Normalde kış aylarında yarasalar, mağralarında baş aşağı asılı durumda kış uykusunda olur. Oysa geçtiğimiz kış New York'ta çok sayıda yarasa kış uykusundan uyanma zamanından haftalar önce soğukta kararsızca uçarken ya da ölü bulundu. Birçoğunun burnunun etrafını beyaz mantar sarmıştı. Benzer vakalara Massachusetts, Connecticut ve Vermont'ta da rastlandı. Bilim insanları, 500 bin kadar yarasanın 'beyaz burun sendromu'ndan etkilenmiş olabileceğini düşünüyor. Araştırmacılar mantarın, yarasaların bu durumlarının asıl nedeni değil, kötü durumlarının göstergesi olabileceği kanısında. Gizemli ölümlerin nedenini araştıran bilim insanlarından biri olan Buffalo Üniversitesi'nden biyolog Katharina Dittmar şöyle diyor: 'Biz araştırmacılar, toplantılarda yarasaları neyin öldürebileceğini tartışıyoruz ve yaşamlarının birçok yönünü yeterince bilmediğimizi fark ediyoruz. İlginç ama şimdi bu hastalığın gelip çatmasıyla kapsamlı araştırmalara başladık.' Son yıllarda yarasaların sırları açığa çıkmaya başladı. Örneğin kısa bir süre önce yarasaların gürültülü bir rock konserinden daha şiddetli sesler çıkardığı anlaşıldı. Danimarka Biyoloji Enstitüsü'nden Annemarie Surlykke ve Ulm Üniversitesi'nden Elisabeth Kalko'nun araştırmasına göre, seslerinin şiddeti 140 desibeli geçebiliyor. Bu, insan kulağının dayanma sınırının, ağrı duyma eşiğinin üstünde. Ama yarasaların sesi ultrasonik frekanslı, bu yüzden biz duyamıyoruz. Maryland Üniversitesi'nden yarasa araştırmacısı Profesör Cynthia Moss, aksi halde nasıl bir gürültüye maruz kalacağımızı 'Bu, uçak pistinde oturmak gibi bir şey olurdu' sözleriyle ifade ediyor. Surlykke ise şunları söylüyor: 'Bu kadar küçük hayvanların böyle aşırı ses basınçları çıkarabilmeleri kesinlikle çok etkileyici.' Peki, yarasalar kendi gürültülerine nasıl dayanabiliyor? Yarasa 'çığlık' atmadan hemen önce orta kulak kası kasılıyor, kulakta bulunan üç küçük kemik seslerin iç kulağa iletilmesini önlüyor. Bu hayvanlar, nabız atışına benzer şekilde arka arkaya ultrasonik frekanslı sesler çıkarıyor. Çevrelerindeki nesnelere çarpıp geri yansıyan seslerini dinleyerek nesnelerin üçboyutlu 'görüntüsünü' elde ediyorlar. Bir başka deyişle karanlıkta uçan bir yarasa, etrafındaki ağaçları, duvarı, sokak lambasını adeta sesle görüyor. Deneyler yarasaların 0.08 milimetre inceliğinde bir teli bile tespit edebildiğini, gerçek böcekle plastik kopyasını ayırt edebildiğini gösteriyor. Ultrasonik frekanslı sesler çıkarabilmeleri, küçük böceklerden yankı alabilmeleri için gerekli. Bu tür sesler, yarasaya daha detaylı bilgi veriyor, ancak havada fazla uzağa taşınmıyor. İşte bu yüzden, seslerini aşırı şiddetli çıkarmaları gerekiyor.
Yeni araştırması Haziran 2008'de PNAS dergisinde yayımlanan Profesör Cynthia Moss, yarasaların kafasının içinde neler olup bittiğini anlamaya çalışan bilim insanlarından biri. Moss ve Weizmann Bilim Enstitüsü'nden Nachum Ulanovsky, yarasalara dair yüzden fazla çalışmayı incelemeye aldı. Araştırmalara göre yankılar, yarasanın hafızasına 'ipuçları' bırakıyor. Yarasalar, ortamlarına ilişkin detayları hatırlayarak karanlıkta emniyetli şekilde uçabiliyor. Çoğu yarasa ultrasonik sesleri ağzından çıkarıyor. Öte yandan, yaklaşık 300 yarasa türü burnundan ses çıkarıyor. Bilim insanları uzun süredir 'burun yaprakları' adı verilen girift yapılı deri kıvrımlarının sonar sistemleriyle ilişkili olduğunu düşünüyordu. Birkaç yıl önce Shandong Üniversitesi'nden Profesör Rolf Müller, Asya'nın güneyinde yaşayan nal burunlu yarasanın (Rhinolophus rouxi) yüz hatlarını incelemeye aldı. Müller, doktora öğrencisi Qiao Zhuang ile birlikte burun yapraklarının üstündeki yatay olukların, farklı frekanslı sesleri farklı yönlere odakladığını belirledi. Nal burunlu yarasanın çıkardığı 60 kilohertzlik sesler dikey olarak yayılırken, 80 kilohertzlik sesler ileri doğru odaklanıyor. Müller, bu durumu ilginç bir örnekle açıklıyor: 'Yarasaların dünyaya ultrasonik bir el feneriyle baktığını düşünün. Bu araştırmaya göre yarasalar, her biri değişik şekil ve boyutta ışık veren ve çevrelerindeki farklı bir bölgeyi aydınlatan çeşit çeşit el fenerleri kullanıyor.' Selcen Pirge / Atlas Kasım 2008 |
















