ATLAS LOGO
Eylül 2010
DOĞA
MACERA
ARKEOLOJİ
DÜNYA
KÜLTÜR
GEZİ
ATLAS'TAN
ATLAS'ÇILAR
 
FORUMLAR
* 15. YIL
* Sıfır Yok Oluş
* Ziyaretçi Defteri
* Küresel Isınma
* Ormansızlaşma!
* İnsan Gücüyle
* Sarıkeçililer Yürümeli
HAKAN öGE

Giriş yap
Kullanıcı adınız:
Şifreniz:
Üye olmak için tıklayınız

Dunya 
UYGARLIĞIN LEVHALARI-SONUN SONU
'Canlı' ölüm!

Amerika'daki intihar saldırıları, eğer ekran olmasaydı bu kadar etkili olmazdı. Terör görüntülerinin TV'lerdeki tekrarı anlamamızı mı sağlıyordu yoksa anlamsızlığı mı güçlendiriyordu? Ama bunları izleyen bizlerin, edilgen ve izleyici halimiz güçleniyordu.

Yazı: Özcan Yüksek

AP
Ölüm, "canlı" yayında geldi. Dünyanın jeopolitik levhaları birbirine bindirmeye başladı ve global ekran, yeni çatışmanın beklenen yeni coğrafyası oldu.

Körfez Savaşı "canlı" yayınlanan ilk savaştı. Zafer ya da mağlubiyet, artık toprak üzerinde değil ekranda ilan ediliyor. Yeni tip bir savaş başladı. Bu savaşa artık terör de dahil oldu ve global ekranda büyük bir zafer gösterisi yaptı. Pentagon'a ve New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine sivil uçaklarla intihar saldırısı, ekran olmasaydı bu kadar etkili olmazdı. Ekran olmasa belki saldırı bu şekilde yapılmazdı. İrasyonel zamanımızın paradokslarından biri şu ki, Üsame bin Ladin'in yaşadığı Afganistan'da televizyon ve internet yasak. Geçmişin iktidarı, modern zamanın iktidarına, gelecek zamanın coğrafyasında savaş açtı.

Her şey, televizyon izleyicisini büyülemek için yapılmış gibiydi. Baudrillard olsa şöyle derdi: Spektaküler, gerçeğin kendinden geçmesi, hiper-gerçek, transpolitik ve sonun sonu!

Teröristler, "terör" kavramıyla ifade edildiğinde yetersiz kalacak bir eylem planlamışlardı. Dünya Ticaret Merkezi'nin birinci binası, ilk uçak saldırısı sonrasında, dünya televizyonlarına "canlı" olarak gelirken, başka bir uçak yaklaştı ve ikinci binaya alevli bulutlar içinde daldı. Eylemciler bunu da hesaplamışlar mıydı acaba? O sırada bütün dünya ekranlarının açık olacağını ve ikinci jumbonun gökdelene dalışını herkesin izleyeceğini...

Amerikan Başkanı George Bush, biraz gecikmeli olarak Washington'a geri döndü ve ekrana çıktı. Bir fotoğraf direktörü ustalığıyla düzenlenmiş görüntüde, Bush uçağından tek başına indi (ya da ekran sadece onu gösteriyordu). Ve yine tek başına, geniş bir arazide, güçlü adımlar atmaya çalışarak ufka doğru yürüdü. Vakur, kendinden emin ve mağlup olmamış bir lider gibi algılanmak istiyordu.

Her tür coğrafya, bir iktidar mücadelesine sahne olur. Bu mücadele, dünyanın yörüngesine, kozmik coğrafya, siber-uzay ve televizyon ekranına yayılmıştır. Sanal coğrafyanın yaratılması zamanın ve mekânın ortadan kalkmasıdır; karalar, denizler ve hava sahası olarak coğrafyanın gerçekliğinin buharlaşması. Modernite de zaten, zamanın mekândan kopması olarak açıklanmaz mı?

Biz artık izleyiciyiz. Televizyon izleyicisi. Gösteri izleyicisi. Korkan, şaşıran, büyülenen ekran izleyicisi. Dünya ticaretinin ve global ekonominin sembolü iki kuleye uçakların gövdesiyle yapılan saldırıların görüntüleri, tekrar tekrar ekranlara getirildi. Televizyon tarihinin en "büyüleyici" görüntüleri, sayısız farklı haber, yorum ve ifadenin arkasında fon olarak ekranda tekrarlanıyordu. Amatör, profesyonel çok sayıda kameranın çektiği görüntüler, tekrarın sayısının artmasını sağladı. Tekrar, anlamamızı mı sağlıyordu yoksa anlamsızlığı mı güçlendiriyordu? Ama tekrar edilen görüntüleri izleyen bizlerin, edilgen ve izleyici halimiz güçleniyordu.

Bazı Avrupa gazeteleri, olayın başlığı olarak sadece tarih ve saat vermeyi uygun görmüşlerdi. Çok uzun bir zamandır yitirdiğimiz hatırlama erdemimizi hatırlama çabası olmalı bu.

Lewis Mumford için "saat", ürünü saniye ve dakika olan bir makinedir. Böyle bir makineyi geliştirmekle modern insan, zamanı insani olaylardan ayırmış olur. Zaman artık, matematik bakımdan ölçülebilir, art arda gelen anlar dizisinden oluşan bağımsız bir dünyadır. Bize zamanı dayatan doğanın otoritesi sarsılmıştır. Zaten gökdelenlerden ve yüksek apartmanlardan gökyüzü gözükmez haldedir. Teknolojimiz artık zamanı daha iyi ölçmemizi sağlıyor, zaman mekanikleşiyor, zaman içinde olan bitenler mekanikleşiyor, hep demez miyiz, duygular da mekanikleşiyor!

Ekranlar, duyu organlarımızın yerine geçtiğinde, görme duyumuzla
zihnimiz arasındaki ilişki de farklılaşır. Muhakeme tarzımız değişir, hatta mutasyona uğrar. William Blake bunun için demiştir ki: "Algılama organları değişirse, algılama nesneleri de değişir gibi görünür. Algılama organları kapanırsa, nesneleri de kapanır."

Ekranda yoksa gerçekte de yoktur. Ekran hakikatin sahnesidir. Körfez Savaşı'nda "ateşböceği" benzetmeleri yapılan füze uçuşmalarının ardından ölenler ekrana gelmedi. Manhattan saldırısında da ölüler gösterilmedi. İki saldırının masum kurbanları, sivil ölüler, bu sahnenin dışında tutuldu. Ekran, bir hâkimiyet savaşında, sivilin gerçek ölümüne kapalıdır. Çünkü ekran, sivil toplumun sanal ölümünün "canlı" yayınıdır.

ABD bir başka terör saldırısına misillime olarak Sudan'da bir kimya fabrikasını bombalamıştı. Bu fabrikada on binlerce sivilin öldüğünü söylüyor Noam Chomsky. Sudanlılar da sivil, ama "Öteki" siviller. Bu ölüler de ekrana gelmedi. Amerikan ambargosu altındaki Irak'ta sivillerin gıda ve ilaç sıkıntısı içinde olduğu da söyleniyor. Ama global ekranda bir şey gözükmüyor.

İlk taş balta elimizin bir uzantısıydı. Otomobil, bedenimizin bir uzantısıdır. Ekran, gözlerimizin bir uzantısı. Elektronik devreler ve "network", sinirlerimizin bir uzantısı.

Sinirsel bir uyarı, sinir tellerinde dengeleri bozarak ilerler. Elektrik kablosunda ise uyarı meydana gelince, elektronlar yörüngesinden kurtulur ve birbirinden koparak ilerler. Örneğin ben topu sana atıyorum, sen ona atıyorsun, o başkasına atıyor. Enerji birinden ötekine akıyor ve son noktada, örneğin lamba yanıyor. Sinir sistemimizde ise kolumuza iğne batırdığımızda, sinir telleri bu uyarıyı beyine taşır, ama acıyı beyinde değil yine kolumuzda hissederiz. Acıyı yerinde hissederiz.

"Tüfek icat oldu mertlik bozuldu" demişti Köroğlu. Mert olmayan bir zaman yaşıyoruz. Hakikat mert değil. Saldırganlar mert değil. Tüfek, katili kurbanından uzak tutmuştu. Öldürmenin vicdani engeli aşıldı. Makineli tüfek, öldürmenin niceliğini çoğalttı. Çok öldürmenin vicdani engeli aşıldı. Elektronik savaş, düşmanı artık hiç göstermiyordu. Ölecek olan gözükmüyordu, ölen gözükmüyordu. Bir düğme, vektörel bir çizgi, ekranda ışıklı uçuşmalar, o kadar! Ne çıplak gözle ne de mekanik gözle gözüken ölüm, vicdanla ilişkisini kesmişti.

Ölümün ve şiddetin video oyununda; makine bizim mi kontrolümüzde, yoksa bu oyunu makinenin bizzat kendisi bizimle mi oynuyor?

...
EDİTÖRÜN NOTU
Atlas, okurlarını tıpkı Hasankeyf, tıpkı Türkiye'nin dereleri, ırmakları söz konusu olduğunda yaptığı gibi, İstanbul'a sahip çıkmaya çağırıyor. Atlas ekim ayının başında Mimar Sinan Üniversitesi'nde okurlarını İstanbul S.O.S girişimiyle buluşturuyor.
FOTOĞRAF SERGİSİ
Route 66
ABONELİK
HASANKEYF'E SADAKAT
Sıfır Yokoluş Gezileri
[ DOĞA | MACERA | ARKEOLOJİ | FOTOĞRAF | KÜLTÜR | GEZİ | DERGİ ]
[ ATLAS'LAR | ATLAS'TAN | ATLAS'ÇILAR | TÜRKİYE HAR. | ANA SAYFA ]
 
[ Gizlilik Politikamız | Bize Ulaşın | Künye ]
[ İş Fırsatları | Dergi Abonelik ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.