|
İlkel fotomontaj hileleri ve bazı illüzyonların yapılış anını çekmek, insanları inandırmaya yetti.
YAZI : BEDİA CEYLAN GÜZELCE
İnsan, göremediği ve dokunamadığı fizikötesi güçlerin varolduğunu her zaman düşledi. Özellikle toplumların geçiş dönemlerinde bu merak daha da arttı. Bu bir çeşit kendinden kaçıştı; ama amaç belki de kendine varmaktı. Geleceği öğrenmek, kimsenin görmediğini görmek, kimsenin duymadığını duymak güç ve saygınlık getirir miydi? Gizli olanın bilimi kabul edilen okültizm de böyle bir ihtiyaçtan doğdu. O insanlığın cevapsız kalan her sorusunu yanıtlayacak ve bir yolunu bulup kendini belgeleyecekti. Fotoğraf da işte bu noktada, hatta tam zamanında yetişti. Kendini sadece seçilmiş olana gösteren ve sırları onlara veren gizemli varlıkların olduğu, 18. yüzyıl başlarında yavaş yavaş açıklanmaya başlandığında, bu fikir o kadar büyük bir korku uyandırıyordu ki hiçbir belgeye ihtiyaç duyulmadan kabul gördü. Ne var ki 19. yüzyıla gelindiğinde bu tip iddialar inandırıcılığını kaybetti. Özellikle Avrupa ve Amerika'da 1860'larda fotoğrafla belgelenen, aslında kurgu olan doğaüstü olaylar, II. Dünya Savaşı sonlarına kadar fakir halktan aristokrat çevrelere kadar herkesi çok yakından ilgilendirdi. Tinselliğin de sezilebileceği, hatta görülebileceği, artık sadece kulaktan kulağa yayılan ve kimi zaman cadı ya da ilahi olarak görülen medyumların yeni bir iddiası olmaktan çıkmıştı. Çünkü fotoğraflanan ruh görüntüleri, hayaletler, melekler vardı.
Fotoğraflanan diğer doğaüstü görüntüler ise bugün gerçekleşmesinin nasıl mümkün olduğunu açıklayabildiğimiz, medyumların objeleri düşünce güçleriyle hareket ettirmeleriydi. Zihinsel ve bedensel açıdan belli bir konsantrasyon aşamasına gelindiğinde, nesnelerin yerinden oynatıldığı anın fotoğraflanması da en az hayalet fotoğrafları kadar dikkat çekiciydi. Ne var ki herkese ilginç gelen bu tür olaylar, daha çok doğu kültürlerinde yaşanıyordu. Fotoğraftaki radyoaktivite araştırmaları ve 1894'te "x ışınları"nın keşfedilip kullanılması, bu ve benzeri fotoğrafların oluşturulmasını sağladı. Görüntü çeşitli tekniklerle kaydırılabiliyor, fotoğraf üzerinde yeniden düzenleme yapılabiliyordu. Fotoğrafçılık üzerine daha kapsamlı araştırmalar, 20. yüzyılın ortalarında yapıldı. Tüm bu görüntülerin aslında gerçek olmadığı ortaya çıkarıldı. Pozitif bilimleri tamamladığı öne sürülen okültizm, daha araştırılma sürecinde, bu kadar popüler olduğu bir konumdayken reddedilmeye başlandı. Aslında toplumlar kendini oyalamak adına bu tür sıçramaları hep sürdürdü ve bunu daha inanılır kılmak için hep görüntülemeyi, bir şekilde belgelemeyi seçti. Bu 19. yüzyılda hayalet fotoğrafları, 20. yüzyılda U.F.O. görüntüleriydi. Oysa bugün fotoğraf ve video görüntülerinin ötesinde, bilgisayar hileleri ile gerçekte hiç varolmayan belgeleniyor. Asıl olanı görmek içinse birkaç işlem yeterli oluyor. Ancak insanın yeniden canı sıkılacak veya kendinden başka herkesi, olmayan bir şeye inandırmak isteyecek. İlerleyen teknoloji ile her can sıkıntısı içinden çıkılması zor teknikler üretilmesini sağlıyor. Bu da insanların büyük kısmını oyalamaya yetiyor. |



