PRIMROSE'a çıktıktan kısa bir süre sonra Papua Yeni Gine'li bir genç bana kendini tanıttı. Adı Dickson Ronney idi ve PYG Balıkçılık İdaresi'nde gözlemci olarak çalışmaktaydı. Benim teknemi ilk defa CAMIA balıkçı gemisinde gözlemci olarak görevliyken, 26 Nisanda denizde karşılaştığımızda görmüştü. Bir gözlemcinin görevleri arasında, yakalanan balıkların cinsi, ebatları, yaşı ve miktarı konusunda veri toplamak yanında, balıkların yakalandıkları bölgeler gibi normal bilgiler ve balıkçı gemilerinin neden olabileceği deniz kirliliği ve ziyan edilen balık miktarları gibi sıradışı bilgileri derlemek de vardı. Pasifik'in bu civarındaki balıkçılık faaliyetlerini düzenleyen üç adet uluslararası kurumun gözü kulağı olarak çalışmaktaydılar. Bu kurumlar PYG Fisheries Authority, Solomon Adalarından Forum Fisheries Agency ve Yeni Caledonia'dan Secretariat of the Pacific Community idi. Balık nüfusunun azalmaması, balıkların yaşam alanlarının korunması, balıkçı gemilerinin avlanma ruhsatlarının verilmesi ve mevcut mevzuatların uygulanması bu kurumların amaçlarıydı. Balıkçı şirketleri, bu kurumlar tarafından kendilerine verilen yönetmelikler dahilinde avlanabiliyorlardı. Dickson, benim kurduğum kar amacı gütmeyen Around-n-Over vakfı konusunda epey ilgi gösterdi ve çalışmalarımız hakkında bilgi aldı. Kendisi de PYG'nin en doğusundaki Alotau şehrinden olduğu için orada Dentrocastal Çevre Kaynakları Merkezini kurmuştu. Ekoturizmle ilgilenmekteydi ve sosyal programlarla toplumun bilincini ve yaşam standartlarını artıracak çalışmaları başlatmıştı. Ardından beni gemideki yine PYG'li diğer üç gözlemci ile tanıştırdı. Thomas Ikun, Elizah Lucas ve Baera Nawia bir süredir denizde kalmışlardı ve artık PRIMROSE gemisi PYG sularından çıkmadan önce yapılacak çıkış işlemleri için uğramamız gereken Wewak'a yanaştığımızda karaya çıkmaya can atmaktaydılar. PYG'li bu gözlemcilerin sakin ve canayakın bir halleri vardı. Zamanlarının çoğunu görevleri gereği gereken belgeleri düzenlemekle geçirdiler. Diğer zamanlarda denizdeki hayatlarından, geldikleri köylerinden ve benim yapmaya çalıştıklarımdan bahsettik. Thomas, PYG'nin kuzey kıyılarında Marangis adlı bir köydendi. Bu köy, PYG'nin ikinci ve üçüncü en büyük nehirleri olan Sepik ve Ramu nehirleri arasında, yolu olmayan ve sadece denizden ulaşılabilen bir alanda kurulmuştu. PYG'nin en büyük nehri olan Fly Nehri, güneydeki Mercan Denizi'ne akıyordu. "Pump boat" tabir edilen, fiberglas gövdeli, ufak dizel motorlu ve iki yanında uzatmaları olan trimaran tipi yerel teknelerden almayı düşünüyordu. Kıyı köylerine ek gelir ve yiyecek kaynağı sağlamak için, PYG hükümeti bu tekneleri köylüler alabilsin diye beş yıllık mikro-kredi programlarını uygulamaya koymuştu. Bu kıyı balıkçılarının yakaladıkları taze ton balıkları, Japonya'daki saşimi talebini karşılamak için ihraç edilebiliyordu. Laf lafı açtı, derken Thomas benim Jayapura'da bekleyen erzak hurçlarım konusunda fikir üretmeye başladı. Wewak'la Jayapura'nın arasında yer alan Vanimo'daki valilikte çalışan bir amcası vardı. Vanimo'yla Wewak arasında yol yoktu, ama Thomas'ın verdiği bilgiye göre arada bir yolcu vapuru düzenli olarak işletilmekteydi. Eğer valilikten Jayapura'ya giden bir araç benim hurçları Vanimo'ya getirebilirse, o zaman hurçları vapurun kaptanına emanet edip, Wewak'taki Frabelle görevlisine ulaştırabilirdik. Sonra da Wewak'tan PRIMROSE gibi GenSan'a giden bir Frabelle şilebi, bunları teknemle buluşturabilirdi. Thomas'ın sağladığı bu yerel bilgi ve temaslar, yolculuğumu ilerletebilmek için üretilen çözümlerdi. Bu yolculuğumun değişmez bir kuralı haline gelmişti artık -- daha önce hiç karşılaşmadığım kişilerden gelen böylesi yerel yardımlar ve verilen destek sayesinde yolculuğumu sürdürebilmekteydim. Aynı zamanda, Frabelle şirketi de PYG Balıkçılık İdaresi'ndeki dostlarıyla temas kurmuş, benim erzak hurçlarının Jayapura'dan Vanimo'ya getirilebilmesi konusunda girişimde bulunmuştu. Eğer bu hurçları GenSan'a ulaştırabilirsek ideal olacak ve lojistik problemlerimizi büyük ölçüde çözebilecektik. Aksi takdirde benim bizzat Jayapura'ya geçmem, ya da bütün bu erzakları sıfırdan tekrar derlememiz çok büyük masraf ve yeniden yorgunluk çıkaracaktı. Wewak'a doğru ilerlerken, Schouten Adaları arasından geçtik. Bunlardan biri haritalarda aktif bir yanardağ olarak gösterilen Bam Adası idi. Tipik bir yanardağ konisi şeklindeki bu adada, 500 kişilik ufak bir köy vardı. Bu adanın benim için önemi büyüktü, zira şimdi artık neredeyse 11 aya varan bir süreden sonra, Bodega Bay'den ayrıldığım 10 Temmuz tarihinden beridir ilk defa doğada ağaçların ve çayırların yeşilini görebilmiştim. Erden. NOT: PASİFİK GEÇİŞİNE TAYFUN MEVSİMİNDEN SONRA DEVAM EDECEK. |















