Haliç'ten, Çengelköy'den, Sarıyer'den ya da Adalar'dan günün hemen hersaati suya fırlatılan yüzlerce olta. Kimi, insanın önce ihtiyaçlabaşlayan sonraları bir başarı da saydığı en eski geleneği 'bir canlıyakalamayı', kimi hala yaşamak için avlanmayı umanların ellerininarasında. Ancak pek de masum bir denize sahip olmayan İstanbulBoğazı'nda balıkçılık oldukça zahmetli, emek ve sabır isteyen bir iş.Gün geçtikçe değişen teknolojiden yararlananlarla, geleneksel yöntemlerikullananlar arasında bozulması zor bir eşitlik var: Denize çıkınca neolacağını hâlâ kimse bilmiyor.  |
İstanbul Boğazı, Kireçburnu önlerinde coşkulu bir faaliyet var. Gırgır tekneleri, Karadeniz'den Marmara'ya sürüler halinde geçen balıkları kıstırmaya çalışıyor. Balıkçıların 'voli' dediği iş yapılıyor. Atılan ağlar çekiliyor, yakalanan balıklar yedek motorlarla Kumkapı'daki hale gönderiliyor. |
İstanbul'un balıkçılıktaki önemi, lüfer, palamut gibi ekonomik değeriyüksek gezginci balık türlerinin periyodik seyirleri sırasında, üremekiçin Karadeniz'e gidiş gelişlerinde Boğaz'dan geçmelerindenkaynaklanıyor. Kumpakı Su Ürünleri Hali'nde yapılan açık arttırma usulüsatışlardaki fiyatlar, tüm illere yansıyor ve İstanbul'un bu konudakiönemini pekiştiriyor.
İstanbul Boğazı'nda Sarıyer ve Beykozilçelerinin yanı sıra, Karadeniz sahilindeki Şile yoğun bir balıkçınüfusuna sahip. Rumelikavağı, Rumelifeneri, Anadolufeneri, Garipçe vePoyrazköy İstanbul'un tipik balıkçı köylerinden. Kumkapı'dan Silivri'ye,Kadıköy'den Tuzla'ya kadarki sahil şeritlerinde onlarca barınak,balıkçıların üssü durumunda. Gırgır takımı adı verilen büyükbalıkçıların yanı sıra, binlerce ağ ve olta balıkçısı da Menekşe, Göksu,Riva dereleri, Kurbağalıdere ile Boğazın diğer irili ufaklı koylarındabulunup yakın çevrelerinde avlanmayı tercih ediyor.
Gezginci balıktürlerinin sürüler halinde Karadeniz'e geçişleri ve dönüşleri aylarsüren bir zaman diliminde gerçekleşiyor. Boğazın hemen tüm balıkçıları,bu sürülerin peşine düşüyor. Ancak avlanan balık miktarı her geçen yılazalıyor, fiyatlar genellikle bu nedenle zaman zaman astronomikrakamlara çıkıyor.
Boğaz'da Yeni Balıkçılık
Oysa yerlisinden gezgincisine her tür balığın yaşadığı İstanbul Boğazıile Marmara, 30 yıl öncesine kadar doğal bir akvaryum niteliğitaşıyordu. Lüfer, palamut, uskumru, kolyoz, karagöz, işkina, levrek,çinekop, sinarit, barbunya, pisi, dülger, kılıç ve orkinos gibi farklıcins balıklar, ıstakoz, böcek, karides gibi deniz canlıları için Boğazve Marmara uygun bir yaşama alanıydı.
 |
İstanbul sularında bilinçsiz avlanma sonucu yok edilen balıklardan biri de kalkan. Balıkçılar artık kalkanbalığını sadece Karadeniz'de uluslararası sularda avlayabiliyorlar. Ancak, uluslararası sularda avlanmak kolay değil ve pek çok riski beraberinde getiriyor. |
O dönemde pamuk ipliğinden yapılan ağlarlaavlanan balıkçıların ahşap teknelerinin boyu 20 metreyi geçmiyor, motorgüçleri ise ancak iki yüz beygiri buluyordu. Ay doğmadan önce vebattıktan sonraki zaman diliminde yani 'Ay karanlığı'nda denizeaçılıyorlardı. Teknelerinin burun kısımlarına uzanıyor, küpeşteden başaşağı sarkıyorlardı. Gündüz ve açık mehtaplı gecelerde dağınık olarakdolaşan balıkların, zifiri karanlıkta bir araya gelip oluşturdukları'yakamozları' görmek için pür dikkat bekliyorlardı. Balıkçı motorunungürültüsü veya gözcü tayfaların ara sıra yakıp söndürdüğü el feneriışığından ürken balık sürüleri harekete geçince ay karanlığında bir ışıkseli oluşturup kendilerini ele veriyorlardı.
Balıkçıların 'denizindibi bir anda yoğurt gibi bembeyaz oldu' dedikleri o andan sonra, birtaraftan ağ atılıyor bir taraftan da 'inşallah lüfer değildir' duasıediliyordu. Ağlar çekilirken içeride kalan balığın lüfer olduğuanlaşılırsa hemen iki yaka tekrar açılıp sürünün çıkıp gitmesisağlanıyordu.
Son derece yırtıcı bir balık olan lüfer, pamukipliğinden yapılan ağları adeta yer, birkaç dakika içinde paramparçaederek çekip gidebilirdi. İstanbul Boğazı'ndaki bu ilkel ancak denizcanlılarına en az zarar veren dengeli balıkçılık 1970'lerin başındayayınlanan 1380 sayılı 'Su Ürünleri Sirküleri' ile sona erdi.Balıkçılara açık deniz balıkçılığı adı altında krediler açıldı,ithalatta gümrük muafiyeti olmak üzere çeşitli kolaylıklar sağlandı. Çokgüçlü motorlar, boyları 40 metre civarındaki sac tekneler, balık bulucucihazlar ve naylon ağlarla donatılan gırgır takımlarının birer ikişerdenize açılmasıyla balıkçılığımız çağ atlayarak ilkel balıkçılıktanelektronik balıkçılığa geçti ve modernize oldu. Bu yeniliklerle de insanbir ölçüde hükmen galip duruma geldi.
Her Gün Tonlarca Balık Denize Döküldü
Balıkçıların modern balıkçılığa geçişlerinden sonra ilk yıllar Boğaz'ınve bağlantısı Marmara ile Karadeniz'in bakir sularında avlanan miktar okadar fazlaydı ki, satılamayan tonlarca balık her gün Azapkapı'dakiHal'den denize dökülür oldu. Gerekli önlemler alınmadan ellerinetutuşturulan kredilerle modernleşip çağ atlayan balıkçılar, yaptıklarıbilinçsiz avla gün geçtikçe tükenişin zeminini oluşturdular. Önceuskumru, ardından kılıç, levrek, sinarit, barbunya gibi balık türleriortadan kayboldu.
Deneyimli olta balıkçılarının 'Onlar bizim bekçiköpeklerimizdi!' dedikleri orkinos balıkları da 80'li yılların ortasındayok oldu.
Bugün 78 yaşındaki İstanbul Boğazı'nın efsane oltacısıİrfan Yürür, balıkçılığa ilkokula başladığı yıl heveslendi. İrfan Reis,Boğaz'a ilk savurduğu oltayı, 1930'lu yılların başında at arabalarınınçoğunlukta olduğu Sirkeci'de kendi elleriyle yaptı. Atlarınkuyruklarından kopardığı kılları bükerek yaptığı oltasıyla vapuriskelesinde tuttuğu istavriti, ardından da babasından yediği dayağıunutmadığını anlattı. 'İskelenin üzerinde yakaladığım istavrite hayranhayran bakarak, ‘Hey babam hey!' dedim, sonra zaferimi görenvar mı diye kafamı kaldırıp baktım, babam elinde sopayla koşar adımgeliyordu.' İrfan Reis, yediği dayaktan sonra balıkçılığa daha büyük birtutkuyla sarıldığını söyledi. 'O yıllarda arabacılarla tam bir savaşhali yaşıyorduk. Onlar kovalıyor biz kaçıyorduk. Sirkeci, Eminönü kazan,biz kepçeydik. Bazı arkadaşlarım da atlardan yedikleri çiftelerle sakatkaldılar.'
 |
| Ilık, güneşli bir sonbahar günü… Marmara ve Karadeniz'de fırtına var; Boğaz ise sütliman. Balıkçıların deyimiyle 'karıncalar su içiyor.' Gırgır takımları Kireçburnu önlerinde 'çorba parası'nı çıkarmak için voli yapıyor. Onların bu hummalı çabası, kıyıdakiler için güzel bir seyirlik |
 |
| Yorucu bir gecenin ardından güneşin doğuşuyla birlikte Kumkapı'ya dönüş. Peşlerindeki yüzlerce martıyla ve istavrit yüklü olarak dönen teknelerde yaşam gece gündüz durmaksızın sürüyor |