|
İlk İstanbul'a sahip çıkacak mıyız
İstanbul'u, İstanbul'u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul'a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul'da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul'u yok etmek mi gerekiyor?
İçinden gemi geçen şehirleri, içinden gemi geçen şarkıları severim. Gemileri seyretmeyi severim. Son yirmi yıl hep gemileri seyredebileceğim mahallelerde oturdum. Boğaz'ı yararak geçen kırmızı, bazen lacivert, bazen beyaz gemileri, şilepleri izlerken, bir arkadaşımın aklıma soktuğu şeyi düşünürüm bazen: "Gemiler, bizim egomuzu simgeler" demişti. Egomuzu, suyun üstünde akarken görebiliriz. İçine ne koymak istersen onu koy, neyi taşıtmak istersen onu taşıt. İşte, hep görmek istediğin bilinçaltın karşında geçiyor. Onunla birlikte batmak ya da onun içine taşıyabileceği güzel yük koymak senin elinde.
|
|
|
|
Yenikapı kazılarında keşfedilen 7 ile 11. yüzyıllara ait 19 batıktan sekizi kaldırıldı. Metro alanında bulunan IV numaralı gemi enkazı, 16 ve 18 metre uzuluğunda iki bölümden oluşuyordu. Ortaçağa ait bilinen ilk kürekli gemiye ait bu enkaz, pek çok yeni bilgiyi bilim dünyasına armağan etti.
|
|
Gökhan Tan
|
|
|
|
Ortak bilinçaltımız
Aslında tek tek egoların toplamından oluşan, ortak, en azından kısmen ortak, toplumsal bir ego, toplumsal bir bilinçaltı da vardır denebilir. O vakit, bu gemiler ve sularımız, ortak bilinçaltımızın sahnesi haline dönüşür. Yeryüzünün en kıymetli doğa parçalarından biri, Çanakkale ve İstanbul boğazları, Karadeniz ve Marmara Denizi'nin buluştuğu bölgedir. Kıtalar, iki boğaz ve iki denizle buluşur. İklimler ve kültürler için de bir kavşak olmuştur. O yüzden, zamanın en güçlü halkları hep bu coğrafyayı arzulamıştır. Haçlılar üstünden geçmiştir, Araplar alamamıştır, Türkler beş asırdan fazla bir süredir buranın sahibidir.
Dünyanın limanı
Boğazlardan çok sular aktı. Hisarların, surların duvarları yıkıldı. Boğazların üstüne köprüler yapıldı, ormanları yok edildi, gölleri atık havuzu oldu, kıyıları doldurulup asfalt yapıldı. Başka bir egonun, bilinçaltının hâkim olduğu bir zamanda yaşıyoruz.
İstanbul, dünyanın limanı. En eski ve en büyük limanı. Geç kalmış bir şehircilik örneği olarak İstanbul'un bir yakasına Marmaray bir yakasına metro kazıları yapan belediyemiz, hiç istemediği, yazık ki hiç istemediği bir gerçekle karşılaşıyor: İlk İstanbul'la karşılaşıyor.
Temmuz sayısında Atlas, kapak konusu olarak bu kazıyı işliyor. Oradan bir cümle:
'Theodusius Limanı'nın zemininde bin yılı aşkın süre bekleyen 24 antik gemi, bir antik limanda bugüne kadar ulaşılan dünyadaki en büyük batık grubu. Limanın gemiler tarafından aktif olarak kullanıldığı İS 5. ile 11. yüzyıl arasına tarihlenen batık ve gemi aksamları, antik dönem denizciliğinin bilinmeyenlerini ilk kez cevaplıyor.'
Toprağa gizlenen bilinç
İlk İstanbul, şehrin en arkaik zamanı, şehrin bilinçaltı gibi eşilen toprağın altından çıkıyor. Kimi yerleri telaşla örtülse bile çıkıyor işte. Dünyanın en eski limanı bulunuyor İstanbul'da. Limanda batmış gemiler çıkarılıyor. Dünya kültürünün nabzı son zamanlarda İstanbul'da atıyor.
Hak ettiği ilgiyi, özeni, korunmayı görüyor mu, hayır.
Bu konuda yalnızca belediyeyi suçlamıyorum. Dünyanın en eski limanının kalıntıları, Yenikapı'da, Üsküdar'da meydana çıkıyor. Yazık ki dokunsan dağılacak, dağılan enkazların üzerinde greyderler, kepçeler dolaşıyor.
Türk basınında, sanatçısında, İstanbul entelektüeli ya da sosyetesinde, "İlk İstanbul"la yüz yüze gelmenin ya da gelememenin telaşı, heyecanı, onu koruyamamanın acısı, öfkesi, tepkisi yok.
İstanbul'un hafızası güçlüdür. Bu şehir unutmaz. Şehrin fiyakalı tepelerine görmemişlik kuleleri dikilme planları kadar bile heyecan yaratmadı "İlk İstanbul".
İstanbul'a geldik, çünkü burası İstanbul olduğu için. İstanbul'u arzuluyoruz, çünkü burası İstanbul. İstanbul'u, İstanbul'u yok ederek mi geliştireceğiz? O zaman İstanbul'a niye geldik ki? Bir yerden bir yere gitmek önemli. Bir yerden bir yere gitmek İstanbul'da bir cehennem. Ama bir yerden bir yere gitmek için İstanbul'u yok etmek mi gerekiyor? O zaman İstanbul'a niye geldik? İstanbul'un yeni sakinleri, dünyanın bu en önemli metropolünü hak ettiklerini göstermek için İstanbul'un üstünden geçmeden İstanbul'da bir yerden bir yere gitmeyi başarmalıdır. Yoksa... Modest Mouse'un güzel bir şarkısı vardır:
'We're dead even before the ship sank.'
Şöyle çevirmek hoşuma gider:
'Hepimiz ölmüşüz gemi batmadan önce.'
Özcan Yüksek / 23.06.2007, Referans Gazetesi
|
...
Bu konuda diğer yazılar... |
|
·
|
Esmer Hurafe: Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır. (25.04.0008)
|
|
·
|
Sarıkeçililer, Sarı Evlere!: (15.04.0008)
|
|
·
|
Barış : (14.04.0008)
|
|
·
|
The Sun-Headed Men: (08.04.0008)
|
|
·
|
Öğret Bana: Atlas geçen yıl nisan ayında on beşinci yaşına girmişti, bu sayıda 15 yılı geride bıraktı, on altıncı yılından gün aldı. Biz hâlâ buradayız. Siz de buradasınız. Aynı ormanın içinde. Ne güzel! (26.03.0008)
|
|
·
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân: Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten. (25.03.0008)
|
|
·
|
Altdünya Düşleri: (16.02.0008)
|
|
·
|
Örtüsüz nedenler örtülü sonuçlar: (04.02.0008)
|
|
·
|
Türban, Firavun ve Modern: (21.01.0008)
|
|
·
|
Define: Gecenin tegannisi nefes nefes nefestir. Görünmeyenlerin kaş göz işaretleri öyküler anlatır sana. Devran eden yıldızlarla sabahlarsın. Sanki yıldızlar birikir, gündüz olur. Oysa rüyada ne sabah vardır ne akşam. Her şey aynıdır. (14.01.0008)
|
|
·
|
Gölge: Gece dünyanın gölgesidir. Kimse kendi karanlığından kaçamaz. Ve kimse kendi gölgesinden, öteki kendisinden, belki de asıl kendisinden kaçamaz. Çünkü onlarsız olamayacağına göre, aşk ve korku, gölgeler dünyasına aittir. (17.12.0007)
|
|
·
|
Bin Bir: Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. (26.11.0007)
|
|
·
|
Hızlı Öpücük: (21.11.0007)
|
|
·
|
İbrahim yeniden yürüyecek mi: Bütün dünya nüfusunun yarısına yakının inandığı dinin temelini oluşturan Hz İbrahim, yürüdüğü coğrafyada yeniden insanlığın etkileyebilecek mi? Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, birer çatışma bahanesi olmaktan çıkacak mı? (10.11.0007)
|
|
·
|
Kaz Dağı'nda 150 milyon dolar için 450 milyon dolar yakılıyor: Altın yumurtlayan tavuğu kesersen, içinde altın olmadığını görürsün. Yalnızca altın liralar sayılmaz, zeytin taneleri de sayılır, ormandaki ağaçlar a sayılır, siyanür şişeleri, zeytin toplayıcıları, satıcıları, alıcıları da sayılır. (04.11.0007)
|
|
·
|
Dersimiz Nedir?: Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Sünniler, Şiiler, ateistler, sufiler, Bektaşiler, Şamanlar, Aleviler. Hepimiz duygusu önemli. Hepimiz. Özne, hepimiz olmalı. Hepimiz, nokta nokta... (26.10.0007)
|
|
·
|
Günah Keçisi: Suçlarımızı ve acılarımızı, bizim yerimize taşıyacak başka bir varlığa ya da nesneye aktarabilseydik keşke. Yaban akıl bunu başarabilirdi. Biz uygarlar, suçlarımız ve acılarımızla yaşamaya mahkûmuz. Yaban ve günahsız mı, yoksa uygar ama günahkâr ve acılar içinde olmak mı tercih edilmeli acaba? (26.10.0007)
|
|
·
|
SESSİZCE DÖN: İç İçe Zamanlar: Özcan Yüksek'in yazdığı Sessizce Dön, Doğan Kitap'tan çıktı. Mevlana'nın Anadolu'ya göç yolunu tekrar aşan Yüksek, bu uzun güzergâhın deneyimini okurlarla paylaşıyor. Kitapta Mevlana'nın zamanı ve bizim zamanımız iç içe geçiyor, büyük düşünür kimlik ve özgürlük sorunu hakkında günümüze bir şeyler söylüyor. Yüksek'le Sessizce Dön'ü konuştuk. (25.10.0007)
|
|
·
|
Flamingoların yalnızlığı: Eğer İstanbul'a Afyon üzerinden dönecekseniz, artık tamamen kurumuş olan Akşehir Gölü'nü gezebilirsiniz. Tatiliniz ve geziniz sırasında halkla konuşmayı da ihmal etmeyin. Orada insanların, 'Bir zamanlar buradan su kükreyerek çıkardı' dediklerini işitecekseniz. (26.08.0007)
|
|
·
|
Güneşin Çalgıcıları: Rüzgâr ve mısır tarlaları tatlı, uğultulu bir şarkı çalıyordu. Meksika'nın uzak, küçük bir dağ kasabasının, adı Kuetzalan olan kasabasının yakınındaydım. (20.08.0007)
|
|
·
|
Çapariz: Marmaray kazılarından, İstanbul şehrinin bilinçaltı ortaya çıktı. İlk İstanbul, ilk metropol, dünyanın ilk, en büyük limanı bulundu. (29.06.0007)
|
|
·
|
Dünya Döndü!: Kule tıhuu uuu, yani uzuuun, çok uzun zaman önce. (27.06.0007)
|
|
·
|
Bumerangın Dönüşü: Coğrafya kitapları üstünde pek durmaz, dünyamızın iki kıtasında büyük bir temizlik yaşanmış ve beyaz tenliler oralarda kendi uygarlıklarını kurmuşlardır. Şöyle bir soru gelse sınavda örneğin: Hangi iki kıtadır bunlar, isimlerini yazınız? (29.05.0007)
|
|
·
|
Mevlana, dünyanın yeni zihnini sarsıyor: Mevlana'nın dünya yılı için İstanbul'a gelen dünya insanlarını The Marmara'da iki gün boyunca Mevlana'yı konuştu. Mini eteklisinden başörtülüsüne kadar toplantıya katılan insanlar 'ne olursan ol gel' sözüne istinaden gelmiş gibiydiler. (13.05.0007)
|
|
·
|
Keşfetmenin ruh çözümlemesi: Atlas dergisinin 15. yılı için özel bir sayı hazırlarken, en başından beri bu dergide olan biri olarak, ister istemez, en çok şu soruyu soruyordum kendime: Nasıl bir dergi Atlas? (29.04.0007)
|
|
|
 |