Baudrillard'ın en çok sevdiğim eserlerinden biri, 1986'da yazdığı Amerika adlı kitabıydı. Amerika'ya her gidişimde, bu ince ama bilgi yüklü kitabı hep cebimde taşıdım, altını çizdiğim (veya çizmediğim) bütün satırları yeniden okudum. Ünlü düşünür bu kitabında, Avrupa kültürünün Amerika ile hesaplaşmasına alışılmadık bir boyut getiriyordu. Baudrillard'a göre Amerika'yı yerinde anlamanın yolu, müzelerini, kütüphanelerini gezmek, geleneksel anlamda kültürel ürünler olarak adlandırdığımız şeyleri aramak değildi. Tersine, doğanın insandan önce geçirdiği bütün evrimleri sergileyen ilkel coğrafya, kent kavramlarımıza sığmayan bir kentleşme, farklı bir birey, ahlak ve sağlık anlayışı, bir başka kültür sunan Amerika'yı görmek gerekiyordu. Bu ay sayfamı, Amerikan yaşam ve düşünme biçimine farklı gözlerle bakan kitabından yapacağım alıntılara ayırıp Jean Baudrillard'ı anmak istiyorum: Amerika'dan 'New York'ta gece gündüz daha çok canavar düdüğü sesi duyuluyor. Arabalar daha hızlı gidiyorlar, reklamlar daha saldırgan. Fuhuş adamakıllı yaygın. Elektrik ışığı da öyle. Oyuna gelince, her çeşit oyun yoğunlaşıyor. Dünyanın merkezine yaklaşıldığında bu hep böyledir. Ama insanlar gülümsüyorlar, hatta gitgide daha çok gülümsüyorlar. Ama hiçbir zaman birbirlerine değil, her zaman yalnız kendileri için gülümsüyorlar.' 'Amerika ne bir düş ne de bir gerçeklik; o, bir hiper gerçeklik. Bir hiper gerçeklik, çünkü başlangıçtan bu yana gerçekleşmiş gibi yaşanmış bir ütopya. Burada her şey gerçek, pratik ve şaşırtıcı.' 'Amerika dev gibi bir hologram; şu anlamda ki öğelerin her biri bütün ile ilgili tam bilgi içeriyor. Çölde herhangi bir yeri, Middle West'te herhangi bir sokağı, bir otoparkı, Kaliforniya'da bir evi, bir Burger King'i ele alınız; Güney, Kuzey, Doğu, ve Batı bütün Amerika'yı bulursunuz.' 'Umutsuzluğa kapılan ilkel insanlar, enginde güçleri tükeninceye kadar yüzerek intihar ediyorlardı. Jogging yapan kişi ise deniz kıyısında gidip gelerek intihar ediyor. Gözleri evinden fırlamış gibidir. Ağzından salyası akar; ama durdurmayın onu, sizi dövebilir ya da önünüzde cin çarpmış gibi dans edebilir.' 'Amerikalıların saplantı durumuna gelmiş korkusu ışıkların sönmesi. Evlerde ışıklar bütün gece yanıyor. Çok yüksek binalarda, boş bürolar her zaman ışıl ışıl... Akşam saat yediden sonra kimsenin sokakta dolaşmadığı bir semtte bulunan bir dükkânın yeşil ve portakal rengi neonlu reklam panosu bütün gece boşlukta aralıklı yanıp sönüyor... Tutulmamış televizyon odalarında şaşırtıcı biçimde çalışan televizyonlar da cabası. Boş bir odada çalışan bir televizyon kadar gizemli hiçbir şey yoktur.' 'Bizler düşüncemizde özgürüz, onlar hareketlerinde özgürler. Çöllerde ya da milli parklarda dolaşan Amerikalı tatildeymiş izlenimini vermez. Dolaşmak onun doğal uğraşıdır; doğa onun için bir sınırdır ve eylem yeridir.' 'Amerika köken sorununa boş veriyor; kökenle ya da efsanelere özgü bir otantik olmayla uğraşmıyor, ne geçmişi ne de kurucu bir gerçekliği var. Zamanla ilgili bir ilk birikimi olmadığı için sürekli bir güncellik içinde yaşıyorlar.' 'Kaliforniya'ya gidip oradan geri dönmek; daha önce görülmüş, daha önce yaşanmış bir dünyaya yeniden girmek demek, ama daha önceki bir yaşamın büyüsünden yoksun olarak bu dünyaya girmek demek.' Mehmet Yaşin / Nisan 2007 |
















