Anasayfa    Doğa&Coğrafya       Küçük Menderes Deltası

Küçük Menderes Deltası

Dürbünlerimize sıkıca sarılmış, gölün üzerinde süzülen kuşu tanımaya çalışıyorduk. Bir martı, ama acaba hangisi? Ah, biraz daha yaklaşsa! Sazlıkların sarmaladığı göl, yaz güneşinin altında öğle uykusuna yatmıştı. Gölün diğer yakasındaki kayık, kuş gözlediğimiz tepenin eteklerindeki sazlıklara yaklaşıp ağ atmamış ve gürültüden ürken sazlıklar kanatlanmamıştı daha. "Geliyor" dedi arkadaşım, gölün aynasında kendisini seyredercesine süzülen martı yaklaşırken. Kanadının üzerindeki siyah zikzak belirginleşiyor, başının üzerindeki, boynunun arkasındaki ve kuyruğunun ucundaki siyahlıklar seçiliyordu. Bildiğimiz martılardan değildi bu. Gruptaki üç arkadaşım dürbünlerine sıkıca yapışmış, süzülen bir çift kanadı takip ederlerken dürbünümü indirip doğruldum. Bir ses geliyordu. Onu takip ederek tepeye çıktım.
Dünyayı doğuran toprakların henüz denizi yutmadığı uzak zamanlarda da insanların gözbebeğiydi bu coğrafya. Biyolojik ve kültürel çeşitlilik hiç terk etmedi bu küçük deltayı ve çevresindeki aydınlık coğrafyayı. Bu toprakların gizemli çekiciliğinin kaynağı, deltaya can veren, onun varlık sebebi olan Küçük Menderes Nehri'dir. Ama bugün ölüm taşıyor deltasına. Neredeyse havzanın açık kanalizasyonu olmuş. Oysa delta irili ufaklı birçok göl ve bataklığı barındırıyor ve biyolojik çeşitlilik açısından da çok zengin. Göç sırasında burada konaklayan küçük karabataklar sayesinde de "Önemli Kuş Alanı" olarak kabul ediliyor.
İzmir-Aydın otoyolundan çıkıp Keçi Kalesi'nin tuttuğu boğazı geçince, lir sesinin kuş seslerine karışmaya başladığını duydum. Antikçağın Kaystros Irmağı söğütlerin eşliğinde akıyordu sağımızdan; henüz çiçeklenmemişti ovayı süsleyen şeftali ağaçları. Herakleitos oradaydı. Yanına gittim. Birkaç metre ilerisinde ateş yakmış, yüzü ırmağa dönük oturmuş, düşünüyordu. "Merhaba" dedim, yanıt alamadım; başını çevirip baktı sadece. Sabahın erken saatinde burada ne aradığını sordum, "Kendimi arıyorum" dedi gözlerini sudan ayırmadan. Rulo halinde garip bir kâğıt duruyordu yanında, başlığını okuyabildim sadece "Doğa Üzerine". Suya gömülü bakışları ateşe yöneliyordu ara sıra. "Hoşçakal" deyip ayrılırken, "her şey akar" dedi kısık bir sesle ve suya bakmayı sürdürerek.

Deltada Küçük Menderes Nehri üzerinden denize bağlanan, sazlarla çevrili iki göl var. Barutçu Gölü'nün kıyısında zeytinciler, ağaçları uzun çubuklarla döverek, zeytin düşürüyorlar.
Belevi Boğazı'ndan sonra başlayan delta, Küçük Menderes Nehri'nin, antikçağda Kaystros diye anılan körfezi alüvyonlarıyla doldurmasıyla oluştu. Körfezin içinde yer alan küçük koylar, sürecin sonunda göle dönüştü. Birbirlerinden tepelerle ayrılan bu göllerden iki tanesi günümüze ulaşabildi: Barutçu ve Gebekirse gölleri. Deltayı kuzeyden kuşatan dağların ovaya uzanmış girintili çıkıntılı yamaçları arasında sıkışan bu göller, hem insanlar hem de kuşlar için birer huzur adaları. Kuş zengini bu iki gölün sessizliğini kurbağaların senfonisi deliyor sadece.
Arapçı Tepesi, yalnızca bu iki gölün değil, deltanın da ayaklar altına serildiği, zamanın durduğu bir yer. Hayal gücü geniş olanlar, zeytinlerin gölgesine uzanıp Kaystros Körfezi'ne giren gemileri seyrederler bu tepeden.

Yakınındaki gölle aynı adı taşıyan Barutçu, geçmişi çok eskiye gitmeyen bir Yörük köyü. Karatekeli aşiretine mensup atalarının, dağın yukarı kesimlerinde kalan eski köye 1860'larda yerleştiğini anlatıyor muhtar. Yerleşik hayata alışamayan Yörükler ise ?am'a kaçmış. Deltaya ise 1957'de yerleşmişler. Muhtarı dinlerken lir sesinin geldiği tepelerden alamıyorum gözlerimi.
Mezarlık ise köyden daha eski. Yazısız kayrak taşlarından çok sayıda mezar taşının yanında, Osmanlıca yazılı olanlar da dikkat çekiyor. Birinde Hicri 1190 (Miladi 1775-1776) tarihini okudum. Karatekeli Yörükleri, önce mezarlıklarını kurmuşlar anlaşılan, sonra köylerini.
Çiftçilik ve balıkçılıkla geçiniyorlar. Tüm Küçük Menderes Deltası'nda olduğu gibi Barutçu'da da pamuk, şeftali, mandalina ve zeytin yetiştiriliyor. Su ürünleri kooperatifinin iki kayığı var. Gölden kefal, sazan ve levrek avlıyorlar. Yavru levreklerin bahar aylarında denizden göle girdiğini ve orada büyüdüğünü anlattı balıkçılar.

Gebekirse, deltadaki iki büyük gölden biri. Göçleri esnasında küçük karabatakların (Phalacrocorax pygmeus) burada konaklamaları, göle 1994 yılında Yaban Hayatı Koruma Sahası statüsünü kazandırmış. Suyu az tuzlu gölde balıkçılık da yapılıyor.
Deltada denize en yakın yerleşim Zeytinköy, suları denizden tuz kapan Gebekirse Gölü'nün yakınında. Gebe Kilise olarak da bilinen gölde bir de balık çiftliği var. Göl balıklarına çipura da eklenmiş bu çiftlik sayesinde. Göle adını veren kilise günümüze yetişemese de, gölün çevresindeki tarlalarda beşinci ve altıncı yüzyıla kadar tarihlenebilen seramik, tuğla ve kiremit parçaları kalmış.
Sırtını zeytinliklere veren köyün sakinleri, Barutçu gibi saf Yörük değil. "Burası çorba" dedi, kahvede konuştuğum vatandaş, ıstakadan aldığı taşı masaya atarken. Başka bir gün başka bir kahvede 77 yaşındaki Ali Kaybal ile karşılaştım. Okul yüzü görmemişti. "Toprak defterim, şahadet parmağım kalemimdi" diyor "topraktan öğrenip kitapsız bilen" şair. Ceketinin iç cebinden çıkardığı kâğıtlardan şiirlerini okudu gururla. "Benim köyüm Selçuk'un batısı/ Beton değildir evimin çatısı/ Hilal ay gibi ince uzun yerleşim yapısı/ Yarısının yoktur penceresi kapısı."
Karatekeli aşiretinden Adem Koru, Zeytinköy'ün yaslandığı dağlarda kurulmuş bir kıl çadıra, babasının çadırına götürdü bizi. Zeytinköy'den 14 kilometre uzaklıkta, yörüklerin ancak traktörle ulaşabildikleri çadıra, kızılçam, meşe ve menengiçlerin içinden geçerek vardık.
Ormanın içindeki açıklıkta kurulmuş çadırların önünde Adem'in annesi ve babası karşıladı bizi; çoban köpekleri biraz ötede, tetikteler.
Düzlükte iki çadır kuruluydu, birisi naylon, diğeri kıl. Cüneyt Oğuztüzün, böyle kıl çadırların doğuda bile artık zor görüldüğünü söyledi. İlk kez bu kış naylon çadırı kullandıklarını öğrendim. Naylon çadır daha sıcak olduğundan, mutfak olmak düşmüş kıl çadırın kısmetine.
Yedi yüz baş keçisi olduğunu söyledi Ahmet Koru. Gittiğimizde sadece oğlaklar oradaydı ve bir de birkaç saat önce doğduğunu öğrendiğimiz yavruyu yalayan çiçeği burnunda bir anne.
Konar göçerliğin yakın tarihini dinledik 61 yaşındaki Ahmet Amca'dan. Bir zamanlar Karatekeli, Sarıtekeli ve Buhran aşiretlerinin yayıldığı dağlarda artık 15-20 göçer aile yaşatıyor bu kültürü. Develerle 1970'lere kadar Afyon'a, Sultan Dağları'na göçüldüğünü, sonra Sultan Dağları'nın yerini Ödemiş Bozdağ'ın aldığını söyledi. Kısa bir dönem Gördes'e gitmişler 1980'lerin başında, 1983'ten beri de deltanın etrafındaki dağlarda yaşıyorlarmış. Muhtarlığa ödedikleri kira karşılığında kışı geçiriyorlar burada, Menderes İlçesi'nin Ahmetbeyli köyüne bağlı Kocabucak mevkiinde. Yaz aylarında orman yangını riski nedeniyle deltaya, deniz kenarına kuruyorlar kıl çadırı, keçiler sazlarla besleniyor. Kasımda ise tekrar çıkıyorlar, mayısa kadar kalacakları dağa. Yazı daha yüksek yaylalarda geçirmek yerine deniz kıyısına inilmesine ilk kez tanık oluyorum.
Günbatımına doğru otlaktan gelecek sürüyü beklerken yakınlardaki başka bir çadıra götürdü beni Adem. Toprak zemindeki odun ateşinde bir çaydanlığın kaynadığı, antenli çadıra konuk olduk. Küçük televizyonda bir kadın lir çalıyordu.

Ephesos'taki Celsus Kitaplığı'nın ön cephe kolonlarında devrinin en güzel örneklerinden dört kadın heykeli yer alıyor. Nişlerde bulunan heykeller yazıtlara göre; akıl, kader, ilim ve erdem öğelerini sembolize ediyor
Çadırın gençleri yaşamlarından memnun görünüyorlardı. Hasan Bey, köyde hayvan otlatacak yer bulamamalarından, kurtlardan ve hırsızlardan şikâyet etti. Sürüye inen kurtlar bu yıl artmıştı, kışın sert geçmesinden olsa gerek. Hayvan hırsızları ise kurtlar gibi kanaatkâr değildi, bir gecede 100-150 keçiyi eksiltiyorlarmış. Hırsızlıkların göçle birlikte arttığını, jandarma trafik ekiplerince tesadüfen durdurulan bir araçtakilerden başka yakalanan olmadığını, birkaç yıl önce üç köpekle kıstırılıp yakalanan bir hırsızın ise delil yetersizliğinden serbest bırakıldığını dinledim. Güneş yavaş yavaş alçalırken, Kuşadası'nı 450 metre yüksekten seyreden çadırdakilerle vedalaştık.


Jan 17 2011 10:43AM

Yazı: ALPAY TIRIL
Fotoğraflar: CÜNEYT OĞUZTÜZÜN


1 2
 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

Abdullah Hoca'dan HES'çilere Yaşam Dersleri
Buradaki meyveleri kuşlar, sincaplar yiyor. Satarsam o ağaçl...
Salep Boğazımızdan Geçer mi?
Yöresel salep kültürümüzü yaşatalım derken farkında olmadan ...
"Bilmediğimiz Ülke Suriye" Fotoğraf Gösterimi
2 Şubat 2012 perşembe günü saat 19:00'da DOĞADER'de
Gebiz’de taşocağı isyanı!
Köylüler taş ocağının bir an önce kapatılmasını talep ettile...
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Hayvanların Keyif Dünyası

Ahtapotlar, kaplumbağalar, hatta timsahlar bile oyun oynuyor. Araştırmalar hayvanların his dünyasına ışık tutuyor; kişilikleri olduğunu gösteriyor.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Japonya'da Fukişima bölgesindeki nükleer felaketin nükleer enerji politikalarına etkisi sizce nasıl olacak?