|
Yalnızlıktan da yalnız bir adadaydım. Dokuz aydır yağmur düşmemiş yamaçta pirinç tarlasını süren çiftçinin çıplak alnı yanarken... Yanından geçip gittim de farkına bile varmadı. Ha alev ibikli bir orman horozu pır uçup gitmişti, ha elin adamı bir başına geçmişti. Sabırsız yel gibi savrulmuştum. Bana bakan beni göremez, beni arayan beni bulamazdı...
|
|
|
|
El ediyor bana geçen zaman. Bir kam duası mırıldanıyor boşlukta. Bir ruhu canlandırmak ister gibi tarif ediyor sözcükler.
|
|
|
|
Yeryuvarlağının en yükseğinde yaşayan insanları görme arzumu bastıramamış, alışmak için gereken zamanı geçirmeyi umursamamış ve hemen o gün, beş bin metreyi aşan yolculuğa çıkmak için ısrar etmiştim.
|
|
|
|
Bir öküzün boynuzunda dururken yeryuvarlağı, o öküz bir balığın yüzgeçleri arasında yaşarmış, o balık da, evet o balık da, yelin üzerinde yüzer gezermiş.... Böyleymiş.
|
|
|
Kolkis'te Altın Post'un peşindeydim. Kafdağı'nın uzantısı yüksek tepelerin karları henüz erimeye başlamıştı. Dereler telaşlı bir heyecanla akıyor, sağa sola çarpıyor, iri, beyaz taşlar sağlam durmaya çalışıyordu.
|
Hepimiz, kendi korkularımızın kölesiyiz aslında...
|
|
İnsanoğlu görünmez olanı da güzel görmek ister. Ecinnilerin çok güzel kızları, yani periler de öyledir. Ateşten yaratıldığını işitmiştir, iyi olduklarını, yardımsever olduklarını işitmiştir, ama kendisi görmediği halde, görenlerden, duyanlardan, perilerin çok güzel ve aynı zamanda çok da cazibeli yaratıklar olduklarını işitmiştir.
|
Bakır renkli gökyüzünün altında, balözü okyanusun ortasında, küçük, uzaktan altın gibi parlayan, yanına yaklaşıldığında -kim yaklaşabilmiş ki- kıyılarının altından, kumsallarının altın ve elmas tozuyla karışık olduğu görülen bir ada vardır. Bu yuvarlak şekilli adanın adı Mani-dvipa'dır, bizim anlayabileceğimiz şekilde söylenişi ise Mücevher Adası.
|
|
Evvel zamanlarda, kalın kabuklu limonların koktuğu günlerden bile önceki zamanlarda, şehirlerin içinden yeşim renkli nehirlerin aktığı, bazen turnaların, bazen leyleklerin göğü gölgeleyecek kadar birikip yola çıktığı zamanlarda, sırları saklayan yaprakların, sırları saklayan ağaç köklerinin, otların bilindiği zamanlarda bilinen bugün artık unutulmuş bir büyüden söz edeceğim.
|
Hayallerin sözcüleri vardır. Bu sözcüler tıpkı hayaller gibi göze görünmezler, diğer bütün 'nerdeyse gerçekler' gibi görünmezler, ama vardırlar. Hayallerin sözcüleri, sözcüklerdir. Cümleler değil, sözcükler. Yok oluş boşluğunu bu sözcükler donatır.
|
|