Yazı: Erdem Kabadayı
Şubat ayının dokuzuncu gününde yüzlerce sporcu Tierra del Fuego'da, Ateş Toprakları'nda sabah güneşiyle yarışmaya başlayacak. Kayalık arazide koşacaklar, dağlarda pedal çevirecekler, akarsuları kanolarla geçecekler, taş duvarları aşacaklar, patenle kayacaklar. Bedenlerini sürekli yeni bir sporun disiplinine hizmet etmesi için zorlayacaklar. Macera yarışı, sporcusundan bunu talep ediyor.
Bazı sporcular içinse her şey bu kadar 'kolay' değil. Çoklu sporları icra edenler arka arkaya koşmak, yüzmek, çevirmek, atlamak ve atmak zorundadır. 'Komple atlet'ler tarafından olimpik bir şekilde icra edilen pentatlon ve dekatlon kısa süreli, patlamalara dayalı branşları bünyesinde barındırırken, triatlon dayanıklılık esasına dayanır. Doğada yapılan macera sporu ise çoklu sporları bir adım öteye taşıyor, insanı tabiatta var olmaya zorluyor.
Katılımcılar arasında bir de Türk takımı bulunuyor. İsmini 2003'te alan Team Touareg Turk üyelerinin hepsinin milli forma giyme tecrübesi bulunuyor. Utkuer Yaşar triatlon, Faruk Kar maraton dallarında uzmanlar. Ekibin tek kadın üyesi Bakiye Duran ise Türkiye'nin ilk ultra maratoncusu olma özelliğini taşıyor. Takımın kurucusu Ali Rıza Bilal de Türkiye'yi olimpiyatlarda temsil etmiş yeg‚ ne kürekçi. 'İşin sırrı, aslında hiçbir sırrı olmamasıdır' diyen Utkuer Yaşar, bir insanın yeterli dayanıklılığı varsa bunu herhangi bir branşa transfer edebileceğini söylüyor. Ona göre başarının anahtarı kaslara ne yapacaklarını öğretmekten geçiyor. 'Sporda zıt ya da ters kas diye bir şey yoktur. Vücuttaki bütün kaslar aynı prensiple çalışan, çizgili kaslardır; yeter ki onlara yapmak istediğiniz spora göre çalışmayı öğretin.'
Utkuer Yaşar 'ters kas yoktur' dese de kasların çalışma alışkanlıkları olduğu gerçeğinin altını çiziyor. 'Antrenman biliminin en önemli prensibi kası sürekli şaşırtmaktır. Kas eğer sürekli aynı yönde, tek tip antrenman yaparsa bu durum zamanla beden tarafından kanıksanır, kasın gelişmesi durur. Bunu aşmak için ya antrenman dozajı artırılmalı ya da tipi değiştirilmeli.' Bu sorun antrenman dozajı artırılarak ya da tipi değiştirilerek aşılabilir. Düzenli çalışmayla sporcunun bedeninin fizyolojik parametrelerinde gelişmeler yaşanır. Sürekli uzun mesafe antrenmanı yapan kişinin oksijeni kullanma kapasitesi artar, kas lifi oranlarında olumlu yönde değişiklikler gerçekleşir. Tüm bunların sonucunda kaslar gelişir, bedenin dayanıklılığı artar. Yeterli dayanıklılığı sağlayan sporcu kaslarını eğittiyse farklı branşları rahatlıkla icra edebilir. Bu durum bir macera yarışı sırasında sporcunun sıkılmamasını, yarışa tutunmasını ve kas gruplarının aktif dinlenme yapmasını sağlıyor. Örneğin 20 kilometre koşan sporcunun yorulan bacakları, sıra kürek çekmeye gelince dinlenmeye çekiliyor. Çalışma sırası artık bel ve kollarda. Bu arada hiç durmadan, aynı performansta çalışan tek bir organ vardır: Kalp. 'Antrenman kalbe yaptırılır. Kalp güçlüyse, sporcunun gücü de sonsuzdur. Sporcu eğer eklem ya da kaslarında bir sakatlık yaşamazsa sonsuz sürede koşabilir' diyen Utkuer Yaşar, bir sporcunun hiçbir sınırı olmadığı iddiasında bulunuyor. Bunun için gerekenler geçmişe dayalı dayanıklılık ve karbonhidrat ağırlıklı bir beslenmeyle kan-şeker seviyesini optimum noktada tutmak. 'Beden öyle bir motor ki, bütün o insan yapısı motorların aksine çalıştıkça güçleniyor' diyen Yaşar, takım arkadaşı Bakiye Duran'ın günlük antrenman programını örnek gösteriyor. Katıldığı 24 ve 48 saatlik ultra maratonlarda dünya çapında dereceler almış olan Bakiye Duran her gün yaklaşık altı saat koşuyor. İnsanın spor yaparken ulaştığı en yüksek nabız onun gücünü ortaya koyar. Bunu anlamak için de sihirli bir formül vardır: 220-kişinin yaşı. Bu, kişinin kalp atım sayısının maksimum zorlayabileceği sınırdır. Örneğin 30 yaşındaki bir kişi egzersiz yaparken kalbini dakikada 190'dan fazla atmaya zorlamamalı. Önemli olan bu sayıya ulaşana kadar ne kadar sportif faaliyette bulunulduğudur. Bu sınır aşıldığında yeterince enerji üretilemez, metobolik bir atık olan laktik asitler ortaya çıkar ve sportif eylem durur. Sıradan bir insanın kalbi besin yetiştirme telaşı ile dakikada 70–80 kez atar. Antrenmanlı kişinin kalbi ise artık güçlüdür, diğerinin üç kere pompalamayla göndereceği kanı o bir kerede gönderebilir. Bu yüzden 50 gün arka arkaya 50 maraton koşan Dean Karnazes'in bazal, yani günlük nabzı 39 atıyor. Fransa Turu'nu beş kez üst üste kazanmış Miguel Indurain'in bazal nabzı bir rekor olma özelliğini taşıyor: 28! Diğer taraftan kas yapısının içindeki malzemeyi kullanan iletkenler de genişler, sayıca artar. Örneğin kanın içindeki enerji taşımakla görevli mitokondrilerin sayıları artar, kapasiteleri de yükselir. Endokrin salgıbezleri bu yönde kendisini yeniler ve güçlendirir. Antrenman sırasında artan besin ihtiyacını karşılamak için damar içerisindeki kılcal damar ağı fazlalaşır. Normal bir insanda bir milimetrelik kesitin içerisinde üç birim kılcal damar varsa, uzun mesafe sporcusunda dört, beş birim olabilir. Indurain gibi şampiyonlarda bu sayı sekiz olabiliyor. Bu değerler, bisikletçiler, maratoncular ve özellikle de kuzey disiplini kayakçılarında en yüksek seviyeye çıkar. Şampiyon sporcuların sıradan insanlara göre genetik olarak bazı üstünlükleri olduğu muhakkak. Buna rağmen kendisi de bir beden öğretmeni ve spor yöneticisi olan Utkuer Yaşar'a göre düzenli antrenman yapmak, sporla hiç ilgilenmemiş, içki ve sigara içen bir kişiyi bile iyi bir sporcu haline getirebilir. Tek bir şartla: 'Koşmak gerekiyorsa koşacak, pedal çevirmek zorundaysa çevirecek. Sevdiği bir sporu, antrenörünün direktifleri doğrultusunda düzenli olarak yapan kişi mutlaka başarıya ulaşacaktır. Hatta o kişi istedikten sonra neden macera sporcusu olmasın?' Atlas Ocak 2008,sayı 178 |















