|
Ömür, uzun ince bir yoldur. Çoğu gün hızla gelip geçer. Birbirinin tekrarıdır. Ne kadar çabalasan da, başına ne zaman ne geleceğini bilemezsin. Sanılanın aksine, hayatın gerçek kırılma noktalarıyla önemli kararlarımız arasında doğrudan bir bağ yoktur. Yaşamımızın yönünü değiştiren olayların çoğu, aslında çok farklı bir niyetle aldığımız basit kararların ürünüdür. Sağlık için spor yapmaya karar verirsiniz. Yolda giderken bir kaza olur. Altı ay hastanede yaşarsınız. Orada hayatınızın aşkıyla karşılaşır ve evlenirsiniz. Üniversite sınavında 'C' ve 'D' şıkları arasında gider gelirsiniz. Doğru şık üniversite biletiniz, yanlış ise bir yıl açıkta kalmanız anlamına gelir. Bedenimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı şekillendiren genetik kodumuzdan başlamak üzere yaşam, başına ve sonuna çizgi çekilmesi imkânsız bir rastlantılar zinciridir. Pek çok farklı inanış, bu rastlantılar zincirini kader olarak tanımlar.
İnsanın Tanrı'sı
Bir insan hayatı için geçerli olan her şey, diğer bütün varlıklar ve nihayetinde doğanın bütünü için de geçerlidir. Doğanın kaderi, onun parçası olan her bir canlının yaşamındaki kırılma noktalarına göre şekillenir. Kimi yerde kurur, kimi yerde yeşerir. İnsan, bugün doğanın kaderini en hızlı değiştiren güçtür. Bu güç, belki de dünyanın yaşadığı tüm kasırgalardan, depremlerden ve salgın hastalıklardan daha fazladır. Çünkü insanoğlu arzuladığı yaşamı sürdürebilmek için doğadaki serbest enerjiyi denetimi altına almaktadır. Bu nedenle insanlık, doğa üzerinde sayılamayacak kadar çok kırılma noktası yaratmaktadır.
Saadet Üçgeni
Bugün doğadaki canlıların kaderini değiştiren olayların çoğu, aslında şirketlerin ve onların sadık müşterileri olan bizlerin çok farkli bir niyetle aldığı basit kararların ürünüdür. Bizler daha çok enerji tüketmek ve daha kaliteli şeyler kullanmak istediğimiz için şirketler daha çok üretim yapmayı, devletlerse bu yolda onlara destek olmayı kendilerine hak ve görev bilirler. Bu motivasyon, hak ve görev olmak kadar şirketlerin ve hükümetlerin kârlılıklarının sigortasıdır da.Birbirini böylesine uyumlu bir şekilde tamamlayan tüketici, sermaye ve devlet üçgeni içinde doğal kaynakların yeri hammadde olmanın ötesine geçemez. Doğa, kolayca yok edilebilmek için her türlü görsel, kültürel ve ilahi değerlerinden soyutlanır. Saadet üçgenindeki her üç taraf da kârlılık ve mutluluğunu doğadan gelen hammaddelere borçlu olmakla birlikte, bir gün bu kaynakların tükeneceğini asla düşünmez. Çünkü bu düşünceyle kaybedilecek her saniye, rakiplerin güçlenmesine zaman tanımaktır ve üçgenin dışına itilmek anlamına gelir. Tüketici daha çok tüketimi, şirketler daha büyük bir piyasayı, hükümetler ise her iki taraf için de kolaylaştırıcı olmayı arzular. Bu üçgenin içinde gelişen her hamle, yeryüzündeki yaşam üzerinde bir kırılma daha yaratır. Dikkuyrukların nesli tükenir, Seyfe Gölü kurur, Dicle Nehri durup Ilısu Barajı olur, Türkiye satılır, yazlar uzar, kışlar kısalır, Mogan'ın sazlıkları sökülür, Uganda'da binlerce insan açlıktan ölür, tavuklar insana hastalık bulaştırır. Önemi yok. Tek hedef alışveriş merkezlerindeki ibadetin sürmesidir. Yazı: Güven Eken |
















