|
Hayallerin sözcüleri vardır. Bu sözcüler tıpkı hayaller gibi göze görünmezler, diğer bütün 'nerdeyse gerçekler' gibi görünmezler, ama vardırlar. Hayallerin sözcüleri, sözcüklerdir. Cümleler değil, sözcükler. Yok oluş boşluğunu bu sözcükler donatır.
|
|
|
|
Yazgının kalbindekini keşfetmek için, çağın ve anın gerilerindeki yıllara gitmek, açıkçası bir zaman yolculuğu yapmak gerekir. Aslında, yarım kalmış bir yolculuğa yeniden çıkmak, geçmiş zamana bir yolculuk sayılmaz mı?
|
|
|
|
İşittim ki, Kuehuayyo isimli çok can bakışlı bir Kızılderili delikanlı yaşarmış. Henüz yeryuvarlağının arkası, önünden habersiz, henüz yeryuvarlağının altı, üstünden habersiz zamanlardan söz ediyorum.
|
|
|
|
Ey gözlerim, göremedin! Ey ayaklarım, gidemedin yanlarına! Ama kulaklarım, sen işittin!
|
Önce karanlık vardı. Sonra aydınlık. Önce gece vardı, sonra gün. Önce kaos vardı, sonra Güneş dizgesi. Ve geçmiş, işte bu yüzden gecedir. Gece de geçmişe giden yolun manzarasıdır. Belki de en güzel gece sözcüğü Türkçeye aittir.
|
|
Adım atan kardeş oldum, deniz yutan kardeş oldum, bir kuşluk vakti Karakuçuk Dağları'na kondum, oradan Kazgurt Dağları'na gittim, oradan Seyhun'u geçtim, sonra Ceyhun'u aştım, oradan da geri döndüm.
|
Bahtımın yüzüme güldüğü vakitlerdi, yeryuvarlağının en kuz ucuna yürümüş idim. Şimdi artık erimiş olan buzdan denizin üzerinde kayaklarımı ve yükümü sürerek, buzdan dalgaları aşarak.
|
|
Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır.
|
|