|
Oy Karadeniz!
Önümüzdeki sayıda ve daha önümüzdeki sayıda Atlas ve okuru, Türkiye'nin doğasının korunması çabasında çok daha ön safta olacak. Yeni yılımız kutlu olsun!
|
|
YILDIRIM GÜNGÖR / YUSUFELİ MODUL YAYLASI
|
|
|
Yusufeli'nin yüksek yaylalarından birinde bir çınar gibi yaşlı adamlar ve kadınlar ağlıyordu. Ey okur, sana o ihtiyarların neden ağladıklarını anlatmak istiyorum. O sırada ilçede bir kereste tüccarı, ihtimal sinsi bir sevinçle, bir elini ayna gibi kendisine açmış diğer elinin işaret parmağıyla parmaklarını sayıyordu. Ama her seferinde, parmakları yetmiyor, avucunu her seferinde yeniden yumruk gibi sıkıp tekrar açıyor ve tekrar sayıyordu. Keşke tek bir eli olmasaydı, keşke tek elinde yalnızca beş parmağı olmasaydı, keşke on, keşke yirmi, hatta yüz, bin parmağı olsaydı, bir orman kadar parmağı olsaydı. Çünkü keresteci, o ilçedeki siyasi parti başkanı, ormandan kestiği ağaçları sayıyordu. Bir ağaç şu kadar lira, şu kadar ağaç şu kadar lira. Bir hafta önce o ormandan geçerken işittim bu öyküyü. Bir kişiden değil pek çok kişiden işittim. O ağlayan ihtiyarların derin ve suskun gözlerine baktım. Işıksız kış ormanında altın liralar gibi sarı sarı parlayan, kesilmiş ağaçların kütüklerini gördüm. Güya yol yapılmış ve güya yol için ağaçlar kesilmişti. İhtiyarlar bu ağaçlar için ağlıyordu. Yol onlar için yapılığı halde ağlıyorlardı. Onların yaşadığı yaylaya kışın kimse zaten gidemez, yazın da yalnızca iki, bilemedin üç ev dolardı. Üstelik burası heyelan bölgesiydi, yerleşime uygun değildi. Ve ne olursa olsun bu ihtiyarlar, yol yapılmasını istemiyorlardı. Yolu yapmak için muazzam bir orman katliamı yapılmıştı, yetmemiş, yolun geçmediği, yolun dibinde kalan ağaçlar da diplerinden hızarlanmıştı. Yol yapanların niyeti apaçıktı. İşittim ki, keresteleri satın alan aynı partinin başkanı daha sonra değişmiş, bir dahaki ihaleyi, yerine gelen diğer bir keresteci kazanmıştı. Ey bahtı güzel okur, orada bir köy var uzakta. Bir kış mevsimi, çok değil sekiz on gün o uzak köyde yaşadım. Daha anlatacak çok şey var: Karadeniz'in bütün yaylalarının yol açan dozerlerle tahrip edildiğini, bütün ırmaklarının ama bütün ırmaklarının satıldığını, vahşi yamaçlarından santral borularının geçirileceğini, iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar kalmış çengel boynuzlu keçilerinin dürbünlü tüfeklerle kalleşçe vurulduğunu, ayılarının öldürüldüğünü, bir zamanlar bin öküzün dolaştığı yaylalarında artık sürülerin otlamadığını anlatmak isterim. Ama yeni bir yıla giriyoruz. Yeni başlangıç. Umutsuz olmamızı engelleyen şeyler az değil. Mikelis ihtiyarlarının gözyaşları, benim umudumun pınarıdır.
Not: Şunu bil ki ey okur, çok kalabalıksın. Geçen yıl dergiyi satın alanların ortalaması elli bin idi. Bu sayı, bir dergiyi okuyan kişi sayısıyla, 7 ile çarptığında 350 bin kişi eder. Yalnızca aralık sayısı yetmiş bine yakın satıyor gözüküyordu. Önümüzdeki sayıda ve daha önümüzdeki sayıda Atlas ve okuru, Türkiye'nin doğasının korunması çabasında çok daha ön safta olacak. Yeni yılımız kutlu olsun!
Özcan Yüksek / Atlas Ocak 2009, sayı 190
|
...
Bu konuda diğer yazılar... |
|
·
|
ADA: Ekonomik kriz dönemlerinde insanlar için Atlas bir sığınak, umut, hayal, mavi gökyüzü, mavi denizde bir ada, mavi kapaklı bir dost oluyor. Çok daha fazla böyle hissediliyor. (28.07.0009)
|
|
·
|
Ubuntu: Fotoğraftaki doğayı bozup yapıyoruz. Ama gerçek doğanın kendisi asla hırslarımızın bir oyunu değil. Bozup yapamayız. Çünkü biz de o resmin içindeyiz. (29.06.0009)
|
|
·
|
Geçmişin kartı: Her sayısı kültür, arkeoloji, tarihtir Atlas'ın. O yetmez, Atlas okurları Hasankeyf başta olmak üzere, kültürel değerlere sahip de çıkar, çıkmaya devam eder. (29.04.0009)
|
|
·
|
Özcan Yüksek Röportajı cevreciyiz.com'da : Biz onu ilk önce Atlas Dergisi yayın yönetmeni olarak tanıdık, sonrasında ise her bir araya geldiğimizde anlattığı hikayelerle benimsedik. Özcan Yüksek şimdi de Binbir Gece'de yolculuk eden Hakikatçi olarak, biz bahtı güzel okurlara aslında yine bizi, ta kendimizi anlatıyor. (20.04.0009)
|
|
·
|
Yüksek İzmir'deydi: Atlas'ın Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, Mart 2009'da İzmir Amerikan Koleji'nin davetlisiydi. İzmir ve Türkiye'nin en köklü liselerinden biri olan okulun edebiyat bölümü, Özcan Yüksek'e pek çok sürpriz de hazırlamıştı. Bunlardan biri de, okulun kütüphanesindeki Binbir Gece Masalları sergisiydi. (06.04.0009)
|
|
·
|
Peri: İnsanoğlu görünmez olanı da güzel görmek ister. Ecinnilerin çok güzel kızları, yani periler de öyledir. Ateşten yaratıldığını işitmiştir, iyi olduklarını, yardımsever olduklarını işitmiştir, ama kendisi görmediği halde, görenlerden, duyanlardan, perilerin çok güzel ve aynı zamanda çok da cazibeli yaratıklar olduklarını işitmiştir. (18.03.0009)
|
|
·
|
Altın Dal: Evvel zamanlarda, kalın kabuklu limonların koktuğu günlerden bile önceki zamanlarda, şehirlerin içinden yeşim renkli nehirlerin aktığı, bazen turnaların, bazen leyleklerin göğü gölgeleyecek kadar birikip yola çıktığı zamanlarda, sırları saklayan yaprakların, sırları saklayan ağaç köklerinin, otların bilindiği zamanlarda bilinen bugün artık unutulmuş bir büyüden söz edeceğim. (26.01.0009)
|
|
·
|
Dağlarca Konuşmak: Küresel ısınmanın ısıttığı yeryuvarlağımız şimdilerde küresel bir iktisadi krizin içine yuvarlanıyor. Bu krizin nedeni ile dünyamızın doğasının yok olmasının nedenleri aynı. (28.10.0008)
|
|
·
|
Hakikatçi Konuşuyor: Özcan Yüksek'in, Binbir Gece Masalları'nı konu alan kitabı Hakikatçi, Doğan Kitap'tan çıktı. (26.12.0008)
|
|
·
|
Ge, Gece: Önce karanlık vardı. Sonra aydınlık. Önce gece vardı, sonra gün. Önce kaos vardı, sonra Güneş dizgesi. Ve geçmiş, işte bu yüzden gecedir. Gece de geçmişe giden yolun manzarasıdır. Belki de en güzel gece sözcüğü Türkçeye aittir. (23.07.0008)
|
|
·
|
ÖKSÜZ: Bizim yaptığımız nedir? Kaynağına, yerine kadar gitmek, ayakların geldiği yere, sözün geldiği yere gitmek. (01.07.0008)
|
|
·
|
Esmer Hurafe: Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır. (25.04.0008)
|
|
·
|
Sarıkeçililer, Sarı Evlere!: (15.04.0008)
|
|
·
|
Barış : (14.04.0008)
|
|
·
|
The Sun-Headed Men: (08.04.0008)
|
|
·
|
Öğret Bana: Atlas geçen yıl nisan ayında on beşinci yaşına girmişti, bu sayıda 15 yılı geride bıraktı, on altıncı yılından gün aldı. Biz hâlâ buradayız. Siz de buradasınız. Aynı ormanın içinde. Ne güzel! (26.03.0008)
|
|
·
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân: Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten. (25.03.0008)
|
|
·
|
Altdünya Düşleri: (16.02.0008)
|
|
·
|
Örtüsüz nedenler örtülü sonuçlar: (04.02.0008)
|
|
·
|
Türban, Firavun ve Modern: (21.01.0008)
|
|
·
|
Define: Gecenin tegannisi nefes nefes nefestir. Görünmeyenlerin kaş göz işaretleri öyküler anlatır sana. Devran eden yıldızlarla sabahlarsın. Sanki yıldızlar birikir, gündüz olur. Oysa rüyada ne sabah vardır ne akşam. Her şey aynıdır. (14.01.0008)
|
|
·
|
Gölge: Gece dünyanın gölgesidir. Kimse kendi karanlığından kaçamaz. Ve kimse kendi gölgesinden, öteki kendisinden, belki de asıl kendisinden kaçamaz. Çünkü onlarsız olamayacağına göre, aşk ve korku, gölgeler dünyasına aittir. (17.12.0007)
|
|
·
|
Bin Bir: Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. (26.11.0007)
|
|
·
|
Hızlı Öpücük: (21.11.0007)
|
|
·
|
İbrahim yeniden yürüyecek mi: Bütün dünya nüfusunun yarısına yakının inandığı dinin temelini oluşturan Hz İbrahim, yürüdüğü coğrafyada yeniden insanlığın etkileyebilecek mi? Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, birer çatışma bahanesi olmaktan çıkacak mı? (10.11.0007)
|
|
|
 |