ve yürek, şarabın içinde bir iki saat terbiye edildikten sonra toprak tencerede pişirilen etler, hayvanın döşü, kasık kısmı, kaburgası, kellesi ve ayaklarının hep birlikte kaynatılmasıyla yapılan paça benzeri bir çorba, yabankeçisinin boyun, ciğer ve yürek kısımlarından yapılan şiş kebap, pişmiş et ve soğanla yapılan sandviç, keçi kulağı kızartması… Mahfi Eğilmez kitabın önsüzünde bir hayalini şöyle dillendiriyor: 'Düşünün İstanbul'da bir restorana gitmişsiniz ve mönüde şunları görüyorsunuz: 'Haşhaşlı kırmızı şaraplı, buğday unundan, mayalı, ballı ekmek. Altında parantez içinde şu açıklama var: (3500 yıl öncesinden kalma bir Hitit tarifi üzerine hazırlanmış ve günümüz tatlarına uyarlanmıştır.) Kistanziya adlı diğer bir yemek. Altında şu açıklama var: (3500 yıl öncesinden kalma bir Hitit tarifi üzerine hazırlanmış, şarapla terbiye edilmiş ızgara koyun eti). Bir ülkenin ve orada var olmuş bir uygarlığın tanıtımı için bundan daha iyi bir yol olabileceğini düşünemiyorum...' Bu kitabı edinmenizi öneriyorum Mehmet Yaşin / Atlas Temmuz 2008, sayı 184 |

















