|
Yazı: Gökmen Yalçın
Devletin ve anayasanın güvencesinde olan bu alanlar, yasadışı yapılaşma patlamalarının altında ezildi. 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu yasadışı süreci bir an önce durdurmak ve uzun vadeli çözümler üretmek yerine, olan biten kıyımı yasallaştırmak ve daha da fazla doğal alan tahribine olanak tanımak yoluna gidiyor. Verilen mesajlar hazineye ait doğal alanların bir an önce yok edilmesine yönelik. Satılmalı, kullanıma açılmalı, özelleştirilmeli! Bu mesajlar aslında yeni sayılmaz. Hatta yeni mesajların eskilerini sistemli bir şekilde izlediği bile öne sürülebilir. Bu girişimleri gerçek anlamda ilk tetikleyen ormanlar üzerindeki baskılar oldu. Özel orman sahipliği statüsü ve 2b maddesi oldukça büyük hasarlar vermekle ünlendi. Öte yandan, en az ormanların imara açılması kadar eski bir uygulama olan imar ıslah planları kentsel yerleşimlerde göze çarpmaya başladı. Bu planlar, yasal yerleşim planına uymayan tutumları affetti ve hatta bunları asıl planın bir parçası haline getirdi. Devlet, yerinde ve planlı girişimlere kaynak aktarmak yerine gecekonduların, kaçak girişimlerin peşinde, onların çizdiği kurallar doğrultusunda hareket etmeye başladı. Bu nedenle Türkiye'de şehirleşme ucu kaçmış bir plansızlık dönemine girdi. Kırsal ve kentsel alanlarda etkili olan bu iki yol, yani orman alanlarının elden çıkarılması ve imar ıslah planları, hem ormanlar hem de kentsel alanlar üzerinde sanal bir rant üretti. Bu rant büyüdükçe daha da artan talepler, geçtiğimiz hükümet döneminde hazine arazilerinin satışa çıkartılmasıyla tekrar gündemimize taşındı. Bu süreçte, kıyıma uğramış alanlar ekonomiye sözde geri kazandırılacak ve kontrol altına alınacaktı. Hazine arazileri satışında, ne ileri sürülen miktarlara ulaşıldı ne de durum kontrol edilebildi. Satılacak arazinin niceliği ve gerçek satış bedeli belli olmadığından ve bu işlemleri hukuka uygun, planlı bir şekilde gerçekleştirecek kurumsal altyapı bulunmadığından öngörülen sistem işlemedi. Bugün 59. Hükümet, daha da fazla yasal değişiklik yaparak kamu yararına işlev gören doğal alanları özel kişi ve kurumların sınırsız faydalanmasına sunmak istiyor. Hükümet, bu gerekçelerle geçtiğimiz yılın sonunda anayasada ve diğer ilgili yasalarda çok ciddi değişiklikler yapmak üzere düğmeye bastı. Anayasada yapılacak düzenlemelere paralel bir yasama süreci içinde hazırlanan bir çerçeve kanun tasarısı ile ülke çapında yatırım ortamının iyileştirilmesi, yabancı yatırımların teşvik edilmesi amaçlanıyor ve bu amaçla doğal alanları koruyan bir dizi yasa, değişikliğe uğratılmak isteniyor. Tasarıyla ormanların satışı ile doğal sit alanlarının imara açılması sistemli bir şekilde planlanıyor. Çerçeve yasa tasarısının kıyılarla ilgili hükümleri ise doğrudan 59. Hükümet'in kamu yönetimi reform paketinde yer alan yerel otonomi kararları ile ilgili. Çerçeve tasarıda ülkemizde kıyı kaynaklarının korunmasında çok önemli bir yer tutan taş, çakıl, kum ve toprak ocaklarını kiralama yetkisinin Maliye Bakanlığı'ndan alınarak mücavir alan sınırları içinde belediyelere, dışında ise il özel idarelerin devredilmesi öngörülüyor. Yönetim reformları ile doğal alanları koruma yetkilerinin yerel otoritelere devredilmesi, doğal kaynakların tüketilmesini nasıl engelleyecek? Bunun yanı sıra, hem korunan alanlarının hem de henüz koruma altında olmayan diğer doğal değerlerin yok edilmesine olanak tanıyacak Maden Yasa Tasarısı bulunuyor. Yürürlükte olan 3213 Sayılı Maden Kanunu'nun bazı maddelerinde yapılan değişiklikler doğrudan doğal kaynakların kaybına neden olacak. Tasarı ile bir yandan üretim yapılmadan yürütülecek tüm arama faaliyetlerini ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) kapsamından çıkarılırken, öte yandan sit alanlarında, milli parklarda ve ormanlarda maden arama faaliyetlerine imkân tanınıyor.
Özel Mülkiyet ve Sit Alanları Özel arazisi sit alanı ilan edilen kimseler, bir kamulaştırma bedeli ya da devletin hazinesinden devredilen bir arazinin sahibi olma hakkını kazanırlar. Hazine, sit alanları içinde kalan arazilere karşılık yer tahsis edemeyince, 1998'den itibaren bu şahıslara, hazine arazilerinde hak sahibi olduklarını belgeleyen ve sayıları bugün 2 bin 648'e ulaşan sertifikalar dağıtmıştır. Fakat sertifikalar, kamulaştırılan arazinin değerini belirtmemekte ve birçok aracı da bu durumdan faydalanmaktadır. Aracılar, köylüler ve yerel belediyelerle anlaşarak arazilerin değerini normalinden yüzlerce kat fazla göstererek devleti dolandırmaktadırlar. Bu kişilerin yörenin önde gelen, çok sayıda tanıdığa sahip kimseler ya da tümüyle fırsatçılar olduğunu tahmin etmek zor değildir. Sit alanlarının satışı, mağduriyetin önüne geçmek yerine, pek çok aracının haksız kazanç sağlamasını daha da kolaylaştıracaktır. Bugün, salt satış söylentisi dahi, bu sertifikaların onlarca katına çıkmasına, hızla el değiştirmesine ve söz konusu arazilerin değerinin kat kat artmasına neden olmaktadır. Geçmişte Orman Kanunu'na eklenen `özel orman maddesi' de ormanlardaki özel sahiplik haklarını korumayı hedeflemişti. Yasada yapılaşmaya yüzde altı oranında izin veriliyordu. Görünüşte küçük olan bu yapılaşma oranı, kanundaki boşluklardan yararlanılarak, alanların neredeyse tamamının beton olmasına neden oldu. Bir orman alanını parsellere bölüp, her parsele bir konut yapılınca yüzde altılık konut izni çiğnenmiyordu. Fakat, her konut arasına yapılan yollar, bahçeler, havuzlar, tenis kortları ve golf sahaları ile ormanlar yok edildi!
Kaçak Yapılaşma
Hükümet tarafından öne sürülen açıklamalardan bir diğeri, orman alanlarımızın gecekondu ve kaçak yapılarla işgal edilmiş olmasıdır. Geri döndürülmesi imkânsız bu alanların bedelini hazineye katmak öngörülmektedir. Başka bir deyişle, özellikle İstanbul'da ormanlara ve su havzalarına yerleşmiş gecekondulardan hesap sorulmakta ve üzerinde oturdukları orman arazileri onlara satılarak cezalandırılmaktadır. Ancak bu alanlar kamu hizmeti almak için yeterli altyapıyı barındırmayan, dolayısıyla yakın zamanda hiçbir hizmete erişemeyecek alanlardır. Hem bugünün hem de geleceğin sağlıksız ve sorunlu yaşam alanları olarak ortaya çıkacaklardır. Bu nedenle ortaya atılan öneri gecekondu sorununa köklü bir çözüm üretmekten çok, seçimler için yapılan alışılagelmiş kısa vadeli bir yatırımdır. Sistemli bir şekilde planlanmadan yürütülen pek çok projede olduğu gibi, bu girişimin de en çok aracı kişiler için ciddi bir rant kaynağı oluşturacağı tahmin edilmektedir. Öte yandan, öngörülen yasa değişikliği doğal yaşam açısından önemini yitirmemiş pek çok başka alanı da kapsamaktadır. Söz konusu değişim yapıldığında, nadir bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı makilik ve fundalık alanlar da elden çıkarılacaktır.
"Bozuk Ormanlar"
Bugün doğal sit alanı statüsüyle korunan alanların veya bazı orman alanlarının bir kısmının doğal niteliğini kaybettiği bir gerçektir. Ancak bu alanların çok büyük kısmı ağaçlarla kaplı olmasa da doğal yaşam açısından büyük öneme sahiptir. Özellikle, `bozuk orman' olarak kabul edilen makilik alanlar ve fundalıklar, sadece Türkiye'de yaşayan endemik bitkiler ve nadir hayvan türleri açısından son derece zengindir. WWF-Türkiye'nin hazırladığı Türkiye'nin Önemli Bitki Alanları envaterine göre makilik alanlar ve fundalıklar, nesli tehlike altında olan endemik bitkiler açısından en önemli doğal yaşam ortamlarından biridir. Bu nedenle maki ve fundalıklar Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle korunmaktadır.
Madenciliği Teşvik
Ülkemizde madencilik sektörü geri kalmıştır. Bu nedenle, korunan alanlar dahil olmak üzere izin sorunlarını ortadan kaldırmak, yatırım ortamını iyileştirmek ve yabancı sermayeyi teşvik etmek istenmektedir. Başka bir deyişle Hükümet, madencilik sektörünün gelişmemesini Türkiye'nin korunan alanlarına bağlamaktadır. Madencilik faaliyetlerinin çok sayıda alanın doğal sit, milli park, tabiatı koruma alanı, mera ve benzeri statüye sahip olması ve bu alanlarda arama yapmaya izin verilmemesi nedeniyle geri kaldığı vurgulanmaktadır. Öne sürülen yasa tasarısı ile Kelebekler Vadisi, Uludağ Milli Parkı veya Amanos Dağları gibi sayısız doğal alanın kaderini saptama hakkı sınırsız olarak madencilere verilmektedir. Oysa, eğer amaç bu sektörün gelişmesi ise, tek çözüm sınırsız arama imkânı olamaz. Hangi pazara, nasıl bir maliyetle, ne miktarda ve hangi maden belirlenmeden böylesi ilgisiz bir konuyu sebep olarak öne sürmek, doğal alanların ve canlıların varlığına kastetmekten öte bir anlam taşımamaktadır
Türkiye'nin Önemli Bitki Alanları
|

















