Ama bir ortaklıkları vardır. İkisi de ışığın hem dalgalı hem taneli devinimine dayanır. Geçen yüzyıla kadar bu iki özellik bağdaşmaz kabul ediliyordu. Örneğin Newton, fotonların dalgalı değil taneli davrandığını ve aşılmaz bir sınırının bulunmadığını savunmuş ve büyük otoritesiyle rakiplerini etkisizleştirmişti. Oysa kuantum fiziğinin iyi bilinen 'belirsizlik ilkesi' ışığın dalgalı karakterinden gelir. Bu ilkeyi, Nazi döneminde Almanya'nın atom bombası çalışmalarının yönetiminde bulunan Alman fizikçi W. Heisenberg ortaya atmış ve Nobel ödülü almıştı (1927). Einstein'in kuramı ise ışığın taneli davranışını asıl tutar. Özünde Kuantum fiziği olasılıkçıdır, görelilik fiziği ise deterministtir. İlkine göre, bir foton öbür fotonlardan bağımsız olarak kendi başına davranamaz. Dalga paketi terimiyle anlatılan, fotonların bu karşılıklı bağımlılığı, belirsizlik ilkesinin de temelidir. Kuantum fizikçileri bu yüzden olasılık diliyle konuşur. Oysa görelilik kuramı, fotonun mermiler gibi birbirlerinden yalıtık ve başına buyruk davranabilen taneli yapısını asıl tutar. 'Tanrı zar atmaz,' diye Kuantumcuları eleştiren Einstein, kuramının olanca devrimci karakterine karşın Newton ile aynı saftadır. Darvin'in evrim anlayışı da Einstein'ınki gibi makrodur. Türler, mermi fotonlar gibi birbirinden yalıtık var olurlar. Oysa özellikle 90'lı yıllardaki moleküler biyoloji araştırmaları, bakteri türlerinin dalga fotonlar gibi birbirine bağlı bir evrim geçirdiğini ortaya koydu.
Makro Evrim
Darvin'in evrim kuramında, evrimin ereği, bireyler üzerinden gerçekleşse de türdür. Tür, basitçe bireylerinin ana özelliklerini barındıran sırf bilimsel bir tasnif değildir. Bir tür başka bir türden aktif olarak ayrılır. Bu ayrılma, türler arası olası çiftleşmenin yavru vermemesiyle veya eşek ve atta olduğu gibi yavrunun kısır olmasıyla gerçekleşir.Özetle evrim şöyle yürür: Türsel bir nüfusun bireylerindeki belli belirsiz ayrımlar bile evrime götüren değişmeyi başlatabilir. Evrim, 'sonsuz küçük' ayrımların, doğal seçilim yoluyla seçilip korunması ve birikmesiyle ağır ağır ve kesintisizce işler. Diferansiyel kalkulusu bulan (veya günümüzdeki biçimini veren) Leibniz gibi, hem Einstein hem Darvin doğanın sıçrama yapmayacağına inanır; natura non facit saltum. Yaşamda kalmayı veya cinsel eş bulmayı engelleyen veya zorlaştıran değişiklikler ayıklanıp elverişli olanlar sonraki kuşağa aktarıldıkça, giderek artan sayıda büyük nüfuslar bir araya toplanırlar. Yaşadıkları ortamın özgüllüklerine göre birbirlerinden ıraksayarak ayrı türler oluştururlar. Buna göre, dünya homojen olsaydı yalnızca tek tür bulunacaktı. Dünyanın çeşitliliğini ve değişkenliğini teknoloji yoluyla etkisizleştirerek bir bakıma bizim için homojen kılıyoruz. Gelgelelim, belirli bir ortamdaki nüfus artışının bir sınırı vardır; eşleşebilen bireylerden oluşan bir türün başlangıçtaki geometrik nüfus artışı o ortamın sağlayabildiği besin ve öbür kaynaklarca frenlenir. Bu sınıra yaklaştıkça tür içi kavga yükselir. Darvin'e göre, en yüksek rekabet aynı ortamı paylaşan en yakın bireyler arasında olur. Bu da daha arı bir tür oluşumuna yardım eder. Canlı nüfusları böylece, 'tek bir ortak prototipten' tomurcuklana çatallana, sonsuz-küçük adımlarla sonsuzca çeşitlenerek karmaşıklaşan bir soygelim ağacı oluşturur, tür, cins, aile, takım, sınıf, şube, âlem gibi soy dallanmaları yaratırlar. Problem bu ortak atayla ilgilidir.
Mikro Evrim
Darvin kuramının bir zayıf yanını, görüşleri Stalin döneminde diyalektik ve tarihsel materyalizme uymadığı gerekçesiyle yasaklanan Mendel'in kalıtım kuramı gidermiştir. Sonraki gen kuramı, doğal seçilime uğrayan şeyin, eşeyli üremedeki çaprazlama ve/veya mutasyon yoluyla değişerek aktarılan genetik bilginin yavruda ürettiği bireysel ayrımlar olduğunu göstermiştir. Nasıl gerçekleştiği giderek daha iyi açıklansa da evrimin, birlikten ayrılığa tek yönlü ilerlediği anlayışı, yani türler arası gen alışverişinin olanaksızlığı ilkesi korunmaktadır. Ve bu, DNA'nın sarmal yapısını keşfeden J. Watson Crick'in deyişiyle evrim kuramının 'ana dogması' ile buluşur.Bu dogma şunu der: DNA yoluyla kodlanarak oluşturulan proteine, ters mühendislik uygulanamaz. Yani proteinden bilgiye geri gidilemez veya bilgi protein yoluyla taşınmaz. Dolayısıyla genetik bilgi yalnızca üremeyle iletilir. Buna gölge düşüren bir olgu, kamuoyunu uzun süre meşgul etmiş olan delidana hastalığıdır. Hastalığın nedeni bakteri veya virüs değil, prion denilen, doğru katlanmamış protein molekülleridir. Bunlar DNA gibi davranmakta, yani doğrudan kendisini kopyalayabilmektedir. Özellikle beyindeki sinir hücrelerine bulaştığında normal hücreleri de kendisine benzeterek ölüme götürmektedir. Benzeri bulguların evrim kuramına neler getireceğini göreceğiz. Ama bitki ve hayvan çeşitlerinden oluşan soygelim ağacının ortak prototipininin ne olduğu sorusu ortada kalmıştır. Bu soruya başarılı bir yanıt vermenin olanağı 'moleküler evrim' alanının açılmasıyla oluştu. Aranan ortak ata, en eski fosili 3.5-4 milyar yıl öncesini gösteren bir tekhücreli türü olmalı, ama hangisi: Ökaryot mu, arkea mı öbakteri mi? Tabiri caiz ise bu evrim belirsizliğidir. Çünkü bakteriler yalnızca dikey olarak yani bölünme yoluyla değil, yanı sıra yatay olarak yani kavuşum yoluyla da gen aktarırlar. Yandaki kutuda anlatılan kavuşumun, moleküler biyoloji sayesinde sanıldığından çok daha fazla yaygın olduğu anlaşıldı (KUTU). Cinsiyetliliğin ilkoluşumuna da ışık tutabilecek kavuşum yoluyla bir bakteri, kendisiyle aynı türe alınamayacak denli değişik bir bakteriyle ve hatta insan dahil çokhücreli canlılarla gen aktarımı yapabilir. İnsanda bakteriyle ortak kırk kadar gen vardır. Bu da, makro evrim kuramının önümüzdeki yıllarda mikro evrim lehine epey bir elden geçirileceğine işaret ediyor. Bu ikilik ekonomide de vardır, makro ve mikro ekonomi iki ayrı gezegen gibidir. Keza konusu toplum olan sosyoloji ile birey olan psikoloji de öyledir. Politik yaşamda olduğu kadar, gündelik yaşamda da ben ve başkası ikiliğini bir türlü çözemiyoruz. Her yerde aynı tür karşıtlığa rastlamamızdan belli ki, deneysel araştırmalar kadar değişik bir mantık, değişik bir düşünme biçimi gerekiyor. Atlas Temmuz 2008, sayı 184 |














