ATLAS LOGO
04.02.2012, 10:07
Yaban Gözler

Bazen Eruh'un dağlarında bir mağarada, bazen Sarıkamış ormanlarında bir kulübede, bazen de ıssız bir arazide çadırdadır. Kendi deyimiyle; geceleri kar içerisine gömülüp kurtların ulumalarını dinlemek, ormanda gezen ayıları seyretmek, hele bir de dolunay varsa tüm soğuğu unutturur insana.

Halim, 1998 yılında çektiği "Alabalıklar" konusuyla Atlas fotoğrafçıları arasında girdi. Bugüne kadar yayımlanan yirmiye yakın konusu için, Türkiye'nin tüm bölgelerine ve illerine gitti. "Kendimi hep yaban hayat fotoğrafçısı olarak yetiştirmeye çalıştım. Çok nadir görülen yaban hayvanları izleyerek, insanlara, yabanın heyecanını, kokusunu hissettirmeye özen gösterdim" diyen Halim, fotoğrafı orada olamayan ve o anı hiçbir zaman yaşayamayacak insanlara o anı hissettirmek olarak görüyor. Yaban hayatı fotoğrafladığı için her şeyiyle dört dörtlük bir kare çıkartması kimi zaman oldukça güçleşiyor. "Kadraj belirli bir göz alışkanlığı gerektiriyor. Konunun dışındaki nesneleri temizlemem veya gizlemem, ışığı vurgulamak istediğim nesneyle bütünlük içinde kullanmam, enstantane ve diyaframı uygun değerlere ayarlamam gerekiyor. Bunun için bazen hazırlanacak bir saniyem bile olmuyor. Bu yüzden gözümü kameranın vizörü gibi algılayıp, her şeyi bir fotoğraf karesi olarak düşünüyorum."

Bir yerde çalışırken, aynı coğrafyada veya dönüş yolculuğunda bir ya da birkaç konu saptayan Halim; gerekli bilgileri topluyor, en uygun mevsimi belirliyor, ardından da konuyu öneriyor. "Ön hazırlık mutlaka gerekli; ancak bazen konu, ‘Balık Gölü'nde olduğu gibi çok farklı yönlere doğru kayıyor. O projede, gölde yapılan alabalık avını çekmeye gitmiştim. Doğa şartları altında yıpranmış, acıyla yoğrulmuş ve fakat gördüğüm en misafirperver insanları tanıyınca, çalışma balık konusunu aştı. Aslında her konu farklı sürprizlere gebe."

Türkiye'nin el değmemiş doğa parçalarında çalışacak her fotoğrafçı için ilk günler gerekli izinleri almakla geçiyor. Bu Halim için de böyle. Bölgenin havasını solumak, çalışmanın süresini tahmin etmek, zaman kısıtlıysa güneşin doğuş ve batış konumuna bakarak uygun ışık açılarını kestirebilmek, yaban hayvanın iz ve dışkılarını, beslenme alanlarını saptamak onun için ilk günlerin sıradan çalışmaları. "Özellikle avcı ve çobanlara, arazide karşılaştıkları hayvan türlerini soruyorum. Gösterdikleri bölgede iz ve bulguları toparlıyorum. Örneğin bölgede ayı varsa, dışkılarından neyle beslendiğini belirleyip o meyve ağaçlarının yakınlardaki kayalıkları ve mağaraları araştırıyorum" diyor.

Halim son üç yıldır, hareket ve ısıya duyarlı tetik mekanizmasına sahip foto-kapanlarla çalışıyor. Kapan çevresine fotoğraflamak istediği hayvan türünü çekecek sulandırılmış dışkı, sebze ve meyve artıkları, balık, tavuk veya hayvan leşleri taşıyor. Kullandığı bir başka yöntem ise hayvanların geçtiği patikalara ince misina germek. Bu misinanın ucunu kablo deklanşörün mekanizmasına bağlayarak foto-kapanlar kuruyor. "İkincisi, ayı ve tilki çekerken daha başarılı fotoğraflar üretmek ve kadraj içerisinde hayvanı görebilmek için uygun bir yöntem: En başarılı foto-kapanlar genellikle hayvanların yuva girişlerine ve yatak alanlarına kurulanlar oluyor" diyen Halim'in üçüncü yöntemi pusuya yatmak. "Müthiş sabır gerektiriyor. Foto-kapan yöntemi çalışmıyorsa, hayvanın geldiği açıklık bir alanda saklanarak saatlerce bekliyorum."

Misina kullanarak hazırladığı foto-kapanıyla Sarıkamış'ta ayıları fotoğrafladı Halim. "Kış uykusundan yeni uyanan ayıların en çok kullandığı patikalardan birinde, iki ağaç arasına, harekete duyarlı bir foto-kapan kurmama rağmen sonuç alamadım. Sanki tuzak olduğunu anladılar ve makinenin etrafında dönmekle yetindiler. Bunun üzerine, kullandığım Canon EOS makinelerden birinin kablo deklanşörün kablolarını çıkardım. Konserve tenekelerinden, deklanşörün elektronik devresini tamamlayacak bir düzenek yaptım. Ucuna uzunca bir misina geçirip, yine iki ağaç arasına bağladım." 28–80 milimetre objektif taktığı kamerayı ayının kadraja tam olarak girebileceği bir yere sabitledi. Gergin misinanın hizasına et sulu ekmek parçaları koydu. Kareyi tahmin edip enstantane ayarlarını yaptı, netliği manüele getirdi. Diğerleri dolum esnasında ses çıkardığı için kafa flaşını açık bıraktı. Akşam hava kararmadan tüm hazırlığı tamdı. "Ertesi gün foto-kapana giden ayı izlerini gördüm. Heyecanla takip ettim. Tam da tahmin ettiğim gibi ayı yiyeceğin kokusunu alıp foto-kapana girmiş ve tam istediğim nokta civarında misinayı koparmıştı. Tek bir kare de olsa istediğim fotoğrafı almıştım."

Bu fotoğrafı çekebilmek için, Sarıkamış ormanlarında yaklaşık bir ay, eksi 27 ile eksi 10 dereceler arasında yaşamak zorunda kalan Halim'in en beğendiği konusuysa, nesli tükendiği sanılan çizgili sırtlanı görüntülediği "Eruh'ta Yaban Baskın" projesi oldu. "Yıllardır asker ve teröristlerin dışında kimsenin girmediği dağlarda, arazide, el bombası, roket atar parçalarının arasında, duvarları is ve barut kokulu mağaralarda iki ay kaldım. Korkuyla uyandığım geceler oldu. Kimi dağlar yasak bölge sayıldığından, 70 kiloluk çantamı kilometrelerce taşıdım. Toplam 300 kilometre dağ yolu katettim. Kimlere ait olduğunu bilmediğim mağara mezarlarda geceledim. Saatler süren dolu altında, gece yarılarına kadar, çenem titreyerek kampımı bulmaya çalıştım. Bir paket çorbayı ikiye bölüp, kahvaltı ve akşam yemeğinde tüketerek iki hafta geçirdim. Sinek larvaları kaynayan suları kaynatıp süzerek, susuzluğumu giderdim." diyen Halim, bu özverisinin sonunda Eruh'tan büyük bir huzur ve mutlulukla ayrıldı. "Siperlerden aldığı konserve ve askeri malzemeleri mağarasına taşıyan ayıları buldum. Geceleri dağlardan ovalara inen çizgili sırtlanın izlerini, onlarca dağ keçisini bir arada gördüm. Kızılakbabaların avlanmalarına, oklu kirpilerin çadırıma gelmesine, turnaların Dicle üzerinden göçlerine tanık oldum" diyerek o mutluluğunu anlatıyor.
Bugüne kadar karaca, geyik, ayı, saz kedisi, yaban kedisi, çizgili sırtlan, kurt, tilki, çakal, kuyruksüren, oklu kirpi, dağ keçisi ve tavşan fotoğrafları çeken Halim kurtların bir yıllık yaşantıları üzerine bir belgesel çekmeyi istiyor. Tek düşü bu değil: "Vaşak, karakulak ve hâlâ ülkemizde yaşadığına emin olduğum leoparı fotoğraflamak hep rüyalarımı süslüyor."
Geçtiğimiz yaz mevsiminde evlenen Halim'in eşi biyolog ve kemirgen ile böcekçiller üzerine araştırmalar yapıyor. Bu "Bugüne kadar benim için bütün fareler aynıydı" diyen Halim için yepyeni bir pencere açmış. "Toprak altındaki, ağaçlardaki onlarca küçük memeliyi fotoğraflamayı öğrendim. Konularıma artık bunlar da eklenecek. Yakında Atlas okurları daha fazla yaban hayvanını, daha yakından tanıyacak." Çift, yaz aylarını Anadolu'yu gezerek geçirdi. "Ağırlıkla Ardahan, Van ve Hakkâri civarını gezdik. Foto-kapanlar kurdum, fotoğrafsız günüm geçmedi. İkimizin de birbirimize öğrettiği çok şey oldu."
Halim için konu çalışırken en büyük korkusu çektiği fotoğrafların istediği gibi olup olmaması. Yeni kullanmaya başladığı dijital kamera onun bu korkusunun önüne geçecek gibi görünüyor. Yine de bazı sorunlar yok değil. "Dijital kamera yaban hayatı için çok uygun; ancak arazide temizliğe toza dikkat edilmezse fotoğrafta lekeler oluşuyor. Ayrıca çekilen fotoğrafları kaydedebilmem biraz zor, sonuçta kentte olmuyorum. En büyük avantajı ışık koşullarına göre fotoğrafın ISO değerlerini kolaylıkla değiştirebiliyorsunuz" diyen Halim, konulara üç body ve 18 milimetreden 500 milimetreye kadar üç veya dört objektifle gidiyor. Dijital makine kullansa da dia çekmeye devam "Telefonda karşımdaki ilk olarak nerede olduğumu sorar. Cevap; bazen Eruh'ta bir mağarada, bazen Sarıkamış ormanlarında bir kulübede bazen de ıssız bir arazide çadırdadır" diyen Halim, yaban hayat konularını tek başına üretiyor. "Yalnızlık bence her insana ara sıra gerekli. Benim için bir tür inzivaya çekilme durumu oluyor. İç sesini daha yakından duyuyor, kendini, sınırlarını daha iyi tanıyor, daha sağlıklı kararlar alabiliyorsun." Onun için en büyük dert kente dönüş; son yolculuk genelde hüzünlü oluyor. "Konu eğer uzun sürüyorsa araziyle daha fazla özdeşleşiyor, kendimi evimdeymişim gibi hissediyorum. Dönüşümde onca şey paylaştığım araziden içim burkularak, hüzünle ayrılıyorum. Döndükten sonra fotoğraflarımı duvara yansıtıp seyrederken dalıp gittiğim, dakikalarca aynı manzarayı seyrettiğim oluyor." ediyor.

ON BİRİNCİ KURT
"Geceleri kar içerisine gömülüp kurtların ulumalarını dinlemek, ormanda gezen ayıları seyretmek, hele bir de dolunay varsa, tüm soğuğu unutturuyor insana." Atlas'ın 123. sayısında yayımlanan "On Birinci Kurt" konusunu ve Sarıkamış'ın soğuğunu anlatmaya böyle başlıyor Halim Diker. Bu konunun ön hazırlığı epey zaman aldı. Kurtları fotoğraflamak için ormanda haftalarca gezdi; beslenme alanlarını, sürülerin patikalarını buldu; hep onlarla karşılaşmaya çalıştı. Kurtlar foto-kapanı hissedip yaklaşmadıkları için, Halim onlara yaklaştı. Aralarında zamanla bir bağ oluştu; ancak o zaman fotoğraflayabildi kurtları. Sarıkamış'a iki yıl üst üste gitti ve aylarca doğada yaşadı. "Soğuk ve kar Türkiye'nin hiçbir yerinde bu kadar güzel olamaz bence. Sarıkamış'ta soğuğun adeta bir kokusu var. Dağlar evimin arka bahçesi gibi oldu. Hangi saatte hangi ayı, hangi kurt sürüsü gelecek sezmeye başladım. Konu bittiğinde insanlara soğuğun nefesini, yabanın sesini duyurabildiysem ne mutu bana." diyen Halim, On Birinci Kurt'un öyküsünü şöyle anlatıyor:
"Kurt sürüleri nadiren, güneş doğduktan sonra, ortalıkta geziyordu. En ufak bir insan sesi, araç gürültüsü duyduklarında gözden kayboluyorlardı. O sabah, orman içerisindeki karayolundan araç geçmedi. Tepeden aşağıya müthiş soğuk ve uğultulu rüzgâr esiyordu. Güneşin doğmasına 10-15 dakika vardı. Kara bata çıka, güçlükle bir tepeye tırmandım. Önümdeki tepeden aşağıda, kurt sürüsünün dalgalanan yelelerini fark ettim. Tepede bir gözcü kurt vardı ama beni fark etmemiş olmalıydı, çünkü sürüye herhangi bir işaret vermedi. Kar üzerine kapaklanıp düşünmeye başladım. Sürü büyük olasılıkla alt tarafımdaki dere yatağından geçecekti. Hızla aşağı kayıp yerimi aldım. Ancak önümde bir elektrik direği vardı. Sürü hızla önüme geldi. Kadraja sürünün tamamını aldığımda elektrik direği de giriyordu. Bunun için sürüyü bölerek çekmek zorundaydım. Geride kalan dört kurt bu yüzden görüntüye giremedi. Birkaç saniye sonra sürünün durup beni seyretmesiyle ben de fotoğraf çekmeyi bıraktım. Doğadaki bir kurdun gözleri inanılmaz güzeldi ve bir o kadar da ürkütücü."