|
Güneşin Çalgıcıları
Rüzgâr ve mısır tarlaları tatlı, uğultulu bir şarkı çalıyordu. Meksika'nın uzak, küçük bir dağ kasabasının, adı Kuetzalan olan kasabasının yakınındaydım.
|
|
Azteklerin torunu Nahualar, gökte uçarak atalarının efsanelerini yaşatıyor. Yer Mexico City
|
|
Sinan Anadol
|
|
Yüksek mısır tarlalarının arasında kıvrılan meçhul bir yolda yürüyor ve artık unutulmuş sandığım Tanrıların yaptırdığı bir piramidin kalıntılarını arıyordum. Aslında okyanusa iyice yakındım ama yüksek dağların geçit vermediğini de biliyordum. Bellerinde, mısır kesmekte kullandıkları maçatalar sallanan, tepeden tırnağa beyaz giyinmiş kadınlar ve erkeklerden bir grup geliyordu karşıdan. Onlara piramidin yerini sordum. Sonra piramidin sahibini sordum. Sonra neden herkesin, böyle tülsü kumaşlardan, bembeyazlar giysiler giydiklerini sordum. Yaşlı bir kadın anlatmaya başladı. Önceleri, dedi, yeryüzünde yalnızca mutsuz bir sessizlik hâkimdi. Bazen de sevimsiz bir gürültü, rahatsız edici bir patırtı duyulurdu. Tanrısal rüzgârkuşu Kuetzalkoalt, bunun için Güneş'e gitti. Su Canavarı, Su Kadını, Asa ve Deniz Kabuğu'ndan bir köprü yaparak Güneş'e ulaşmayı başardı. Güneş'in çalgıcıları, çaldıkları müziğe uygun renklerle geziniyorlardı avlularda. Ninni ve çocuk şarkıları söyleyenler bembeyaz giyinmişlerdi. Yaşlı kadın gülümsedi ve devam etti. Aşk ya da savaş destanlarını aynı çalgıcılar çalıyordu, onlar da parlak kırmızı giysiler içindeydiler. Şarkılarıyla öyküler anlatanların ise bulutlar arasında mavi giysileri uçuşuyordu. Flüt çalanlar ise Güneş'in altın ışıklarında yıkanıyor ve sarı giysilere bürünmüşlerdi. Kuetzalkoalt, şöyle ağırbaşlı, koyu renk, düzgün giysili birilerini bulamadı. Çünkü burada hüzünlü bir şarkı çalınmıyordu. Tüm Yaşamın Babası, yani Güneş öfkeyle konuşmaya başladı: 'Çalgıcılar! Çalgıcılar! Dünya'yı rahatsız eden o haşarı, Rüzgâr buraya yaklaşıyor. Sessiz olun. Tek bir şarkı bile çalmayın. Rüzgâr konuştuğunda ses veren her kimse, onunla birlikte Dünya'ya gitmek zorunda kalır. Orada hiç müzik yoktur.' Rüzgâr, Güneş'in altın merdivenlerinden tırmandı, avlularını geçti, yüksek tavanlı salonlarına girdi ve seslendi: 'Çalgıcılar! ?arkıcılar! Benimle gelin!' Tek bir yanıt bile alamadı. Müzisyenler, aniden donan bir dans ekibi gibi sessizce oldukları yerde kalmışlardı. Bunun üzerine Göklerin Tanrısı Tezkatlipoka, öfke saçtı. Göğün her bir yanından sürüler halinde gelen kara bulutlar Güneş'in üstüne yürüdü. Korkunç gümbürtülerle Güneş'in kulaklarını sağır ettiler, evine seller boşalttılar. Fırtına bulutları, Tüm Yaşamın Babası Güneş'i yuttu. Korkuyla titreşen çalgıcılar, Rüzgâr'ın kucağına sığındılar. Rüzgâr da alıp onları aşağıya, yani Dünya'ya götürdü. Çalgıcılar yaklaşırken Dünya onları selamladı. Ağaçlar dallarını kaldırdı, kuşlar kanatlarını çırptı, insanlar ve hayvanlar seslerini yükseltti, çiçekler, yaban yemişleri, meyveler yüzlerini kaldırarak selamladı. Artık müzik, uyanan şafağa eşlik ediyor, düş gören insana esin, bebek bekleyen anneye huzur veriyordu. Uçan kuşların kanatlarında, akan derenin sularında bile müzik işitiliyordu.
Özcan Yüksek / Ağustos 2007, sayı 173
|
...
Bu konuda diğer yazılar... |
|
·
|
Esmer Hurafe: Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır. (25.04.0008)
|
|
·
|
Sarıkeçililer, Sarı Evlere!: (15.04.0008)
|
|
·
|
Barış : (14.04.0008)
|
|
·
|
The Sun-Headed Men: (08.04.0008)
|
|
·
|
Öğret Bana: Atlas geçen yıl nisan ayında on beşinci yaşına girmişti, bu sayıda 15 yılı geride bıraktı, on altıncı yılından gün aldı. Biz hâlâ buradayız. Siz de buradasınız. Aynı ormanın içinde. Ne güzel! (26.03.0008)
|
|
·
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân: Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten. (25.03.0008)
|
|
·
|
Altdünya Düşleri: (16.02.0008)
|
|
·
|
Örtüsüz nedenler örtülü sonuçlar: (04.02.0008)
|
|
·
|
Türban, Firavun ve Modern: (21.01.0008)
|
|
·
|
Define: Gecenin tegannisi nefes nefes nefestir. Görünmeyenlerin kaş göz işaretleri öyküler anlatır sana. Devran eden yıldızlarla sabahlarsın. Sanki yıldızlar birikir, gündüz olur. Oysa rüyada ne sabah vardır ne akşam. Her şey aynıdır. (14.01.0008)
|
|
·
|
Gölge: Gece dünyanın gölgesidir. Kimse kendi karanlığından kaçamaz. Ve kimse kendi gölgesinden, öteki kendisinden, belki de asıl kendisinden kaçamaz. Çünkü onlarsız olamayacağına göre, aşk ve korku, gölgeler dünyasına aittir. (17.12.0007)
|
|
·
|
Bin Bir: Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. (26.11.0007)
|
|
·
|
Hızlı Öpücük: (21.11.0007)
|
|
·
|
İbrahim yeniden yürüyecek mi: Bütün dünya nüfusunun yarısına yakının inandığı dinin temelini oluşturan Hz İbrahim, yürüdüğü coğrafyada yeniden insanlığın etkileyebilecek mi? Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, birer çatışma bahanesi olmaktan çıkacak mı? (10.11.0007)
|
|
·
|
Kaz Dağı'nda 150 milyon dolar için 450 milyon dolar yakılıyor: Altın yumurtlayan tavuğu kesersen, içinde altın olmadığını görürsün. Yalnızca altın liralar sayılmaz, zeytin taneleri de sayılır, ormandaki ağaçlar a sayılır, siyanür şişeleri, zeytin toplayıcıları, satıcıları, alıcıları da sayılır. (04.11.0007)
|
|
·
|
Dersimiz Nedir?: Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Sünniler, Şiiler, ateistler, sufiler, Bektaşiler, Şamanlar, Aleviler. Hepimiz duygusu önemli. Hepimiz. Özne, hepimiz olmalı. Hepimiz, nokta nokta... (26.10.0007)
|
|
·
|
Günah Keçisi: Suçlarımızı ve acılarımızı, bizim yerimize taşıyacak başka bir varlığa ya da nesneye aktarabilseydik keşke. Yaban akıl bunu başarabilirdi. Biz uygarlar, suçlarımız ve acılarımızla yaşamaya mahkûmuz. Yaban ve günahsız mı, yoksa uygar ama günahkâr ve acılar içinde olmak mı tercih edilmeli acaba? (26.10.0007)
|
|
·
|
SESSİZCE DÖN: İç İçe Zamanlar: Özcan Yüksek'in yazdığı Sessizce Dön, Doğan Kitap'tan çıktı. Mevlana'nın Anadolu'ya göç yolunu tekrar aşan Yüksek, bu uzun güzergâhın deneyimini okurlarla paylaşıyor. Kitapta Mevlana'nın zamanı ve bizim zamanımız iç içe geçiyor, büyük düşünür kimlik ve özgürlük sorunu hakkında günümüze bir şeyler söylüyor. Yüksek'le Sessizce Dön'ü konuştuk. (25.10.0007)
|
|
·
|
Flamingoların yalnızlığı: Eğer İstanbul'a Afyon üzerinden dönecekseniz, artık tamamen kurumuş olan Akşehir Gölü'nü gezebilirsiniz. Tatiliniz ve geziniz sırasında halkla konuşmayı da ihmal etmeyin. Orada insanların, 'Bir zamanlar buradan su kükreyerek çıkardı' dediklerini işitecekseniz. (26.08.0007)
|
|
·
|
Çapariz: Marmaray kazılarından, İstanbul şehrinin bilinçaltı ortaya çıktı. İlk İstanbul, ilk metropol, dünyanın ilk, en büyük limanı bulundu. (29.06.0007)
|
|
·
|
Dünya Döndü!: Kule tıhuu uuu, yani uzuuun, çok uzun zaman önce. (27.06.0007)
|
|
·
|
İlk İstanbul'a sahip çıkacak mıyız: İstanbul'u, İstanbul'u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul’a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul'da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul'u yok etmek mi gerekiyor? (25.06.0007)
|
|
·
|
Bumerangın Dönüşü: Coğrafya kitapları üstünde pek durmaz, dünyamızın iki kıtasında büyük bir temizlik yaşanmış ve beyaz tenliler oralarda kendi uygarlıklarını kurmuşlardır. Şöyle bir soru gelse sınavda örneğin: Hangi iki kıtadır bunlar, isimlerini yazınız? (29.05.0007)
|
|
·
|
Mevlana, dünyanın yeni zihnini sarsıyor: Mevlana'nın dünya yılı için İstanbul'a gelen dünya insanlarını The Marmara'da iki gün boyunca Mevlana'yı konuştu. Mini eteklisinden başörtülüsüne kadar toplantıya katılan insanlar 'ne olursan ol gel' sözüne istinaden gelmiş gibiydiler. (13.05.0007)
|
|
·
|
Keşfetmenin ruh çözümlemesi: Atlas dergisinin 15. yılı için özel bir sayı hazırlarken, en başından beri bu dergide olan biri olarak, ister istemez, en çok şu soruyu soruyordum kendime: Nasıl bir dergi Atlas? (29.04.0007)
|
|
|
 |