|
Onların bakış açısı ile kendi bakış açımın çakışıp çakışmadığını test ederim. Bir de geçmiş dönemlerde o ülkelerdeki ve kentlerdeki yaşam hakkında ipuçları yakalamaya çalışırım. O ipuçlarıyla, dünden bugüne oluşan değişimlerin peşine düşerim. Bu ay sizlerle Albert Camus'nün Can Yayınevi'nden çıkan Yolculuk Günlükleri adlı kitabını paylaşacağım. Bu kitap, Camus'nün İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, 1946 yılı haziran ayında ABD'ye, 1949 yılı haziran-ağustos ayları arasında Güney Amerika ülkelerine yaptığı gezilerde tuttuğu notları kapsıyor. 1946 yılının mayıs ayında, yani yolculuğa çıktığında Albert Camus henüz 33 yaşındadır. Henüz ünlenmemiş bir yazardır. Gemiyle Atlas Okyanusu'nu aşıp Amerika'ya gider. Bütün gezginler gibi hem gemide, hem de New York'ta notlar tutar. Bu notlarda hiçbir edebi kaygı yoktur. Notlar, o andaki gözlemlerinden oluşmaktadır... Camus, yolculuğunun ardından eski ilkokul öğretmeni Bay Germain'e gezisi hakkında şu yorumu yapar: 'Amerika yolculuğu bana, burada ayrıntılarıyla saymamın haddinden fazla zaman alacağı pek çok şey öğretmiştir. Burası, özgürlüğü güçlü ve disiplinli, ama başta Avrupa olmak üzere çok şeyi de tanımayan büyük bir ülke...'
Gemiden denizi seyretmek, herkesi olduğu gibi Camus'yü de düş dünyasına sürükler. Hele dolunayda gümüşlenen koca okyanusun şekilden şekile girmesini seyretmeye doyum olmaz. Camus, defterine bu an hakkında şunları yazar: 'Köpükle dümen suyunun su üzerinde oluşturduğu resimlere, örülen ve çözülen şu danteleya, şu akışkan mermere bakıyorum... Bir kez daha, nice zamandır benden kaçıp duran şu olağanüstü deniz, su, ışık çiçeklenişini benim için biraz elle tutulur kılacak doğru ölçüyü arıyorum. Boşuna yine. Benim için sürüp giden bir simge bu...' 'New York'un kokusu, demirle çimento karışımı hoş bir koku. Demir daha baskın' diyen Camus, kentle ilgili notlarında şunları yazıyor: 'Olağanüstü yiyecek dükkânları. Bütün Avrupa'yı çatlatacak şey. Sokaklardaki kadınlara, giysilerdeki renk uyumuna, takmış takıştırmış böceklere benzeyen kırmızı, sarı, yeşil taksilerin canlılığına hayran oluyorum. Kravat satan mağazalara gelince, inanmak için onları görmek gerekir. Bunca zevksizlik örneği zor düşünülebilir...' Notlara bakılırsa Camus, New York'u sevip sevmemekte kararsız kalıyor. Bazen şaşırıyor, bazen 'taş canavarlarla' kaplanmış adadan nefret ediyor. Onun için kenar mahalleler daha cana yakın. İşte kent izlenimlerinden bazıları: 'Akşam yemeğini China Town'da yiyoruz. Ve ilk kez kaynaşıp duran, ılımlı, sevdiğim, gerçek yaşamla karşılaştığım bir yerde soluk alıyorum...' Onu şaşırtan görüntülerin arasında, resmi giysili çalışanlar da var: 'Binlerce sözde general ve amiral. New York'ta kapıcı, kaptan, yamak. Binlerce asansör görevlisi, su dolu bir vazoda inip kalkan yontucuklar gibi büyük kutuları içinde çıkıp iniyorlar.' Ünlü yazarı bıktıran şeylerden biri de kesilmek bilmeyen yağmurlar: 'New York yağmurları. Hiç ara vermeden, her şeyi silip süpürerek. Külrengi sisin içindeki gökdelenler, ölülerin oturduğu şu kentin uçsuz bucaksız mezarları gibi beyazımsı biçimde yükseliyorlar. Yağmur altında temellerinden sarsılan mezarlar görülüyor...' Yolculuk Günlükleri, Camus'nün ham notlardan işlenmiş yapıtlara nasıl geçtiğinin önemli göstergelerinden. Nesnel dünyanın, bu dünyadan kaynaklanan duygu ve düşüncelerin, edebiyata dönüşüne tanık olmak etkileyici bir deneyim oldu benim için. Mehmet Yaşin / Atlas Mayıs 2008, sayı 182 |
















