Gemi doğru bana yöneldi ve teknemin sancak kıç tarafında iyice yavaşladı. Bir hoparlörden anlaşılması imkansız bir şeyler söylendiğini işittim; herhalde benimle haberleşmeye çalışıyorlardı. VHF telsizime uzandım ve geminin kaptan köşküne seslendim. Kaptan sağlık durumumu ve teknemde kaç kişi olduğunu soruyordu. İstediği bilgileri verip, üstüne yaklaşık 300 gündür denizde olduğumu anlattım. "Siz Filipinler'densiniz, değil mi?" diye sordum ve daha bir kaç gün önce QUEEN EVELYN - 889 ile karşılaştığımı söyledim. İki gemi birbirinin aynıydı. Kaptan, "o bizim kardeş şirkettir" diye cevap verdi. Mindanao adasından muhtemel bir varış noktası olarak bahsedince, kaptan kendilerinin General Santos şehrinden olduklarını söyledi. Mindanao'nun güney ucundaki bu limanı ben zaten seyir cihazımda işaretlemiştim. Ardından adımı sordu. "ERDEN" deyince, adımı aynı benim söylediğim gibi, aksansız gayet güzel bana tekrar etti. Fotoğrafımı ve filmimi çekebilmek için öyle yakına geldiğini izah etti. Teknemin yanında yazılı internet sitesi adresimizi de not ettiğini söyledi.
Bütün tayfalar geminin burnuna yakın, iskele tarafında dizilmiş beni seyrediyorlardı. Bir tanesi bağlanayım diye bana kalın bir halat vermek istedi, kabul etmedim. Durgun denizde dahi hasar riski olacağından, geminin yanına bağlanmak istemiyordum. Plastik torbalı tayfa burna vardığında, elimi bir köprüden olta sallandırır gibi aşağı yukarı oynatınca hemen anladılar ve bir misina buldular. Çok geçmeden o plastik torba geminin burnundan sallandırılmaktaydı. Teknemi kıçın kıçın 45 derece çaprazda iskele tarafında burnun altına soktum ve bir hamlede sallanan torbayı güverteme aldım. Ben ayak mesnedimde dinelmiş, geminin metal gövdesinden uzaklaşmak için geriye kaykılarak olanca gücümle küreklere asılırken, tayfa misinadan biraz saldı.
Torbadan çıkanlar iki aluminyum kutu gazoz, bir hazır tavuk çorbası ve elyazısı bir mesajdı. Mesaj kaptan Reefen Rene Abella'dandı ve bir kağıtta "Sen büyüksün - Seni bin kere selamlıyorum" yazılıydı. Tecrübeli bir denizciden gelebilecek en güzel iltifattı bu mesaj. Kağıdı sağ elimle göğsüme koyup teşekkür ifadesiyle başımı eğerek selam verdim. Geminin kaptan köşkünden birisi el salladı. Bunlar olurken, geminin burnundan bir mukavva kutuyu misinayla sallandırmaya başlamışlardı. Kutuda Heineken yazdığını okuyabiliyordum. Tekrar burnun altına girip kutuyu güverteme aldım, biraz açıldıktan sonra misinayı çözüp, imzaladığım tişörtleri koyduğum plastik torbaya bağladım. Torbayı bırakmadan önce salınınca suya değmesin diye tekrar gemiye biraz yanaştım, ayağa kalkıp torbayı başımın üzerine kaldırdım ve tayfa misinayı topladı. Mukavva kutudan altı aluminyum kutu Heineken birası ve bir imzalanmış tişört çıktı. Bu seferki kesin benim içindi. Tişörtü kaldırdım ve tezahürat eden tayfalara bayrak gibi salladım. Sonra kutu biralardan birini açtım, sağ elimi havaya kaldırıp gösterdim, bir yudum alıp bir kez daha QUEEN EVELYN - 168 şerefine kaldırdım. Bu sefer tezahürata alkış ve ıslıklar da eklendi. Artık gitmek zamanları gelmişti. İlerlemeye başladıklarında karşılıklı epeyce el sallandı, kısa bir süre sonra bir tek geminin terkisini görür oldum. Güvertemde hoş bir koku vardı. Tişörtten geliyordu. Yıkarken kullandıkları deterjanın parfümü müydü acaba? Belki de son giyen kişinin kolonyası ya da deodoranının kokusuydu... Hiç farketmezdi. Denizde 10 ay geçirdikten sonra, elime temiz kokan bir tişört geçmişti. Erden. |














