|
Elif ve Yazmina
Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz.
|
|
Elif
|
|
FOTOĞRAFLAR: ÖZCAN YÜKSEK
|
|
|
Londra'da yaşayan dört yaşındaki yeğenim Yazmina'ya, Sarıkeçili Elif'ten söz ettim. Annesine e-posta aracılığıyla Elif'in fotoğraflarını gönderdim. Sonra, onun ardı arkası kesilmeyen sorularıyla karşılaştım. Elif'i en iyi Yazmina anlar diye düşündüm ve ikisi arasında görünmez bir duygu köprüsü kurdum. Yazmina o sabah anaokuluna gitmektense annenin yanında kalmak istemiş (Nedeni, Atlas'ın bu sayısında okunacaktır.) Kız kardeşim Canan da ona: 'Elif gibi biz de keçi alalım bir sürü, onlarla yaşayalım mı' diye sormuş. Yazmina da 'Olur' demiş ve 'Elif'lerin parası var mı peki' diye yeni bir soru yöneltmiş. 'Nasıl kıyafet alıyorlar, oyuncak, dondurma alıyorlar' diye de eklemiş. Canan, 'Keçilerin peynirini satıyorlar, paraları oluyor. Ama oyuncak yerine keçilerle oynuyorlar, Heidi gibi çiçek topluyorlar' demiş, unutmasaymış develeri de ekleyebilirmiş aslında. Sonra Yazmina, kendisinin sıkıntısına dönmüş yine ve neden evde annesinin yanında kalamadığını, evde yaşayamadığını, okula gitmek zorunda olduğunu sormuş. 'Öğrenmem gerekeni hep sizden öğrendim, bana yine sen öğretirsin' demiş. Aslında aynı soruları Elif ve onun gibi diğer Sarıkeçili çocukları da sorabilir. Uygarlığımız bu sorunun yanıtını tam anlamıyla biliyor mu emin değilim. Annelik makalemizde, Mustafa Cemal bu açmazı da aralıyor bir ölçüde. Birkaç gün önceydi, Aydıncık tepelerinde kışı geçiren Sarıkeçililerin obalarına konuk oldum ve ne Elif ne de onun gibi başka bir Sarıkeçili ile konuşmayı başarabildim. Öylesine utangaç, öylesine çekingendiler. Bir tek sözcük bile söylemeye cesaret edemiyorlardı, yüzlerini yukarı bile kaldırmıyorlardı. Neydi Elif'i bu kadar ürküten? Tabii ki, bu ülke bugün var ise Yörükler yürüdüğü için var. Onların üzerindeki baskıyı Kızılderililerin durumuna benzetirseniz abartmış olmazsınız. Tam tersi Yörükleri 'uygarlaştırma' politikası ABD'dekinden daha acıklı. Çünkü orada, başka yerden gelenler yerli halkı 'uygarlaştırma'ya çalışmıştı. Burada kendi özünü yok eden, kendi kültürünü yok eden kendimiziz. Onları zorla, yok ettiğimiz dünyanın, kirlettiğimiz, her yanını zehirlediğimiz, naylonladığımız, petrole buladığımız dünyanın içine çekmek istiyoruz. Tek kültürün, tek tohumun, tek koyunun, tek tipin içine tıkmaya çalışıyoruz. Kopya kültürümüzün, kopya tohumların, kopya programların, kopya koyunların, kopya MP3'lerin, kopya sözlerin, en küçük şeyine kadar yalnızca 'çoğaltılmış aynı'nın çeşitsiz dünyasına Sarıkeçilileri de itiyoruz. Çağırmıyoruz, onlar için yaptığımız Sarı Evler'in içine itiyoruz. Kesin develerinizi ve keçilerinizi, uygarlığımıza gelin, biz sizi uygar etmesini biliriz. Sizi gidi Sarıkeçililer!
Özcan Yüksek / Mayıs 2008, sayı 182
|
|
|
 |