>
ATLAS LOGO

Ağustos 2008
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Gezi 
Gezmenin Amacı

Yola çıkmanın, gezmenin bir amacı olmalı mı? Yoksa çantayı toplayıp 'ne çıkarsa kısmetime' deyip gitmenin heyecanına mı kapılmalı? Ben bu soruların doğru yanıtını bilmiyorum. Ama çoğu zaman gözümü kapayıp parmağımı haritanın bir noktasına koymayı, sonra bir sırt çantasına sığacak kadar eşyayla o noktaya gitmeyi düşlediğim çok olmuştur.

Bugüne kadar bu düşümü hiç gerçekleştiremediğimi de bilmenizi isterim. Gitmelerimin (veya gezmelerimin) hep bir amacı olmuştur. Hep bir şeyin peşine takılmışımdır. Aslında bir amaç uğruna çıkılan yolculukların sonunda, ağzına kadar bilgi ile dolu bir beyinle dönmenin verdiği keyfi, hiçbir şeyde bulmadığımı itiraf etmeliyim. Dünya yolculuk tarihi, böylesine ilginç amaçlı yolculuklarla dolup taşar. Son okuduğum Renkler adlı kitap bunlardan biridir. Kitapta, sosyal antropolog Victoria Finlay'ın, renklerin peşine takılıp tüm dünyada, kuş uçmaz kervan geçmez köşelerde yaptığı yolculuklar anlatılır.
Finlay, bu yolculuklarda neler öğrenmez ki! Deniz salyangozlarının gözyaşlarının mor olduğunu, hintsarısının ineklerin idrarında bekletilmiş mango yapraklarından üretildiğini, zümrüt yeşilinin yeşillerin en parlağı olduğunu, en tehlikeli zehirlerin bu rengi taşıdığını, bu yüzden kullanılmasının yasaklandığını...
Victoria Finlay, renklerin peşinde koşuştururken sadece renk öyküleri ile donanmaz. İlginç coğrafya parçaları, dost insanlar, şimdiye kadar görmediği birçok bitkiyle de tanışır. Yolculuklarının amacı hep renktir ama o renkleri sarmalayan yaşantılar ve mekânlar da not defterinin sayfalarında uzun uzun yer alır. Hollanda pembesinin, hintsarısının, Sinop kırmızısının, Sienna kahverengisinin, söğüt kömüründen elde edilen siyahın, kalay ve kurşun beyazının öykülerinin peşinde tüm dünyayı dolaşan Victoria Finlay, yolculukları sonunda cevizin kaç tonu olduğunu, sağlıklı bir karaciğerin renginin nasıl olması gerektiğini, ideal organik çileğin renginin farklılığını, pastaların renklerinin nasıl ölçülmesi gerektiğini de öğrenir. Kimine göre lüzumsuz sayılacak bu bilgiler, dünyada pek çok kişinin yaşamdan keyif almasını sağlar.

Balıkçılar, Çıldır Gölü'nde kışın buz tabakasına açtıkları deliklerden sazan avlıyor.
Erdem Yavaşça

Ben de uzun bir süreden beri Türkiye'deki yemeklerin peşine takıldım. Gezi planlarımı bu doğrultuda yapmaya başladım. Bu gezilerim sırasında Victoria Finlay gibi lüzumlu lüzumsuz birçok bilgiye ulaştım. Örneğin Türkiye'nin en eski pilavcı dükkânının Trabzon'da olduğunu öğrendim. Sarayın pilavcıbaşının, tam 155 yıl önce küçük bir dükkânda başlattığı yolculuğun kuşaktan kuşağa geçip hâlâ sürdüğünü görünce şaşırdım. Erzurum'un Pasinler ilçesindeki bir çayevinde, yüz yıldan beri semaverlerin kaynadığını görmenin keyfini çıkardım. Tavandaki siyahlığın, sigara dumanından kaynaklandığını, orijinalliği bozulmasın diye bu tavanın onarılmadığını ve boyanmadığını, çay suyunun damacanalarla dağdaki kaynaklardan getirildiğini, sadece birkaç bardak çay içmek için uzak köylerden buraya gelindiğini öğrenmenin beni farklılaştırdığını fark ettim.
Yemeklerin peşinde koşarken daha neler öğrenmedim ki! Örneğin en iyi kuru fasulyenin yüksek yaylalarda yetiştiğini, çiftleşme zamanı keçi eti yenmeyeceğini, mavi yengeçlerin pişince kıpkırmızı olduklarını, Kars'ın ünlü yemeği kaz tandırını yapmadan önce, kazın tuzlanıp kurutulması gerektiğini, gravyer peynirinin iyisinin, dana şirdeninden elde edilen maya ile yapıldığını, yanık dondurmadaki is kokusunun nereden geldiğini, en iyi katmerin nerede yapıldığını, cilveli çayın nasıl demlendiğini...
Çıldır Gölü'nün balıkçılarının peşine düşüp gölden çıkan balıkların tadına bakarken gölün sesini duydum. Derinlerden gelen bir inleme sesiydi bu. Bir balıkçı gölün donmaya başladığı gecelerde bu sesin inek böğürtüsünü andırdığını, tüm çevrede yankılandığını söyledi. İçimden 'göl donarken acı çekiyor ve inliyor' diye geçirdim. Çıldır'a buzların altındaki balıkların tadına bakmaya gitmiştim, orada gölün konuştuğunu öğrendim.

Mehmet Yaşin / Mayıs 2007, Sayı 171

...
EDİTÖRÜN NOTU
Atlas size doğayı anlatır, iyiliği anlatır, güzel olanı gösterir, çirkin olana da dikkat çeker. Bunun için geçmişin bilgelerini dinler, masallarını aktarır.
SARIKEÇİLİ GÖÇÜ
  09.08.08
KASLA GİT!
FOTOĞRAF SERGİSİ
SARIKEÇİLİLERE SADAKAT: Bitmeyen Yürüyüş
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.