Aspirinin kaynağı söğüt ağacının kabuğu, kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan Taxol'ün kaynağı porsuk ağacı. Bugüne kadar bitkisel maddeler ilaç endüstrisinde geniş bir yelpazede kullanıldı. Öte yandan son yıllarda yeni ilaçlar arayan bilim insanları, bitkiler gibi 'canlı kimyasal fabrikalar' olan deniz organizmalarına da yönelmeye başladı. Deniz canlılarının çok az bir kısmı farmakolojik özellikleri bakımından incelendi. Ayrıca okyanuslarda henüz tanımlanmamış çok sayıda canlının bulunduğu sanılıyor. Uzmanlara göre okyanuslar önümüzdeki yıllarda önemli hastalıkların çarelerini sunabilir. İlaç araştırmalarına konu olan deniz canlıları arasında, çoğunlukla tropik sulardaki mercan resiflerinde yaşayan koni kabuklu deniz salyangozları da (Conidae) var. Bu hayvanlar avlarını zehir enjekte ederek felç ediyor, sonra yiyor. Her koni kabuklu salyangoz türünün zehri, sayıları iki yüzü bulabilen ve oranları değişebilen çok sayıda kimyasal bileşikten oluşuyor. Utah Üniversitesi'nden Profesör Michael McIntosh, su salyangozlarını hazine sandıklarına benzetiyor. Profesör McIntosh kısa bir süre önce aynı üniversiteden Baldomero Olivera'nın da yardımıyla, alzheimer gibi bazı beyin hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceği düşünülen yeni bir zehir bileşiği keşfetti. Profesör McIntosh'un keşfettiği başka bir salyangoz zehiri de, morfinden 1000 kat daha kuvvetli bir ağrı kesici. Profesör Olivera, 'Bu, salyangozun zehirindeki yaklaşık 100 ayrı bileşikten biriydi' diyor. Deniz salyangozlarına ilişkin çalışmaları nedeniyle Harvard Üniversitesi'ne bağlı Harvard Vakfı tarafından 2007'nin bilim insanı seçilen Profesör Olivera, kendisiyle yaptığımız röportajda bize zehirlerin salyangozları avcı türlerden de koruduğunu tahmin ettiklerini söyledi.
Doğal İlaçlara Dönüş
Avustralya'nın mercan resiflerinde doğal ilaçlar arayan Avustralya Deniz Bilimi Enstitüsü'nden Dr. Lyndon Llewellyn şöyle diyor: 'Bizim orada aradığımız, hayalini bile kurmadığımız yeni kimyasallar. Bu kimyasalları nasıl yapabileceğimizi düşünemiyoruz bile.' Llewellyn doğadaki canlıların ise bunları milyonlarca yıldır yaptığını ekliyor. Avustralya'nın önde gelen deniz kimyası uzmanlarından Dr. Chris Battershill de en küçük deniz canlısının bile çok karmaşık olduğunu belirtiyor ve ekliyor: 'Biyosentezledikleri kimyasallar bakımından akıl almaz karmaşıklığa sahipler.' Deniz organizmalarındaki kimyasal maddelerin zengin ilaç potansiyeline sahip olduğu anlaşıldı. Ancak doğal bileşiklerin çok karmaşık olması, bazı araştırmacıların bu maddelerle çalışmaya isteksiz davranmasına neden oldu. Ticari ilaç üretimi için yeterli miktarda doğal etken madde elde edilemiyorsa ve bu maddelerin yapay olarak üretilmesi mümkün değilse, bu ilaç araştırma programının sona ermesi anlamına geliyor. Hem kimyagerler bu bileşikleri laboratuvarlarda yapay olarak üretebilseler bile bu çoğu zaman karmaşık süreçler gerektiriyor. Amerika Ulusal Kanser Enstitüsü'nden Dr. David Newman, 1990'larda ülkedeki birçok ilaç firmasının doğayı temel ilaç kaynağı olarak kullanmaktan kaçındığını belirtiyor. Kendisine bu konudaki görüşlerini sorduğumuz Profesör Baldomero Olivera da Atlas'a 'Daha iyi olacağını düşündüler ama sonuçta istedikleri oranda ilaç geliştiremediler' dedi. Birçok firmanın potansiyel ilaç kaynakları tükenmeye yüz tuttu. Bu da doğaya olan ilginin artması gerektiği fikrini öne çıkarıyor. Doğadaki araştırmaların azaltılması değil, aksine çoğaltılması gerektiğini savunan Dr. David Newman da böyle düşünenler arasında. Newman, kısa bir sure önce Reuters'e yaptığı açıklamada şöyle dedi: 'Bir kimyager Taxol'ü (porsuk ağacında bulunan, sonradan yapay olarak da üretilen kanser ilacı) görmedikçe, onu yapmaya asla akıl erdiremezdi. Selcen Pirge / Haziran 2007,sayı 171 |















