|
Dağlarca Konuşmak
Küresel ısınmanın ısıttığı yeryuvarlağımız şimdilerde küresel bir iktisadi krizin içine yuvarlanıyor. Bu krizin nedeni ile dünyamızın doğasının yok olmasının nedenleri aynı.
|
|
TURGUT TARHAN / ERFELEK, SİNOP
|
|
|
Şiiri bir fırın gibi sıcaktı. Şairliği bir fırıncı gibi gönlüne çabuk. Doğa için şiir bile sipariş etmiştik ondan. Leyla aracı olmuştu, eskimeyen dost Leyla, Leyla ile Mecnun'un Leyla'sındaki Leyla. Eski okurlarımız anımsar. Ve Dağlarca, doğa için, Yeşil Atlas için ''Konuşmalar'' başlıklı bir şiir yazmıştı. Bir mısrası şöyleydi: Bir yeşil ol! Gün gelir ovalara sığmaz içimizdeki ağaçlar!
Ve sonra veda etti. Zaten bize demişti ki o şiirinde: Yeşil doğanın son durağıdır.
Himalayalar'ın eteklerine yakın gittim. Öyküler ve haberler dinledim, rüzgârdan ve buluttan. Soğuğun yurdunda yaşayan kuzgunlar, yakın gelecekten söz ettiler. Himalayalar eriyor dediler. İnsanlar dünyayı bu hale getirdi. Himalayalar eriyor, ama kimin umurunda. Böyle anlattılar. İlk soluk nereden gelirse, ilk bilgi de oradan gelir. Hayatın kaynağı su ise eğer, bilmenin kaynağı da odur. Kana kana iç! Uzun bir zamandır, doğa için asıl sorunun ne olduğu konusunda arkadaşlarımla, çevremdeki insanlarla konuşuyorum. Doğanın yok olması, doğanın arada kalmasından, geri kalmasından, şehirden uzak kalmasından kaynaklanmıyor. Sanayi, barajlar, kirlilik, şu ya da bu da değil. Bütün bunlar, asıl nedenin yalnızca sonuçlarıdır. Bu öyle bir neden ki, herkesi esir edebilir, herkesin gözünü karartabilir, bu herkesin içinde bazen bir doğa korumacısı da olabilir. Bazen sen, bazen ben de olabilirim. Küresel ısınmanın ısıttığı yeryuvarlağımız şimdilerde küresel bir iktisadi krizin içine yuvarlanıyor. Bu krizin nedeni ile dünyamızın doğasının yok olmasının nedenleri aynı. Bir kere her iki krizin ikincil nedenleri, olmayan kaynakların kullanılmasıdır... Nasıl ki modern sanayi, dünyanın sahip olduğundan fazla suyu, doğal kaynağı, havayı, toprağı, ormanı kullanıyor; dünya finans çevreleri de karşılığı olmayan bir parayı çoğaltıyor, kaynağı olmayan bir serveti kâğıt üzerinde yaratıyor, alıyor, satıyor. Yalnızca gerçek hayatın yerine sanal bir servet tercih edilmiş olmuyor. Gerçek ürünün yerine de sanal bir değer varmış gibi kabul ediliyor. Ama ben, asıl nedenden söz etmek istiyorum. Bu asıl nedenin ne olduğunu bana ırmaklar, rüzgârlar, kuşlar öğretti. Bu nedeni, masallar bin yıllardır söylüyor. Dizginlenmemiş hırs. Asıl neden budur. İnsanlar arasında, çıkara dayalı olmayan ilişkilerin, iyiliğe dayalı ilişkilerin kaybolmasıdır asıl neden. Onun yerine yalnızca rekabete, birbirini alaşağı etmeye dayalı ilişkilerin geçmesi ve bunun erdem olarak kabul edilmesidir asıl neden. Birlikte yapmak, birlikte sevinmek, birlikte korumak, birlikte direnmek, birlikte kazanmak, birlikte kaybetmek... Yaşamanın ve yaşatmanın tek yolu budur. Yaşamın amacı da budur. Bu amaç varsa yaşam devam eder. Dağlarca bu yüzden bir yaşamdır. Biz yerine, ben zamanını yaşıyoruz. Oysa ben yoktur. Doğada ben yoktur. Daha doğrusu ben tek başına değildir. Biz vardır. Nehir bir bizdir. Damlalardan oluşan bir biz. Nehirle deniz de bir bizdir. Bulutla rüzgâr, insan ve doğa, bizdir. Bunları bilmeyen yok. Ama yine de yazmak, yine de söylemek gerekir. Çünkü bilmek önemli değil her saniye bunu fark etmek ve yaşamak gerekir. Atlas, bir biz hareketidir. Ovalara sığmaz içimizdeki ağaçlar.
Özcan Yüksek / Kasım 2008, sayı 188
|
...
Bu konuda diğer yazılar... |
|
·
|
ADA: Ekonomik kriz dönemlerinde insanlar için Atlas bir sığınak, umut, hayal, mavi gökyüzü, mavi denizde bir ada, mavi kapaklı bir dost oluyor. Çok daha fazla böyle hissediliyor. (28.07.0009)
|
|
·
|
Ubuntu: Fotoğraftaki doğayı bozup yapıyoruz. Ama gerçek doğanın kendisi asla hırslarımızın bir oyunu değil. Bozup yapamayız. Çünkü biz de o resmin içindeyiz. (29.06.0009)
|
|
·
|
Geçmişin kartı: Her sayısı kültür, arkeoloji, tarihtir Atlas'ın. O yetmez, Atlas okurları Hasankeyf başta olmak üzere, kültürel değerlere sahip de çıkar, çıkmaya devam eder. (29.04.0009)
|
|
·
|
Özcan Yüksek Röportajı cevreciyiz.com'da : Biz onu ilk önce Atlas Dergisi yayın yönetmeni olarak tanıdık, sonrasında ise her bir araya geldiğimizde anlattığı hikayelerle benimsedik. Özcan Yüksek şimdi de Binbir Gece'de yolculuk eden Hakikatçi olarak, biz bahtı güzel okurlara aslında yine bizi, ta kendimizi anlatıyor. (20.04.0009)
|
|
·
|
Yüksek İzmir'deydi: Atlas'ın Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, Mart 2009'da İzmir Amerikan Koleji'nin davetlisiydi. İzmir ve Türkiye'nin en köklü liselerinden biri olan okulun edebiyat bölümü, Özcan Yüksek'e pek çok sürpriz de hazırlamıştı. Bunlardan biri de, okulun kütüphanesindeki Binbir Gece Masalları sergisiydi. (06.04.0009)
|
|
·
|
Peri: İnsanoğlu görünmez olanı da güzel görmek ister. Ecinnilerin çok güzel kızları, yani periler de öyledir. Ateşten yaratıldığını işitmiştir, iyi olduklarını, yardımsever olduklarını işitmiştir, ama kendisi görmediği halde, görenlerden, duyanlardan, perilerin çok güzel ve aynı zamanda çok da cazibeli yaratıklar olduklarını işitmiştir. (18.03.0009)
|
|
·
|
Altın Dal: Evvel zamanlarda, kalın kabuklu limonların koktuğu günlerden bile önceki zamanlarda, şehirlerin içinden yeşim renkli nehirlerin aktığı, bazen turnaların, bazen leyleklerin göğü gölgeleyecek kadar birikip yola çıktığı zamanlarda, sırları saklayan yaprakların, sırları saklayan ağaç köklerinin, otların bilindiği zamanlarda bilinen bugün artık unutulmuş bir büyüden söz edeceğim. (26.01.0009)
|
|
·
|
Oy Karadeniz!: Önümüzdeki sayıda ve daha önümüzdeki sayıda Atlas ve okuru, Türkiye'nin doğasının korunması çabasında çok daha ön safta olacak. Yeni yılımız kutlu olsun! (26.12.0008)
|
|
·
|
Hakikatçi Konuşuyor: Özcan Yüksek'in, Binbir Gece Masalları'nı konu alan kitabı Hakikatçi, Doğan Kitap'tan çıktı. (26.12.0008)
|
|
·
|
Ge, Gece: Önce karanlık vardı. Sonra aydınlık. Önce gece vardı, sonra gün. Önce kaos vardı, sonra Güneş dizgesi. Ve geçmiş, işte bu yüzden gecedir. Gece de geçmişe giden yolun manzarasıdır. Belki de en güzel gece sözcüğü Türkçeye aittir. (23.07.0008)
|
|
·
|
ÖKSÜZ: Bizim yaptığımız nedir? Kaynağına, yerine kadar gitmek, ayakların geldiği yere, sözün geldiği yere gitmek. (01.07.0008)
|
|
·
|
Esmer Hurafe: Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır. (25.04.0008)
|
|
·
|
Sarıkeçililer, Sarı Evlere!: (15.04.0008)
|
|
·
|
Barış : (14.04.0008)
|
|
·
|
The Sun-Headed Men: (08.04.0008)
|
|
·
|
Öğret Bana: Atlas geçen yıl nisan ayında on beşinci yaşına girmişti, bu sayıda 15 yılı geride bıraktı, on altıncı yılından gün aldı. Biz hâlâ buradayız. Siz de buradasınız. Aynı ormanın içinde. Ne güzel! (26.03.0008)
|
|
·
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân: Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten. (25.03.0008)
|
|
·
|
Altdünya Düşleri: (16.02.0008)
|
|
·
|
Örtüsüz nedenler örtülü sonuçlar: (04.02.0008)
|
|
·
|
Türban, Firavun ve Modern: (21.01.0008)
|
|
·
|
Define: Gecenin tegannisi nefes nefes nefestir. Görünmeyenlerin kaş göz işaretleri öyküler anlatır sana. Devran eden yıldızlarla sabahlarsın. Sanki yıldızlar birikir, gündüz olur. Oysa rüyada ne sabah vardır ne akşam. Her şey aynıdır. (14.01.0008)
|
|
·
|
Gölge: Gece dünyanın gölgesidir. Kimse kendi karanlığından kaçamaz. Ve kimse kendi gölgesinden, öteki kendisinden, belki de asıl kendisinden kaçamaz. Çünkü onlarsız olamayacağına göre, aşk ve korku, gölgeler dünyasına aittir. (17.12.0007)
|
|
·
|
Bin Bir: Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. (26.11.0007)
|
|
·
|
Hızlı Öpücük: (21.11.0007)
|
|
·
|
İbrahim yeniden yürüyecek mi: Bütün dünya nüfusunun yarısına yakının inandığı dinin temelini oluşturan Hz İbrahim, yürüdüğü coğrafyada yeniden insanlığın etkileyebilecek mi? Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, birer çatışma bahanesi olmaktan çıkacak mı? (10.11.0007)
|
|
|
 |