Aradan çok geçmeden yerliler oraya has, iskele tarafında uzatması olan, tek kürekli kütükten oyma kanolarıyla karanlıktan çıkageldiler. Bizim geminin ışıklarında toplaşan ufak balıkları oltalarıyla yakalamaya başladılar. Anca kalça genişliğindeki kanolarında bağdaş kurmuş oturuyorlardı. Balık tutarken küreklerini, sol taraflarındaki uzatmanın mesnetleri üzerinde bırakıyorlardı. Kanoları biraz sürüklendiğinde, küreği sol elleriyle palasına yakın tutuyor, şaftını dirseklerinin içine oturtup, sapını da omuzlarına yerleştiriyorlardı. Tek kol kullanarak suda palaya sekiz çizdirip kanonun yerini değiştirebiliyor, bir yandan da sağ elleriyle misinayı sallıyor, balıkları cezbetmeye çalışıyorlardı. Gün ağardıktan sonra karadan benzer kanolarla kadınlar da geldi. Yakaladıkları küçük balıklar kanolarının içinde birikmekteydi. Daha sonra bu taze balıkların bir bölümünü, tuzlanmış donmuş balıktan usanan PRIMROSE tayfaları satın alacaktı. Bunlar bana, CHAMPION-52 mürettebatının tekneme gelip yiyeceklerini paylaştıkları gün, gemilerinin kıçından yakaladıkları ufak balıkları hatırlatmıştı. PRIMROSE'da ve daha önce CHAMPION-52 gemisinde ana yemek, çeşitli şekillerde hazırlanmış -- haşlanmış, buğulanmış, ızgara ya da kızartılmış -- balık ve yanında bol miktarda prinç pilavından ibaretti. Eğer az miktarda sebze ya da soğan kullanılırsa, bunun amacı sebze yemeği olsun diye değil, balığı tatlandırsın diyeydi. Kabak, lahana ve havuçla balık suyunda yapılmış çok lezzetli bir sebze yemeği, bir kaç gün arayla sunulmaktaydı. Ama doğal olarak taze sebzeden çok donmuş balık gemide kolaydaydı. Arada bir dana etinden de yemek veriliyordu. Teknemi PRIMROSE'un güvertesine aldığımız gün, haznelerimde kalan bütün Mountain House kurutulmuş yemek öğünü ve kahvaltılık yumurta poşetlerini bir çop torbasına doldurmuş, üstüne CHAMPION-52 tarafından bana bırakılan 10 günlük yiyecekleri ekleyip kaptan Obligar'a vermiştim. Gemide değişik şeylerle beslenmek hoşlarına giderdi. PYG yerlileri etrafımızda balık tutarken kaptan Obligar ve mürettebatını düşündüm ve minnetle gülümsedim. Bana gösterdikleri dostluk, yardımlaşma, cömertlik ve açık deniz dayanışmasını unutmamıştım. Yapılanın karşılığını vermem mümkün değildi. İlelebet minnettar kalmak ve onları hiç unutmamak dışında elden ne gelirdi? Çevremdekilere tekrar tekrar teşekkür etmekteydim. Tagalog dilinde çok teşekkür ederim anlamına gelen, "maraming salamat" deyimini çabuk öğrenmiştim! Denizde uzun süreler kürek çektiğim günlerden sonra, çok az bedensel hareket içeren şimdiki düzenimden vücudum etkilenmiş durumda. Yemekte sunulan tuzlu sıcak sudan geçirilip dondurulmuş balıklar, bir kat deniz tuzunun üzerinde pişiriliyor, dolayısıyla diyetimdeki tuz oranı artmış durumda. İdmansızlıkla birleşince, ayaklarım ve ayak bileklerim şişip su toplamaya başladı. Güvertede düzenli aralıklarla yürümeli, biraz daha egzersiz yapmalı ve yediklerime dikkat etmeliyim. 10 aydan sonra günlük düzenimdeki değişime alışmak biraz vakit alacak gibi... Erden. |














