Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde hal böyleyken amatör ve profesyonel yüzücülerin yegâne buluşma noktası Boğaziçi yarışları oluyor. 1989'dan bu yana yapılan yarışlar, her sene artan bir ilgi görüyor. Bu yıl 467 kişi Kanlıca'dan Kuruçeşme'ye 6.5 kilometrelik Boğaz hattını yüzmeye çalıştı. Ancak amatör olarak katılsanız dahi bu mesafeyi tamamlamak için sıkı bir antrenman programı uygulamak gerekiyor. Deniz tutkunu bir amatör olarak ilk kez katıldığım Boğaziçi yarışlarında temel hedefim parkuru sorunsuz biçimde tamamlamaktı. 6.5 kilometrelik yarış, akıntılar hesap edildiğinde 3.5 kilometre kadar bir yüzme mesafesine eşit. Ben de havuzda yaptığım antrenmanlarda bu mesafeye odaklandım. İş hayatının toplantı, seyahat gibi rutin engellerini çıkardığımızda ortalama olarak haftada üç gün bu antrenmanı uyguladım. Bunun dışında yüzme stili açısından önemli kas gruplarını çalıştırmak için özellikle bench ve triseps çalışması yaptım. Düzenli antrenmanlar sonuç vermeye başladı ve havuzda 1 saatlik sürede yaklaşık 4 kilometrelik bir mesafeyi tutturmaya başladım.
Bu daha çok karbonhidrat ve protein ağırlıklı bir rejim. Örneğin antrenmanlardan 1-1.5 saat önce karbonhidrat almak gerekiyor. Yine antrenman sonrasındaki ilk 1 saat içinde karbonhidrat ve protein almalı. Aksi takdirde antrenman ters tepip kas kaybına yol açabilir. Tabii rejim süresince katı yağ ve kızartmalardan da uzak durmak gerekiyor. Yarış konusundaki en büyük dezavantajım ise Boğaz'da hiç yüzmemiş olmamdı. Bu konuda daha önce yarışa katılan arkadaşlarımdan bilgi aldım. Boğaz'ın her iki kıyısında da Karadeniz yönünde akıntı var. Açıkta ise akıntı Marmara Denizi yönünde. Kanlıca'dan başlayan yarış Marmara Denizi yönünde ilerlediği için bu akıntıyı yakalamak önemli. Bunun için Kuruçeşme'deki varış noktasına kadar açıktan yüzdüm. Sonuçta ilk kez katıldığım yarışı sorunsuz biçimde tamamladım. Ama Boğaz'da yüzmenin verdiği haz yarışmaktan çok daha fazlaydı. Boğaziçi yarışlarının bence en güzel yönü de bu. Bütün bir yıl şileplere, şehir hatları vapurlarına, kuru yük gemilerine ev sahipliği yapmaktan yorgun düşen Boğaz, üç saatliğine de olsa kulaç sesleri ile dinleniyor. Yüzerken seyredilen İstanbul, kaotik kent hatıralarını unutturuyor. Sudan çıktıktan sonra denizi olan bir kentte yaşadığını hatırlıyor insan. Belki de deniz kaçkını ulusun çocukları, bu yarışla denizle barışıyor. YAZI: GÖKÇE AYTULU / FOTOĞRAFLAR: GÖKHAN TAN / Ağustos 2007, sayı 173 |















