|
Küba'da devrim ilan edildiğinde Sierra Maestra'dan yola çıkan devrimci komutanların hiçbiri henüz Havana'ya varmamıştı. Ernesto Che Guevara (Gevara okunur) 2 Ocak 1959 gecesi kendisine bağlı birlikleri Santa Clara'da bırakarak yanında küçük bir grupla Havana'ya girdi. Bu onun 2 Aralık 1956'dan beri uğruna savaştığı devrimin başkenti Havana'yı ilk görüşüydü. Ardından 1965 baharına kadar bu şehirde ikamet edecekti. Ernesto 'Che' Guevara Havana'yı ilk kez 2 Ocak 1959'da görmüştü, Kübalılar da bu Arjantinliyi ilk kez üç yıl önce Sierra Maestra Dağları'nda görmüşlerdi. Çevresindekilere sürekli Rio de la Platalılara özgü 'hey', 'ahbap', 'birader' anlamında 'che' diye seslenirdi. Bu sesleniş, onun adı oldu: Che Guevera...
Ataları İspanya'nın Bask bölgesinden ve İrlanda'dan geliyordu. 1964 yılında kendisinden atalarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi isteyen İspanyol bir hayranına şöyle yazmıştı: 'Akraba olduğumuzu sanmıyorum ama dünyadaki herhangi bir haksızlık karşısında siz de öfkeden titriyorsanız, o zaman yoldaşız ve bu, akrabalıktan çok daha önemli.' Büyük bir gezgindi ama asla turist değildi. Onu Sierra Maestra Dağları'na, Kongo'ya ve son olarak Bolivya'ya götüren savaşçılığının altında da turistik olmayan o sınırsız gezi tutkusunun yattığı söylenebilir. İlk gezisini 21 yaşında Buenos Aires'te tıp öğrencisiyken Arjantin'in kuzeyine yapmıştı. Bisikletine monte ettiği küçük bir motorla Arjantin'in kuzeyine üç aylık bir geziydi bu. Daha sonra motorun çok iyi randıman verdiğini yazdığı mektupla beraber bir fotoğrafı dönemin gazetelerinde uzun süre reklam olarak yayımlandı. İkinci büyük gezisi 1952 yılında Latin Amerika'nın içlerine oldu. Arkadaşı Alberto Granado'yla Şili-Peru-Kolombiya-Venezüella ve hatta birkaç gün Miami'ye yaptığı bu yolculuk sekiz ay sürdü. And Dağları'nı, Machu Picchu'yu, Titiaca Gölü'nün ve Latin Amerika'nın pek çok doğal güzelliğini gördü ama yerlilerin, işçilerin, madencilerin sefil yaşamlarına da tanık oldu. O sekiz aylık gezi günlüğünün son sayfalarında şu satırlar okunur: 'Bu satırların yazarı Arjantin topraklarına yeniden ayak basarken artık ölmüştür... Büyük Amerika'mızı gezip dolaşmak beni düşündüğümden de çok değiştirdi.' Son gezisi kaderi oldu. Temmuz 1953'te Venezüella'ya arkadaşı Alberto Granado'nun yanına diye çıktığı yolculuk 6 yıl sürdü. Önce Bolivya, ardından Guatemala, Meksika ve sonra Küba'ya uzanan bir yol. Bolivya'da sefaleti, Guatemala'da Latin Amerika'nın son demokrat hükümeti olan Arbenz Hükümeti'nin CIA destekli saldırılarla yıkılışını gören Che Guevara, tam bir şeyler yapmak gerektiğini düşünürken Meksika'da Fidel Castro'yla tanışmıştı. Temmuz 1955'te ilk tanıştıkları gecenin sabahında, Che Guevara artık gerilla birliğinin sıhhiyecisiydi. 26 Kasım 1956'da Meksika'da hazırlanan 82 kişilik çekirdek kadro içinde Granma adlı yatla yedi gün süren zorlu bir yolculuğun ardından Küba'ya çıktı. Bu ilk gerilla birliği karaya çıkar çıkmaz büyük bir saldırıya uğradı, gafil avlandı. O dağınıklıkta Che Guevara hayatının en belirleyici anlarından birini yaşadı. Seçimini yaptı: 'Önümde ilaç dolu bir çanta ve bir mühimmat sandığı vardı, ikisi birlikte taşımak için çok ağırdı, beni sazlıklardan ayıran düzlüğü geçmek için yola çıkarken ilaç çantasını bırakıp mühimmat sandığını aldım.' Granma'yla Küba'ya çıkan 82 kişilik gerilla birliğinden yalnızca 12 kişi kalmıştı. 'Ne kadar tüfek var' diye sorar Fidel Castro kardeşi Raul'a. 'Beş' der Raul. 'Bende de iki tane var, hepsi yedi eder. Artık bu savaşı kazanabiliriz.' 'İyimserliği bulaşıcıydı' diyor Fidel Castro için diyaloğu aktaran yazar Paco Ignacio Taibo II. Ve gerçekten de o bulaşıcı iyimserlikleri, cesaretleri ve inançlarıyla giderek büyürler. Halk 'Barbudos'lar (sakallılar) olarak adlandırdığı gerillalara büyük destek verir. Çıkarmadan 25 ay sonra 1 Ocak 1959'da devrimi ilan ederler.
Beş yıl bekleyemedi. Dört yıl sonra, Nisan 1965'te üç arkadaşıyla birlikte gizlice Kongo'ya gitti. Sonradan katılanlarla yaklaşık 60 kişilik bir Kübalı ekip oluşturdular. Ama Kongo deneyimi başarısızlıkla sonuçlanır. Kongolular mücadeleden geri çekilme kararı alırlar. Kübalılar zor durumda kalır. Kasım 1965'te Kongo'yu terk ederler. Che için oldukça acı bir deneyimdir: 'Geri çekilmemiz tam anlamıyla bir kaçıştı, bunun başka bir açıklaması yok. İşin daha da kötüsü insanları arkamızda bıraktığımız için aldatmacaya biz de ortak olmuştuk… O geri çekilme hareketinde ne onur vardı ne de en ufak bir isyan belirtisi.' Sonrası büyük bir gizlilik içinde uzun bir Odisse yolculuğu olur: Che Guevara üç ay kadar Tanzanya'da Darüsselam'da kaldı. Daha sonra Afrika'dan Avrupa'ya geçti. 1966 yılında marttan temmuza kadar Prag'da kaldı. Temmuz 1966'da Uruguay pasaportu ve Ramon Benitez adıyla önce Viyana'ya oradan Cenevre, ardından Zürih'e, Zürih'ten Moskova'ya geçti ve oradan uçakla Havana'ya uçtu. Üç ay Küba'da kaldı, bu üç ayı Küba'nın neresinde geçirdiği hiçbir zaman tam olarak açıklanmadı. Yalnızca rivayetler var. Che 23 Ekim 1966'da Uruguaylı tarımsal araştırmalar uzmanı Ramon Benitez olarak Küba'dan ayrıldı. Üç Kasım 1966'da 13 yıl sonra yeniden Bolivya'daydı. Bolivya'daki yaklaşık 11 aylık gerilla savaşının ardından 9 Ekim 1967'de, saat 16:00'da Bolivya'nın güneyindeki La Higuera kasabasından havalanan helikopterin iniş takımlarında Ernesto Che Guevara'nın cesedi sallanıyordu. Ceset hâlâ sıcaktı. Yakınlarda Yuro Koyağı'nda yaralı olarak ele geçirilen Che, kasabanın okul binasında infaz edildi. Bolivya diktatörü Barrientos infazı gizlemek ve Che'nin çatışmada öldüğünü iddia edebilmek için ölüm tarihini 8 Ekim olarak açıkladıysa da kısa sürede 9 Ekim'de canice katledildiği ortaya çıktı. Helikopterle Vallegrande'ye götürüldü. Basına gösterilen cesedin Rembrandt'ın 'Dr. Tulp'un Anatomi Dersi' isimli tablosuyla karşılaştırılan fotoğrafı burada çekildi. Daha sonra ceset, Che'yle aynı çatışmada ölen altı arkadaşının cesediyle birlikte ortadan kayboldu. Yıllar sonra 28 Haziran 1997'de Kübalı bir araştırma grubu uzun çalışmaların ardından Che Guevara ve altı yoldaşının kalıntılarını Vallegrande'de askeri bir uçak pistinin altında buldu. Cesedin elleri yoktu. 12 Temmuz 1997'de Che Guevara ve altı yoldaşının naaşı Küba'da Santa Clara'daki Che Guevara Mozolesi'ne nakledildi. Sonuç olarak Arjantin'de mütevazı bir ailenin ağır astımlı en büyük oğlundan bahsediyoruz. Onu günlerce babasının kucağında uyumaya zorlayan, okula devam etmesini engelleyen, Arjantin ordusunda askerliğe yeterli bulunmamasına neden olacak kadar zorlu bir astım sorunu vardı. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, Che'nin ilk zaferini astıma karşı verdiği savaşta aldığını yazar: 'Astımın onun yerine karar vermesine asla izin vermedi.' Bu savaş ona yoldaşlarından da aynısını beklediği çok katı bir öz disiplin hediye etti. Galeano aynı makalesinde Kübalıların birbirlerini 'Dikkat Che geliyor!' diye uyardıklarını da ekler. Paco Ignacio Taibo II onun katı disiplininden bahsederken 'Che bile bazen Che gibi olamaz' der ironiyle. 'Söylemenin en iyi yolu yapmaktır' diyordu Küba Devrimi'nden yaklaşık yüz yıl önce yaşayan Kübalı devrimci ozan Jose Marti. Che Guevara'nın büyüsü de buradan geliyor gibi görünüyor. O hep yaparak söyledi, bu yüzden en iyi şekilde söyledi, güzel söyledi. Hayatını farklı ideolojilerden milyonlarca insanın hayranlıkla okuduğu bir sanat eserine dönüştürebilmeyi başardı. Bu onun hiç bitmeyen, sonsuzluk kadar uzun son zaferi oldu Yazı: Bülent Kale / Atlas Ekim 2007, sayı 175 “Dünyanın Asi Ruhu...40. Yıl” fotoğraf sergisi için tıklayınız. |
















