|
Bir gün Belgrad Ormanı'nda yürüyüş ya da piknik yaparken bir adamın koşu parkurunda defalarca tur attığını görebilirsiniz. Eğer parkuru tanıyorsanız her turun yaklaşık sekiz kilometre olduğunu da bilirsiniz. Koşucunun turlarını saymaya başlarsanız bu sayı 10'a kadar gidebilir. Sıradan bir insan için 80 kilometre koşmak akıl almaz bir düşüncedir. Oysa koşmak ilk yaptığımız sporların başındaydı. Atalarımız belki bunu bir spor olarak icra etmiyorlardı ancak yakalamak ve yakalanmamak için koşmak zorundaydılar. Artık zorunlu olmadığından bedenimizden çok uzun mesafeler koşmasını talep etmiyoruz. Bu yüzden performansımızı ve sınırlarımızı da öğrenemiyoruz. Herhangi bir sporla uğraşmayan insanlar, bedenlerinin aslında neleri başarabileceğini bilemiyor. İnsan bir mucizedir; zihin emir verir, beden yapar. Yeter ki istensin… Belgrad Ormanı'ndaki koşucunun sırrı sadece bu; İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Endokrinoloji Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı Üyesi Profesör Dr. Taner Damcı, yıllar önce bedeninden daha fazlasını istedi ve bu yönde çalışmaya başladı. Yaklaşık yedi yıldır ultra maraton ve macera yarışlarına katılıyor. Bunun anlamı kimi zaman 250 kilometreyi bulan mesafeleri koşarak altı günde aşabiliyor olması. Koşuları caddelerde ya da bildik atletizm alanlarında değil, Sahra, Atacama ve Gobi çöllerinde yapıyor. Sırada 2008 Antarktika Buz Maratonu var.
Çocukluğunda tenis, basketbol ve atletizmle ilgilenen Damcı, üniversite yıllarının son döneminde dağcılıkla uğraştı. Genetik özellikleriyle arkadaşlarından daha dayanıklı olduğunu anladı. Kendini denemek için Avrasya Maratonu'na katıldı. Birkaç hafif antrenman sonrasında girdiği 42 kilometre 195 metrelik koşuyu rahatlıkla bitirdi. Ultra maraton ve macera yarışlarıyla, televizyonda Sahra Maratonu'nu (Marathon des Sables) seyrederek tanıştı. 'İlk başta çölde koşulan normal bir maraton sandım, sonrasında bunun 250 kilometrelik bir yarış olduğunu öğrendim. Dahası uyku tulumunuz, yiyeceğiniz ve diğer malzemenizi de beraberinizde taşımanız gerekiyor. Yapıp yapamayacağımı biraz düşündüm ve denemeye karar verdim.' Yarışa katıldı, su toplayan ayaklarıyla, dehidrasyon tehlikesiyle, kum fırtınalarıyla mücadele ederek finişe ulaştı, 700 kişi arasından 309. oldu. İkinci yarışı canlı hiçbir organizmayı barındırmayan Ölüm Vadisi'ni kapsayan Şili'nin Atacama Çölü'ndeydi. Denizden 2 bin 500 metre yükseklikte, And Dağları'nın bazı bölümlerini aşıp 4 bin 130 metreye çıkarak koştu. Son gün yemeği bitti ve başkalarından yardım alması yasak olduğundan enerjisini yatıp hiç kıpırdamayarak kazanmaya çalıştı. Başardı. Gobi Maratonu'nda ise eksi 150 metredeki çölün, dayanılmaz sıcaklığı altında yarıştı. Maratonun yaklaşık 80 kilometrelik etabının olduğu gün, Gobi'de kaydedilmiş en sıcak günlerden biri oldu. Sıcaklık 60 dereceden fazlaydı. Taner Damcı şimdi Antarktika'da yapılan buz üstündeki koşuya katılmayı planlıyor. 'Çöl yarışlarına göre daha kolay olacağını düşünüyorum. Sıcak insanı çok zorluyor. Eğer enerjiniz varsa soğuk daha iyidir.' Yarışın karakterinden çekiniyor. 'Çöl yarışlarında ilk günlerde 20 ile 45 kilometre arası uzunlukta etaplar koşulur. Antarktika'da ise üç gün üst üste, 80'er kilometre koşmak zorundayız.' Bu dayanıklılık başarısının ardında iki gerçek yatıyor: Genetik özellikler ile doğru ve ekonomik antrenman yapmak. İnsanlarda dayanıklılığın genetik olarak farklı olması, vücudun glikojen depolama ve bunu ekonomik kullanma yeteneğinde ortaya çıkar. Antrenmanlarla da kalp ve damar sistemi ile kaslar gelişir. Profesör Damcı 'Kas gelişimi kasın kuvvetlenmesi ve dayanıklılığın artmasıdır. Kısa, 'birst' dediğimiz patlayıcı hareketler dışında kasın hareketinin devamını sağlayan şey, kendi depoladığı glikojendir' diyor. Antrenman yapıldığında, vücut bu miktara tekrar ihtiyaç olacağını düşünüp karbonhidrat alımı sonrasında daha fazla glikojen depolar. Çalışmalar ve yarışmalar sırasında kalp atışları, nabız ve tansiyon yükselir. Kalp, vücudu bu zor şartlarda destekleyecek kanı bu şekilde gönderir. Sürekli sporla uğraşan kişinin kasları da kendini çok çabuk yeniler. Böyle bir kişi, iki gün arka arkaya maraton koşarken diğerleri 20 gün beklemek zorunda. Uzmanlar bir sporcunun yılda sadece üç kez maraton koşmasının mümkün olacağını söylerken Damcı 'Bizler çöl ortamında altı gün arka arkaya maraton koşuyoruz. Bunun hiç sağlıksız yönü olduğunu düşünmüyorum' diyerek bu fikre katılmıyor. Taner Damcı antrenmanlarında genelde 20 kilometre koşuyor; bu yaklaşık bir saat 20 dakikasını alıyor. Yarışmalardan üç ay öncesinden itibaren antrenman dozajını artırıyor; koştuğu mesafe 80 kilometreyi buluyor, sırt çantasında ağırlık aletleri taşıyarak koşuyor. Yarışların yaklaşık yüzde 80'ni normalde koşulamayacak yerlerde geçtiği için ağırlık taşıyarak yürüme antrenmanları da yapıyor. Sadece bacakları değil, bütün bedeni çalıştırmayı önemsiyor: 'Vücut bir zincir gibidir. Koşarken kullanılan kaslar ayaktan başlar; yük sırasıyla arka bacağa, üst bacağa, bele binmeye başlar. Dikkat ederseniz maratonların bitişinde insanlar genelde bellerini tutarlar, çünkü hazırlıklarında bellerini çalıştırmamışlardır.' Bu düzenli ve yoğun çalışma sonucunda yarışmalar sırasında ve sonrasında Taner Damcı'nın vücudunda dramatik bir değişme olmuyor. Yarışlardan sonra en fazla iki kilo kaybediyor. Taner Damcı spor yapmayan bir insanın da birkaç yıl içinde benzer performanslara ulaşabileceğine inanıyor. Yürüyüş yapmasını tavsiye ettiği emekli, sigara ve alkol kullanan, fazla kilolu, şekeri yüksek hastasını örnek gösteriyor: 'Hastam yürüyüşü çok sevmiş ve gün geçtikçe mesafesini artırmış. En sonunda yavaşça koşmaya başlamış. Yaklaşık bir, bir buçuk yıl sonra Avrasya Maratonu'nu bitirdi.' Eğer bu sadece bir kişinin hikâyesi olsaydı çalışarak bu noktalara gelineceğine inanılması zor olabilirdi. Eylül ayının son günlerinde düzenlenen Spartathlon yarışı böylesi 'mucize' insanları barındırıyor. Atletler, Yunanistan'da Atina'dan Sparta'ya, tek bir etapta 246 kilometre koşuyorlar. Amerikalı Scott Jurek, bu koşuyu 2006'da 22 saat 52 dakikada bitirdi. Koşunun rekoru yaklaşık bir saatlik farkla Yunan sporcu Yiannis Kouros'a ait. Kouros'un bu yönde inanılmaz başarıları var; bin 60 kilometreyi beş gün 14 saat 47 dakika, bin 600 kilometreyi 10 gün 10 saat 30 dakikada koştu. 100 kilometreyi altı saat civarında geçiyor. Belki Kouros, Damcı ve rakiplerinin genleri, sıradan insanlardan daha dayanıklı olmalarını sağlıyor ancak bu her şeyi tek başına açıklamak için yeterli değil. Bu 'süper atletler' eğer bedenlerine koşmasını emretmese ve onun bunu başarması için yardımcı olacak antrenmanları yapmamış olsa hiçbir şey gerçekleşmeyecek, onlar da 'sıradan insanlar' olacaktı. Bu unutulmaması gereken bir detay. Atlas Ekim 2007, sayı 175 |
















