İğneyle gözün iç köşesine yazılması gereken pek çok olay yaşıyoruz, lakin ibretin en çok gereksinim duyulduğu bir zamanda artık bu hassasiyetimizi yitirmiş bir haldeyiz. Ne yok olan nehirler, ne nesli tükenen balıklar, ne Pakistan, ne fişmenistan, ne o, ne bu! Hiçbir şey bizde ibret duygusu yaratamıyor artık. Şimdiki zamanın en büyük sıkıntılarından biri bu. Hakikatçi kitabında yorumladığım öykülerden biri de Tacir ve İfrit'in öyküsüdür. Belki de bugün insanlığın en büyük ihtiyacı olan sırlardan birini saklamaktadır. Bu sır, nasıl yaşamamız gerektiğiyle, erdemin evrensel yasasıyla ilgilidir. Önce öyküyü özetleyeyim: Tacir yiyip bitirdiği hurmaların çekirdeklerini uzağa fırlatmış, lakin önünde hemen bir ifrit belirmiş. Velhasıl, ifrit, çekirdeklerden birinin oğlunu öldürdüğünü, bunun için tacirin canını alacağını söylemiş. Tacir ise yalvarmış yakarmış, kimseyi görmediğini, bundan dolayı suçlanamayacağını anlatmaya çalışmış, ama dinletememiş. Ondan bir yıl müddet almış. Öykü bundan sonra çok daha ilginç haller alarak devam edecektir. Lakin Hakikatçi buraya kadar olanını şöyle yorumlar: 'Masal, insanı evrenin ortasında şöyle bir yere koyar ki; insan nedenleri ve sonuçları belirleyendir. İnsan hem belirleyen, hem belirlenendir. İnsan evrende bilerek ya da bilmeyerek, dikkat ederek ya da etmeyerek nedenler ve sonuçlar yaratır. Evrende insan, etkisiz, edilgin, bütün nedenleri önceden kendisine verilmiş bir canlı değildir. İnsan, büyük nedenleri ve büyük sonuçları, görkemli güzellikleri ve korkunç felaketleri de yaratabilir. Bilerek ya da bilmeyerek. Doğayı ve dünyayı yok da edebilir -ki şimdi öyle bir zamanda yaşıyoruz- eğer iş işten geçmemişse, kurtarabilir de. Herkes ve her şey nedendir; ve aynı zamanda bunun tersi de geçerlidir. 'İnsan, yalnızca yaşadığı için bile neden yaratıcıdır. Başkalarının yaşamını ve ölümünü belirleyebilir. Yalnızca başkalarının değil aslında, kendisinin de yaşamını ve ölümünü belirleyebilir. Kendisinin kaderini ve başkalarının kaderini belirleyebilir. Görerek ya da görmeyerek. Bilerek ya da bilmeyerek. 'Öyleyse Tacir ve İfrit öyküsü, herkesi, görünmeyeni görmeye, bilinmeyeni de bilmeye zorluyor. Üstelik öyküdeki görünmeyen, mutlak bir görünmeyen olduğuna göre, yani asla bir insan tarafından görülemeyeceğine göre, bu görme çabası sonuçsuz kalacaktır. Ama bu, bizim, görünmeyeni görme, bilinmeyeni bilme çabamızdan geri durmamızı gerektirmiyor. Görünmeyeni hayal edebilir, bilinmeyeni tahmin edebiliriz. 'İfrit ve Tacir öyküsü, insanın soluk alıp verdiği etrafındaki hava gibi, görünmeyen bir nedenler-sonuçlar kubbesi daha olduğunu anlatır. Bu yalnızca, fiziğin yasasını anlatmaz, aynı zamanda evrensel erdemler kitabının başlangıcını da oluşturur.' Ben senin nedeninim, sen benim nedenimsin. Özcan Yüksek / Eylül 2008 |
















